• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 18 °C

1 Kasım'dan sonra da meydan okudu: Gelecek bizimdir

Seçim öncesi TRT'deki sert konuşması büyük ilgi gören HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut, 1 Kasım'ın ardından yaptığı açıklamada da yine meydan okudu.

1 Kasım seçimlerinde 7 Haziran'a göre oylarını yüzde 40 oranında arttırarak 85.113 oy alan Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Genel Başkanı Nurullah Ankut, seçim sonuçlarını değerlendirdi.

Seçimler öncesinde TRT'de yaptığı propaganda konuşmasında, düzene ve düzen partilerine meydan okuyan konuşması ile oldukça ses getiren ve sosyal medyanın da büyük ilgi gösterdiği HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut, 1 Kasım'dan sonra umudunu yitirenlere "Gelecek bizimdir" diye selendi.

İşte seçimden sonra da seçim öncesi olduğu kadar coşkuyla meydna okuyan 'HKP'li Dayı' lakaplı Ankut'un o açıklaması:

Saygıdeğer Arkadaşlar,

Emperyalistler cephesinin, satılmışlar cephesinin, Parababaları cephesinin bir aşağılık seçim oyunu daha sonuçlandı.

Bildiğimiz gibi bu oyunun galibi Amerikancı, Ortaçağcı hareketin yani Tayyipgiller’in AKP’si oldu. O kazandı seçimi ve yeniden tek başına iktidar olabilecek sayıda vekili Meclise taşıyabildi.

Sanırız “İncirlik Mutabakatı”yla ABD’ye verdiği ödünler sayesinde bir süre daha iktidarda kalabilme hakkı elde etti, aldı Amerika’dan. Açıklandığına göre, eskiden 6 uçak varmış İncirlik’te ve Amerika onları kullanamıyormuş Ortadoğu’da. Şimdi uçakların yani o bombardıman uçaklarının sayısı, Ortadoğu’yu cehenneme çeviren, ölüm tarlalarına çeviren uçakların sayısı 30’a çıkarılacak bu mutabakatla ve Amerika istediği gibi o uçakları kullanabilecek, istediği yeri vurabilecek.

Bunun karşılığında Tayyipgiller’e bir süre daha iktidarda kalma imkânı tanındı, öyle görüyoruz ve o sayede Tayyipgiller bu seçimi kazandı. Yoksa dört buçuk ayda 4 milyon oyu alabilmeleri, 4 milyon insanı saflarına çekebilmeleri mümkün değil ama işte ABD Emperyalistlerinin böyle bir gücü var. 1946’dan bu yana, özellikle NATO’ya girişten bu yana, 1952’den bu yana Amerika, Türkiye’nin tüm kurumlarını ele geçirmiş durumda. İstihbarat örgütlerini, siyasi partilerini, medyasını, eğitimini, tarikatlarını, kültürünü, sanatını tümüyle kendi denetimine almış ve onları kendi çıkarı için kullanabileceği şekilde yeniden düzenlemiştir.

Eskiden “NATO Haftası” vardı okullarda, orta öğretim kurumlarında. Yani bizim öğretmenlerimiz ABD’nin saldırgan emperyalist savaş örgütünü övüyorlardı bir hafta boyunca. Öğrenciler bir araya toplanıyordu meydanlarda, koridorlarda, bahçelerde, NATO övgüsü anlatılıyordu onlara.

Yine “Milli Güvenlik” derslerinde Amerika ve NATO övülüyordu. Tarikatlarda yine NATO övülüyordu. Camilerde NATO övülüyordu. Siyasi partiler NATO’yu övüyorlardı. Amerikan filmleri tüm sinema salonlarını işgal etmişti. Yani böylece Amerika, Türkiye’nin tüm devlet kurumlarını ve kültürümüzü kevgire döndürmüştür. Her yerden ajanlar devşirmiş ve örgütlediği o ajanlar aracılılığıyla Türkiye’yi kendi bir eyaletini yönetir kolaylıkta yönetir hale gelmiştir.

İşte Tayyipgiller de ABD’nin 1950 sonrası uygulamaya soktuğu o “Yeşil Kuşak Projesi”nin ürünüdür.

