• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

10 Maddede Cerattepe dersleri

Deniz YILDIRIM

Yıllara dayanan mücadele; son bir haftada artan saldırılar karşısında daha da bilenmiş kararlılık; halkı kazanan, ama ezdirmeyen meşru direnme çizgisi. Artvin halkı hukuksuz bir girişimi durdurdu.

Dün Davutoğlu’nun yaptığı “mahkeme süreci tamamlanana kadar” açıklaması önemli; anlamına döneceğiz.

"Oyalama” olsa da; Cengiz’e karşı “asla vazgeçmem senden asla” tavrı sürse de; tepkilerin artması ve iktidarın aynı anda birkaç cephede mücadele yürütme kudretinde olmaması gibi etkenlerle birlikte düşünüldüğünde kazanan direniştir; Artvin halkının meşru direnişidir. Kazanımı korumak, ilerletmek ve kalıcılaştırmak kadar; kazanımın derslerini ülkenin çıkış yolu için pozitif derslere, mesajlara dönüştürmek de gerekli; bunu yapalım. Madde madde:

  • Her şeyin ötesinde şunu belirtelim: Karamsarlığın, umutsuzluğun, “her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu yapıyorlar, kimse dur diyemiyor, nasıl durduracağız?” sorularının akılları istila ettiği koşulları dağıtan panzehir, doğru strateji, meşru çizgi hattında kurulan sahadaki birliktelikler ve Cerattepe gibi kazanımlardır. Cerattepe Direnişi de bunu sağladı; “ölü toprağını attı”, tam “artık durdurulamaz” denilen yerde “durdurulur” mesajı verdi, “nasıl”ı gösterdi. Muhalefet partilerinde yarattığı hareketlilikten tutun da, “karamsar muhalif” yazar-çizerlerin son bir haftadır yazdıklarına bakınız. “Bittik biz” yazılarının, karamsarlığının yerini “Diren Cerattepe” çağrılarının aldığını göreceksiniz. Direnişin en önemli etkisi burada; yerelden çıkıp ülke geneline yayılıp bütünleşen karakteri  bununla da ilgili: “Karamsarlığa yer yok; baskı nereden geliyor, hukuksuzluk nerede üstümüze çullanıyorsa, meşruluğun anahtarını elimize alır, yürütmeyi durdururuz”a inanç yine artmıştır. Görülürse, anlaşılırsa, değerlendirilirse kıymetlidir.
  • Bir başka ders: Artvin’de AKP döneminde “yürü ya kulum” denmiş bir şirket adına devlet her türlü “tedbir”i aldı, hukuku hiçe saydı. Millete küfredenlerin “yerli ve milli”; millete küfredenlere toprağını, doğasını, yaşamını yağmalatmama iradesi gösterenlere “terörist” damgası yapıştırılmaya çalışıldı. Artvin halkı millete küfredenlerin de; millete küfredenlere sahip çıkanların da elindeki “yerli ve milli” bayrağını çekip aldı. Vatan ortak varlıklarımızdır, Cerattepe’dir; yağmacıya teslim edilmedi. Aynı kararlılık, Tekel’de, Yatağan’da, rödovanslı Soma’da sergilenmedi; olsun, geleceğe bakalım; sürdürürüz.
  • Şuna dikkat: halkın tüm tepkilerine, protestolarına rağmen Cengiz Holding sahneye hiç çıkmadı; holding adına halkla teması doğrudan parti-devleti sağladı. “Çünkü Cengiz sadece Cengiz değildir.” 2 yıl önce bir devlet hastanesinde taşeronda çalışan bir temizlik işçisinin şu saptaması, pratiğin netliğiyle Artvin’de son bir haftada yeniden doğrulandı: “devlet şirket olmuş, şirket de devlet”. Artvin’de şirket için devletin halkla doğrudan karşı karşıya gelmesi; devletin bir şirket tarafından çıkarılıp işletilecek madenleri sanki kaynaklar halkın cebine girecekmiş, özele akmayacakmış gibi canhıraş savunması bu tabloyu netleştirdi.  Bu nedenle; özel çıkarın devletle özdeşleştiği, devlet eliyle halka karşı geliştirildiği; ilişkilerin tam olarak kaynaştığı ortamda; Cerattepe halkçı-kamucu mücadele programının bir başka kazanım durağı. Şirket-devlete karşı halkçı-kamucu kurtuluş reçetesini sahadaki doktorlar Artvin’den tüm ülkeye yazıyor.
