• BIST 106.239
  • Altın 161,217
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 12 °C

007 James Bond'un politiği ve kötü adamları

İrfan TAŞTEMUR / Londra

İlk James Bond filmi Dr No'dan son film Spectre'ye kadar İngiliz Gizli Servisi MI6 ajanı 007'nin kötü adamları bize Batılı devletlerin hem kendi içlerinde hem de dünyada yaşadıkları endişeleri, karşı karşıya kaldıkları sorunları anlatır. Bu halleriyle bütün Bond filmlerinin Batı'nın gerçekliklerini ve değişimlerini anlatan politik filmler oldukları söylenebilir. Bond'un Casino Royale'de gözlemlediği gibi, “Günümüzde tarih o kadar hızlı ilerliyor ki iyiler ve kötüler yer değiştiriyor.”

Yazar Ian Fleming'in kendi gizli ajanlık geçmişinden ve hatıralarından esinlenerek yarattığı 007'nin ilk filmi Dr No'dan son film SPECTRE'ye, karşımızda bütün dünyaya meydan okuyan gizli bir örgüt(SPECTRE) ve bu örgütün zaman zaman adeta eski zaman korsanlarının bir karikatürü olan lideri vardır.1961 yılında çekilen filmde Küba destekli SPECTRE'nin (Karşı İstihbarat, Terör, İntikam ve Gasp ÖzelKuvvetleri Yönetimi) lideri Dr No, Karayipler'de ıssız bir adada kurduğu üste Amerika'nın 1958-1963 yılları arasında Sovyetler Birliği'nden daha önce uzaya ilk insanlı uzay uçuşunu hedefleyen Mercury Projesi'ni hedef alıp Amerika'dan uzaya gönderilecek füzeyi düşürmeyi hedeflemektedir. Panama Kanalı da Dr No'nun hedefleri arasındadır.

007 filmleriyle birlikte eski usul melodramlarının sadece sevdiği kadına, rakiplerine zarar veren kötü adam karakterleri de köklü bir değişime uğramıştır. 007'nin kötüleri bütün dünyaya zarar vermektedir ve “öldürme lisanslı yakışıklı katilimiz” İngiliz ajanı James Bond, zaman zaman CIA'den de alacağı küçük desteklerle “ülkesinin, Kraliçesinin ve dünyanın selameti” için görevlendirilmiştir.

1960'ların başında Soğuk Savaş'ın ateşi yeterince harlanmamış ve casus romanları henüz popüler hale gelmemiştir. Alfred Hitchcock'un 1930'ların başında çektiği Gizli Ajan ve Kaybolan Leydi gibi gerilim filmleri politik olmayan, vurdusu kırdısı cinayeti az olaylarla örülü dedektif öyküleridir.

***

Ian Fleming'in 1953-1966 yılları arasında yazdığı 14 James Bond romanı İngiltere'nin 20'nci yüzyılda kırılan gururunun tamirine ve yeniden inşasına yönelmiş bir çabadır. Fleming bu çabasını, tıpkı kendisi gibi Eton ve Cambridge gibi iyi okullardan mezun karakteri James Bond üzerinden sürdürmüştür. Sıcak kanlı, zevk ve kadın düşkünü kahraman 007, uluslararası bir komplonun peşine düşerken kızlarıyla lüks otellerde, plajlarda, uçaklarda, yatlarda, trenlerde ve yataklardadır aynı zamanda. Oysa gerçek hayatta İngiltere Bond romanlarının yazıldığı yıllarda gücünü ve sömürgelerini kaybetmiş ve ABD'ye sığınmış bir ülkedir. Dünyaya yeni bir nizam getirip proje üretecek, Sovyetler Birliği ile aşık atabilecek mecali kalmamıştır. Fleming, Bond karakteriyle birlikte bir nostaljinin ve hayalin peşine düşmüştür. Everest'e tırmanan, Nobel edebiyat ödülleri alan, sporda olimpiyat madalyaları kazanan eski bir imparatorluğun aktif seks hayatı olan, iyi eğitimli ve yakışıklı bir katil yaratmaya hakkı yok mudur?

Bond filmlerinin kötü adamları gerçek hayattaki kötü adamlardan hem daha renkli hem de daha fazladır. Sovyet ajanları, uluslararası suçlular, dişiyle demiri kopartanlar, zenci gangsterler, Ruslar, Çinliler, Almanlar, Fransızlar, Alman Çinlileri, Koreliler, Polonya Rumları, Sırp asıllılar, İtalyan Amerikalılar...