Yani tüm İslam ülkelerini CIA diniyle, Pentagon, Washington diniyle ya da Muaviye Yezit diniyle, gerçek İslam’la hiç alakası olmayan bir dinle zehirlemiş, afyonlamış ve düşünemez, gerçekleri görüp kavrayamaz hale getirmiştir. İşte 1950’den bu yana Kur’an kursları, tarikatlar, imam hatip okulları sürekli bu CIA diniyle doktrine edilmiş insanlar salmaktadır toplumun içine.

Tayyipgiller de, bu Ortaçağcı parti de, ümmetçilik konağının partisi de, bu Amerikan uşağı parti de bu sayede 2002’den beri iktidarını sürdürmektedir. Ve işte geçen Pazar yapılan bu seçim oyununda da oylarını % 49’a kadar yükseltebilmiştir.

AKP’nin kaçak sarayda mukim büyük patronu bayram ediyor: “Milli irade kazandı. Onun sözü bu. Ona herkes saygı göstermeli”, diyor.

Oysa ne ilgisi var bunun milli iradeyle... Televizyonların, yazılı basının % 90’ını sen eline geçirmişsin, bütün tarikatlar, imam hatip okulları, Kur’an kursları, medya sana çalışıyor. 120 bin civarındaki imam, müezzin, din görevlisi sana çalışıyor. Profesyonel görevlilerin durumunda hepsi. Amerika senin arkanda, medya senin arkanda, Parababaları senin arkanda...

Bizimse ne televizyonumuz var, ne gazetemiz var, ne internet ortamında haber sitelerimiz var, sadece ayda bir yayımlanan gazetemiz var. Ve kanunlar gereği YSK’nin kararıyla TRT’de yaptığımız 10’ar dakikalık iki konuşmamız var. Bu şartlarda seçime girdik. Bunun eşitlikle, hakkaniyetlikle zerre ilgisi olabilir mi?

Ver bakalım TRT’yi 6 aylığına senin kullandığın gibi bizim emrimize, biz de kullanalım. TRT’nin tek bir kanalını... Öbür kanalları senin olsun. Bak bakalım o zaman senin sonun ne oluyor? Meclisteki diğer 3 Amerikancı partinin sonu ne oluyor?

İhanetlerinizi, hırsızlıklarınızı, vurgunlarınızı, cinayetlerinizi bir bir halka nasıl anlatıyoruz, gösteriyoruz, kavratıyoruz; ondan sonra girelim bakalım seçime nasıl bir durumla karşılaşırsın...

Yoldaşlar,

İnsanın dili de, dini de, kültürü de, zevkleri de hep içinde yaşadığı toplumdan gelir.  İnsan toplum yaratığıdır. Marks der ki; ihtiyaçlarımızın ve zevklerimizin kaynağı toplumdur. Yani toplum bu hale getirilince, bir anda Ortaçağın insanları durumuna, kavrayışı durumuna getirilince insanların anlayışı, kavrayışı, düşünce tarzı, e o zaman sen onları istediğin gibi yönlendirebilirsin.

İşte bizim bu ablukayı yarmamız, kırmamız çok uzun bir zaman alacak. Zaten biz bu seçimlere de bu amaçla giriyoruz. Başka hiçbir beklentimiz yok. Orası bizim devrimci düşüncelerimizi tüm halka duyurabileceğimiz büyük bir kürsü. Bizim için seçimlerin anlamı bu. Ve o kürsüden biz ne kadar fazla insana sesimizi duyurabilir, düşüncelerimizi aktarabilir ve onları sizlerin ihaneti konusunda aydınlatabilirsek, bizim için o kadar faydalı olmuş olur, başarılı olmuş olur seçim. Nitekim o 10’ar dakikalık konuşmalar bile çok önemli etki yarattı.

Seçim akşamı bir yoldaşım anlattı. Çalıştığı işyerinde koyu AKP’li bir arkadaşı varmış. Konuşmamızı izleyen biz yaştaki, belki de biraz daha yaşlı babası, ben oyumu bu adamın partisine vereceğim, gerçekleri sadece o söyledi, en samimi, en içten konuşan o adam, demiş.

Oğlu, tabiî hangi sebeple Tayyipçi bilemiyoruz, hemen atılmış; ama baba demiş o komünist, bak kızıl bayrağı var burada, yanıbaşında. Sen oyunu bir komüniste mi vereceksin? demiş. Vazgeçirmiş babasını, kandırmış.