  • Buradan bakarsak Cerattepe, Gezi’nin devamıdır. Fakat bu, havuzcuların, komplocuların anladığı, yaydığı türden değil. Gezi bir mekan değil; baskıya, yağmaya, hukuksuzluğa karşı halkın yürütmeyi durdurma kararlılığı, varlıklarına sahip çıkma programı ve yaptırmama iradesidir. Hukuksuzluğun, “ben yaptım oldu”culuğun, “biz de reddi reddederiz, mahkeme kararını tanımıyoruz”culuğun, “gerektiğinde mevzuatı bir kenara koyun” anlayışının devletleştiği yerde; “yürütmeyi durdurma” gücü halkın meşru muhalefetine geçer. Gezi’de hukuksuzca “Topçu Kışlası” yaptırmayan da; Cerattepe’de hukuksuz madene geçit vermeyen de halkın aynı “yürütmeyi durdurma” kararlılığıdır. 1 Kasım’dan sonra ortaya atılan “Gezi parantezi kapandı” analizlerini de bu nedenle atın kenara; Gezi’yi anlamamak; halk hareketlerini kavramamaktır. Cerattepe; “Gezi parantezi kapandı” analizlerinin parantezinin kapatılmasıdır. AKP’ye geri adım attıran bir yönüyle de, geçmişte ufak kıvılcımların birike birike nasıl Gezi’ye dönüştüğünün, derelerin birleşerek nasıl denizde buluştuğunun bilgisinin kabus gibi akıllarda olmasıdır. AKP’nin unutamadığını, muhalefet güçlerinin unutma konusunda bu kadar istekli davranmaması gerekir.
  • Bir diğer ders de buna bağlıdır. Hukuksuz davranan meşru direniş değil; direnişi tetikleyen, destekleyen siyasal iradedir. Dikkat edelim; Başbakan Davutoğlu’nun dün yaptığı “mahkeme süreci tamamlanana kadar tüm faaliyetleri durdurma” açıklaması; aynı zamanda bir itiraf. Yürütme; siyasi iktidar Artvin’de mahkeme-yargı süreci tamamlanmadan faaliyetlere girişildiğini açıklamış; böylece hukuka aykırı işlem yürütüldüğünü ilan etmiştir. Devleti yönetenlerin yasallıkla bağlarını yitirdiklerini bir kere daha görünürleştiren Cerattepe Direnişi; meşru direnme çizgisiyle iktidarı “hukuka uyma”ya zorlamıştır. Devletin hukukla bağını kopardığının her gün kürsülerden ilan edildiği ortamda, Gezi de, Cerattepe de devleti hukuka uymaya zorlama kararlılığıdır. Burada direniş araçlarıyla da amaçlarıyla da gayrimeşru ve hukuksuz değil; aksine, meşruluk ve hukuk çizgisiyle bağını koparanlara karşı caydırma iradesini doğru araçlarla ilerlettiği oranda meşruluğun ve hukukun garantisidir.
  • Evet, direnişlerin geri çekildiği koşullarda yağma lehine mahkeme kararlarının çıkabilme ihtimali hep akılda tutulmalı; hukuk güç ilişkilerinden bağımsız değil.  Yine de halk bir kere “yürütmeyi durdurma” kararı verdiyse; bu kararı bozmak zordur.  Gezi’ye Topçu Kışlası yapılmasını imar planlarına aykırı bulan yerel mahkeme kararını iptal eden geçen yılki Danıştay kararına rağmen, kışla hala yapılamamıştır. “Yürütmeyi durdurma” kararını halk aldıysa, bozmak da cesaret ister. Bu nedenle Cerattepe kararına, karşı tarafın hamlelerini hesap eden bir ihtiyatlı iyimserlikle yaklaşmak doğru olsa da; karşı tarafın hamleleri üzerinden “şimdilik” sözcüğüyle bakmak yerine; belirleyen tarafın, “biz”in, “halk”ın kazanımları merkezinde bakmak ve kararı “bu daha başlangıç” diye yorumlamak daha anlamlıdır.
  • Daha önce anlattık; yeni rejim üç ayak üstünde yükseliyor: yağma; dikta, dinselleşme. Artvin’de bu üç ayak yine iç içe geçmiş; direnişi kırmak ve yağmanın önünü açmak için hem dikta tedbirleri ve hukuksuzluk hem de dinci ideoloji temelinde direnişi karalama-bölme kampanyası yürütülmüştür. Bu açıdan direnenlerin kendisini “neye karşı” direndiğiyle tanımlamasından bağımsız olarak; direniş kendiliğinden bu üç ayakla karşılaştığı anda politikleşmiştir. Saldırı politiktir; politik desteklidir; Cengiz bunca hengamede ortaya bile çıkmamaktadır; bu bir. Yağmayı durduran; dikta ve hukuksuzluk karşısında set çeken, dinci psikolojik harp aygıtlarını etkisizleştirerek kazanan her mücadele; direnenler kendilerini hangi konumda, hangi eksende tanımlarsa tanımlasın politiktir; bu da iki. Politika, flama-logo-bayrak göstermenin ötesinde bir ilişki biçimidir.
  • Özellikle doğanın, toprağın yağmalanmasına karşı yürütülen halkçı mücadelelerde en ön cephede hep kadınlar var; Cerattepe’de en sert saldırının, yaralamalı müdahalenin kadınların yürüyüşüne karşı olması anlamlıdır. Gericileşme ve taciz-tecavüz kültürüyle eve kapatılmak istenen; yağmayla köyünden, toprağından, geçim araçlarından edilip şehirlerde kapalı yaşamlara zorlanan kadınlar bu rejim döneminde en büyük baskıyı görmekte; tehdit edilmektedir. Yağma karşıtı direnişin en önüne kadınların geçmesi; dikta ve dinselleşme karşısında da bir anlam taşıyor; kadının sosyal yaşama, üretime katılması, erkeklerle yan yana ve çoğu zaman erkeklerden önce direnişi büyütmesi; İslamcı siyasal iktidara karşı başka bir politik meydan okuma; sahada, yan yana laikleşme imkanıdır. Yağmaya, diktaya, dinselleşmeye, rejimin üç ayağına karşı mücadelenin en önünde kadınlar var; Türkiye kadınlarla laikleşecek, kadınlarla gerçekten cumhuriyetleşecek.