Bond romanları ve filmlerinin kötüleri kolaylıkla ayırt edilebilir ve akılda kalır. Dünyanın en akıl almaz komplolarını planlarlar. Medya imparatoru bir kötü adam henüz işlenmemiş bir cinayeti TV kanallarında canlı duyurur. Nükleer silahların ancak işte böyle kötü adamların ellerine geçmesi halinde dünyaya zarar vereceği teması işlenir. Yüksek teknoloji ve bilişim alanı da kötü adamların elinde olduğunda dünyanın başına neler gelebileceğini tahmin bile edemezsiniz.


***

Bond filmlerine göre nükleer silahlar, bilişim teknolojisi ve yüksek teknolojiler ancak büyük güçlerin kontrolünde kalırsa emin ellerdedir. Bu büyük güçler arasında asla komünistler olmamalıdır. Büyük bir buluş gerçekleştiren roket bilimcisi megalomanyak bir bilim adamının ardında da mutlaka eski bir Nazi subayı vardır. Mafya, Tito'nun eski polis örgütü ve Gestapo beraber çalışmaktadırlar ve tamamı Sovyet hükümetine bağlı SMERSH adlı bir örgüt tarafından yönetilmektedirler. SPECTRE, ihtiyaç duyduğunda, İngiliz Gizli Servisine karşı SMERSH'i de kullanmaktadır.

Bond filmlerinin ana temalarından birisi ABD'nin Kızıllara /Ruslara, İngiltere'nin Nazilere /Almanlara karşı savaştığı ve amaçları için işbirliği yaptıklarıdır. Azerbaycan'da petrol anlaşması imzalayan yeni şirketin ardında dünyanın kötülerinin örgütü olduğunu ortaya çıkartıp onları yok etmek ABD ve İngiltere'nin dolayısıyla Bond'un görevidir.

SPECTRE filminde teknoloji yanlış ellerdedir. Bu teknoloji İngiltere İçişleri Bakanı Theresa May'e geri getirilmelidir ve Bond son filmde bunun gereğini yapmaktadır. Artık Bakan Theresa May, Orwell'in 1984'de yazdığı gibi, bütün yurttaşlarının internet hareketlerini yakından izleyebilecektir. 007 Bond, artık Silicon Valley'deki mikrochip marketini ele geçirmeye çalışanlara karşı da mücadele edecektir. Biyolojik silahların, atom bombalarının, nükleer denizaltıların kötü niyetlilerden uzak tutulması için 007 Bond herkese lazımdır.

2010 yılında Londra'da “güvenli ev”de ölü bulunan İngiliz Gizli Servisi ajanı Gareth Williams, Snowden, Bob Manning ve Wikileaks kurucusu Assange Amerika ve Ingİltere'nin ortak imalatı olan iç düşmanlardır. CIA ve MI6 90'lı yıllardan itibaren komünizmle mücadeleyi bırakıp bilişim alanındaki keşiflerle beraber iç düşmana yönelmişlerdir. 11 Eylül saldırısının ardından da CIA kendi vatandaşına karşı savaştığı için “vatan savaşı veren yurtsever örgüt” oluvermiştir. Radikal İslam öcüsü de bu algıyı pekiştirip, emekçilerin kendi haklarını savunmalarının önüne geçmiştir.


***

Komünizm bitmiş ve düşman artık evde aranmaya başlanmıştır. Thatcher döneminin iç düşmanı işçi sendikalarıyken, günümüzün yeni düşmanı sosyal-internet medyasında düzeni sorgulayan, kapitalizmin vahşetine karşı protesto eylemleri örgütleyen, düşüncelerini aktaran kişiler olmuştur. Sistem bu kişilerin güvenlik kurumlarına sızmasından  korkmaktadır. Ayrıca vicdanlarının seslerini dinlerler kaygısı ile dindar kişiler de bu kurumlara alınmaz olmuştur.

007 Bond'un son filmi SPECTRE Batılı ülkelerin kendi iç güvenlik sistemlerini kurduklarını ve neo-liberalizme karşı çıkanlara karşı topyekun ve daha büyük bir saldırı planladıklarının da son hazırlık filmidir.

Mc Carthy  komisyonuna ispiyonculuk yapan Türkiyeli Ermeni Elia Kazan'ın çekip Marlon Brando'nun sendikal hakları için mücadele veren, hasmını bir yumrukta nakavt eden işçiyi oynadığı Rıhtımlar Üzerinde filmi artık bir melodram olarak maziye karışmıştır. 

***

Meraklısına: SPECTRE filmi üzerine Mehmet Yakın'ın T24'deki yazısı. Dünya dönüyor dostlar, James Bond değişmiş çok mu! http://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-yakin/dunya-donuyor-dostlar-james-bond-degismis-cok-mu,13182

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)