Yani demek istediğimiz yoldaşlar, biz anlaşılmak peşindeyiz. Yani insanlarımız bizi anlasın ve bir anda karar değiştiremese bile bir mayalanma olsun. Kafalarında sorular oluşsun insanlarımızın. Bir süre sonra onlar bizim haklılığımızı, cesaretimizi, doğruluğumuzu, ahlâkımızı, fedakârlığımızı görecekler. Biz bunu amaçladık. Seçimlerden sadece bu oldu beklentimiz.

Seçimlerden daha farklı bir sonuç çıksaydı da önemli bir değişiklik olmayacaktı, yoldaşlar. Çünkü Amerika’nın bu 4 Amerikancı partiye de verdiği görev; Türkiye’yi BOP çerçevesinde Yeni Sevr’e götürmektir.

Wikileaks belgeleri yayımlandı. Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan önce “Sızıntı-Wikileaks’te Ünlü Türkler” adıyla yayımladılar kitap olarak belgelerin bir bölümünü. Bir bölümünü de bu yıl “Mahrem” adı altında yayımladılar, yoldaşlar.

Wikileaks’in yayımladığı belgelerin 11 bin adedi Türkiye üzerine.  Ve dünyada, Irak’tan sonra ABD diplomatlarının hakkında en çok belge yazdığı, yani Amerikan Dışişleri Bakanlığına kriptolar gönderdiği ülke Türkiye. Türkiye ile ilgili belgeler. Bu da gösteriyor ki yoldaşlar, Amerika’nın Ortadoğu’daki en büyük hedefi Türkiye’dir. Yani odak noktası haline getirerek parçalamak istediği ve BOP çerçevesinde Yeni Sevr’i uygulamak istediği ülke Türkiye’dir. O bakımdan kararlılıkla o sürecin devamı peşindedir Amerika. Ve 4 Amerikancı parti de bu hainane, aşağılık işle görevlendirilmiştir.

Bundan sonra ne olacak?

Bundan sonra o süreç yine Amerika’nın istediği şekilde devam edecek  sonlanana kadar. Bu bazen, 20 Temmuz’dan bu yana olduğu gibi, yoğun silahlı, çatışmalı, kanlı, ölümlü, katliamlı şekilde sürebilir. Bazen de sakin sürebilir. Ama mutlaka sürmeye devam edecek. Amerika bunu istiyor ve Meclisteki piyonlarına, bu 4’lü çeteye bu görevi verdi, o memurlara.

Yoldaşlar,

Bizim biraz önce de söylediğimiz gibi televizyonlarımız, yayın organlarımız yok, günlük yazılı basınımız yok. Ve Amerikancı satılmışlar medyası, bundan sonra da bize uygulamakta olduğu ölümcül ablukayı uygulamaya devam edecek. Çünkü Parababaları siyasilerinin olduğu gibi, Amerikancı medyanın da en büyük düşmanı biziz. Çünkü bu insan soyunun başdüşmanı olan uluslararası emperyalizmin başhaydut devleti Amerika’yı en çok biz teşhir ediyoruz. Halklarımıza en çok biz gösteriyoruz onun kötülüklerini, katliamlarını, cinayetlerini, zulümlerini. O yüzden Amerikancı medya da bize düşman. Susuş suikastıyla bizi öldürmek, yok etmek istiyor. Bu aynen devam edecek bundan sonra da.

Bizim yapmamız gereken sosyal medyayı, internet ortamını çok başarılı şekilde kullanmak. Ancak bu şekilde sesimizi, sözümüzü duyurabiliriz halklarımıza. Teknolojinin geldiği bu aşama, yani içinde bulunduğumuz bu iletişim çağı bize böyle bir imkan sağlıyor. Orada bizi engelleyemiyorlar, yok edemiyorlar. O zaman bütün gücümüzle o alana yönelmemiz gerekir, orada çok aktif olmamız gerekir. Yani eli klavye tutan tüm arkadaşların, tüm yoldaşların öncelikli görevlerinden biri haline getirmeleri gerekir bu işi. Bizim tek çıkış yolumuz bu, yoldaşlar. Zaten günümüzde internet ortamında var olmayan hiçbir hareketin başarılı olma şansı büyük oranda yoktur. Hayatın önemli bir bölümü orada akmaktadır. Bugün orada biz özgürce düşüncelerimizi, ideolojimizi savunabiliriz, aktarabiliriz, tartışabiliriz, insanları ikna edebiliriz.