  • Uzun süredir belirtiyoruz: Türkiye’nin Salı günlerine, grup toplantılarına, soru önergelerine, hemşehri derneklerine ziyaret fotolarının Twitter’dan paylaşılmasına sıkışmayan bir muhalefete ihtiyacı var. Caydırıcı, meşru araçlarla genişleyen, halkla büyüyen, yüzünü halka ve halkçılığa dönmüş; yaptırmama irade ve kararlılığıyla halkta umut, karşıtlarında umutsuzluk yaratan bir muhalefet hattına. Ana muhalefete değil, içinde onun da olduğu, gerekirse öncülük ettiği Havva Ana gibi muhalefete. Cerattepe bu açıdan muhalefet partilerinin, toplumsal muhalefet güçlerinin sahada, yan yana meşru bir “durdurma” iradesi etrafında birleşebildiğini, kendisi birleşirken yerelde AKP’lisiyle, MHP’lisiyle topyekün halkı da birleştirebildiğini göstermiştir. Cerattepe bir yandan yerel halkın farklı siyasal aidiyetlerini kamuya ait varlıkların savunmasında birliğe dönüştürdü (eksiğiyle, gediğiyle elbette); diğer yandan da ülke genelinde bu iktidarın baskılarından yılan, derdi olan farklı hak ve mücadele hareketlerinin sesini kendi içinden geçiren bir iletken niteliği gördü; birleşirken birleştiren formül; kazanan formül budur; bir iktidar programına, bir başka yönetme seçeneğine dönüştürülmesinin dersleri içinde saklıdır. Zor da değildir.
  • Son nokta bir başka derstir ve ayrıca önemlidir: Dikta karşısında Cerattepe çizgisi; halkı ezdirmeyen; direnişi farklı kesimlerle bütünleşmeye yönelten meşru araçlara sahip karakteri sayesinde daralmamış, genişleyerek iktidara geri adım attırmıştır. Demokratik birlik sahada, meşruluk çizgisini güçlendiren bir fiili zeminde sağlanır. Tam da bu yüzden dikta merkezlerinin şu anda en çok istediği şey; direnişlerin şiddet çizgisine kayması, meşru karakterinin aşınması, bu sayede direnişlerin daralması-bölünmesi ve kendisinin bu şiddet çizgisi karşısında her alanda savaş siyasetini başkanlık yolunda pekiştirmesi ve yeni ittifaklarını bu çizgiye karşı kemikleştirmesidir. 7 Haziran sonrasında kaybedilen oyunu yeniden kurmalarında bunu başarmalarının etkisi büyük. Bu nedenle Cerattepe çizgisi; AKP’nin 7 Haziran’dan sonra “yerlilik-millilik” etrafında ördüğü ittifak ve siyasi zıtlık stratejisini de etkisizleştirecek formülleri göstermiştir. Artvin’de siyasal bölünmenin ekseni, Saray tarafından belirlenen “milli-gayrimilli” ekseninden, onun tanımından ve kurduğu ittifaklardan çıkmış; gerçek anlamda “yerli ve milli kuvvetler” AKP’lisi, MHP’lisi, CHP’lisi, HDP’lisiyle öyle veya böyle yağmaya karşı bir araya gelmiş; halk denklemi bozabilmiştir, zıtlığı kendisi kurabilmiştir. AKP eski il başkanının “halk madeni istemiyor, sokağa çıkamıyoruz” sözleri böyle okunmalı. Bu açıdan doğru çizgi, 120 bin kişilik şehirlerde 100 bin kişiyi göçe zorlayan; kalanları baskıya, şiddete maruz bırakan; halkı ezdirirken geniş bir demokratik birlik siyasetini imkansızlaştıran, cepheyi daraltan mücadele biçimlerinin karşısında Cerattepe’den, ülkenin bir başka sınır memleketinden çekilmiştir. Ve bu nedenle de “Cerattepe Cizre değildir”, diktanın denklemini, oyun zıtlığını bozanla besleyen modeller arasındaki farkın saptanması; birleşik mücadele ve demokratik birliği önemseyen, Türk’le Kürdün eşit yurttaşlık temelinde birliğini savunan herkes açısından bir görevdir; doğruda doğruyu, yanlışta yanlışı söyleme görevi. Dersler alınması; savaş ve dikta siyasetinin nereden geldiği konusunda şüphe olmaksızın; buna karşı üretilen yanıt ve siyaset tarzlarının özeleştirisinin yapılması açısından da Cerattepe bir fırsattır. 

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)