Bizim paramız yok, imkânlarımız yok, ama çok güçlü bir silahımız var: Doğrularımız var bizim.

Ve gerçek sosyal bilimin, yani Bilimcil Sosyalizmin temsilcisi Türkiye’de sadece biziz. O bilimi Türkiye’nin tarihine, sosyal ortamına, sınıf ilişki ve çelişkilerine uyarlayarak, on yıllar süren araştırmaların sonucunda Türkiye’nin Devrim Teorisini üretti, yarattı önderimiz Hikmet Kıvılcımlı. Ve onun bedence aramızdan ayrılışından sonra o teoriyi biz geliştirdik. Ve bu bilim sadece bizde var.

Bildiğimiz gibi bilimin görevi; gerçekleri sebep sonuç ilişkileri içinde olduğu gibi görmek ve o sayede de olayların hangi doğrultuda gelişeceğini ve ne gibi sonuçlara ulaşacağını önceden göstermektir. Yani bilimin görevi önceden görmektir. Ve tam ve duru görmektir. İşte bu güce, bu silaha sadece biz sahibiz. O bakımdan biz aktif olarak, öz güvenle, fedakârca çalışır ve bu bilimin yol göstericiliğinde kavgamızı sürdürürsek, başarılı olmamamız için hiçbir sebep yok. Ve hızla gelişiriz. Bundan adımız gibi emin olalım.

Bu Ortaçağcı iktidarın bundan sonra yapacağı zalimlikler, zulümler bizi asla sindiremez, yıldıramaz, cesaretimizi ve kararlılığımızı sarsamaz, yoldaşlar.

Çünkü biz, 17 yaşında Yörük Ali Efe’nin çetesinde, işgalci Yunan Ordusu karşısında savaşa giren Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileri ve yoldaşlarıyız.

Biz bugüne kadar işkencelerini de gördük Parababalarının, idam sehpalarını da gördük, hakkımızda idam yargılamalarını da gördük. Yanımızdan vızıldayarak geçen kurşunlarını da gördük. Yanı başımızda Yoldaşlarımızın vurulup dağ gibi düşüşlerini de gördük, zindanlarını da gördük.

Bunların hiçbiri bizim kararlılığımızı, inancımızı, cesaretimizi, mücadele azmimizi asla sarsamadı. Tersine öfkemiz, hıncımız, kararlılığımız ve mücadele heyecanımız, hırsımız daha da arttı, bilendi. O bakımdan biz bu kavgayı mutlaka zafere ulaştıracağız.

Zalimler, her geçen gün biraz daha zayıflayacaklar ve halkımız her geçen gün biraz daha uyanışa erecek. Ve bunun sonunda Şanlı Gezi İsyanı’mızın on katı, yüz katı isyanlar ortaya koyacağız biz ve o isyanlarla bu vurguncuların, bu hainler takımının tamamı devrilip yok olup gidecekler. Bunların ekonomik ve siyasi varlıkları tümüyle yok olacak. Gelecek mutlaka bizim, yoldaşlar.

Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeceğim:

Bu süreçte gecesini gündüzüne katarak, arabalarda yatıp kısa aralıklarla uyuyarak, on binlerce afişimizi Türkiye’nin hemen her tarafına, dağına taşına yapıştıran, pankartlarımızı asan, mütevazı eski külüstür arabalarımızla sokakları; şehirlerin, kasabaların, köylerin sokaklarını turlayan ve fedakârca, yiğitçe çalışan, dövüşen yoldaşlarıma en içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

Aynı zamanda bizi anlayan ve bize oy verme yürekliliğini, kararlılığını, özgüvenini, namusunu ortaya koyan seçmen kardeşlerimize de aynı şekilde en içten şükranlarımı sunarım.

Ve tüm bu yoldaş ve arkadaşlarımı devrimci yüreğimin olanca sıcaklığıyla, kardeşane kucaklarımla, alınlarından öperim.

Gelecek bizimdir yoldaşlar.

Halkız!.. Haklıyız!.. Yeneceğiz!..

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)