• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 19 °C
  • Antalya 15 °C

14/2 Sevgililer Günü ve pırlanta ekonomisi

İ.Melih BAŞ

Sevgililer Günü, 19.yy.dan bu yana kutlanmakta olup, tecimsel boyutu da giderek artmaktadır. 14 Şubat için özel üretilen ürünlere baktığımızda, başta pırlantadan olmak üzere takılar, çikolatalar, çiçekler, özel kartlar, cinselliği kışkırtıcı kırmızı iç giysiler göze çarpıyor. Bu arada baş başa yemekler, ve giderek evlenme önerilerini de unutmayalım.

Kimi müslüman dindarlar ve/veya dinciler Hıristiyan kökeni nedeniyle bu günün kutlanmasına ve özel ürünler satışına sıcak bakmıyorlar. Süslümanların tutumu farklıdır kuşkusuz!

Tüketimi pompalamayı hiç unutmayan istek yapıcılar (:pazarlamacılar), kapitalizmde, ‘özel günler ekonomisi’ diye bir buluş yapmışlardır. İnsanbilimsel (:antropolojik) olarak bakıldığında özel günler ile eski kabile törenleri arasında bir koşutluk kurulması çok da aykırı olmaz hani! Bu özel günlerde daha çok birey daha fazla armağan vermektedir.  Bu yıl (14.2.2016 için) Sevgililer Günü’nde kişi başı harcama ortalaması, ABD’de 142 dolar olmuş. Toplamda da 18,9 milyar dolar. İyi bir pazar!

j-001.jpgÖzel günlerin yıllık yüzde 80’lere varıncaya dek tüketimi kışkırttığı bir gerçek. Satış gelirlerindeki artış oranı da yüzde 300-1148 arasında değişebiliyor. Tüketicilerin yüzde 41’i 50 dolar ve altı düzeyinde, yüzde 38’i ise daha fazla harcama yapıyormuş. Satışlarda öne çıkan ürünler, mücevherat, parfüm ve çiçek olmaktaymış. Bir de telekom ürünleri ve hizmetleri! Ne de olsa dijital çağdayız. Bu arada istemi kışkırtıcı banka kredi destekleri de yoğunlaşıyor. Ağiçinde ‘sevgililer günü kredileri’ yazıp, bir bakın! Ha bir de sevgililer günü harcama taktikleri var, bir banka adına Yılmaz hoca’dan izleyin:

Şirketlerin kampanyaları da gırla gidiyor. Bu özel gün nedeniyle artan istemi karşılayabilmek için emekçilerin aşırı çalışması da insanın usuna geliveren başka bir konu!

Armağan olarak anılan değerli taşlar içinde son yıllarda pırlanta (yazının sonunda pırlantaya ilişkin uzunca bir bilgi notu var), aşk-sevgi simgesi haline geliverdi. Volkanik patlamalarla yeryüzüne çıkan taştan yapılan pırlanta Avrupa derebeylik döneminden bu yana evlilik ve bağlanmanın, eşsiz, sonsuz aşkın simgesi olarak görülmekte ve armağan edilmektedir. Bu her pırlantanın tek ve eşsiz olmasıyla ilişkilendirilmiştir.

Titanic filminde ‘okyanusun kalbi’ ve sonsuz aşkın simgesi olarak sunulan ‘mavi elması’ filmi izleyenler bilir. Hatta sonradan bu elmasın II.Abdülhamit’e ait olduğu ve kara elmas denildiği savlanmıştı. Bir de tekellerin elmas madenciliğinin kanlı ve karanlık yüzünü anlatan filmler var, örneğin, 2006 ABD yapımı olup, 2007’de Türkiye’de de vizyona giren Edward Zwick’in yönettiği Kanlı Elmas filmi. 1990’ların Sierra Leone’sinin iç savaş ortamının konu alındığı filmde kaçak elmas ve silah ticareti arasındaki korkunç bağlantı net bir biçimde anlatılıyor.    

Sonsöz : Sevgililer gününüz hoş bir gün olsun ama, tüketim budalalığı günü olmasın.

*******************************

Pırlanta üzerine açıklama notu:

Genel bilgi

Yerkabuğunun 150 km. kadar derinliklerinde sıcak ve basınçla kristalleşen karbon atomlarından oluşan ve volkanik patlamalarla yeryüzüne çıkan taş, kesim ve biçimine göre elmas ya da pırlantaya dönüşmektedir. Pırlanta daha parlak, daha zor yani daha çok yüzey kesimli ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz, yüzey sayısı ise 12 ile 37 adet arasında değişmektedir. Elmasın değeri ile, pırlantanın değeri kıyaslandığında, pırlantanın işçiliği daha ince olması nedeniyle daha değerlidir. Taşların yüzde 95’i renksiz, diğer kısmı renkli olup fantezi olarak adlandırılır, örneğin kıt olan Avustralya pembe pırlantası.  

Pırlanta 4C ile kısaltılan dört gösterge ile ölçülür.  Pırlantanın ağırlığını gösteren karat (ilk elmasın bulunduğu Hindistan´da keçiboynuzunun çekirdeği ölçü olarak alınırdı ve bir karat eşittir bir gramın beşte biri ya da 200 miligramdı). Pırlantalı mücevherlerin ticaretinde kullanılan diğer üç C ise,   kesim (cut), berraklık (clarity) ve renk (color) olarak tanımlanır. Elmasın en beyazına D-color deniyor. En koyusuna doğru Z’ye dek gidiyor. Türkiye piyasasında daha çok G, H, I renk pırlanta bulunuyor. Uzakdoğu’da daha çok K, L, M renkleri gidiyor. Berraklık konusu da önemli. ABD’de en beyaz taşlar gidiyor ama en az berrak dört tip daha yaygın. Uzakdoğu’da ise berraklık önemli. Türkiye’deki tüketiciler de berraklığa büyük önem veriyorlar. Pırlantanın esas değeri kesimden kaynaklanıyor.

Elmas bulmak için büyük faaliyet yürütülebileceği gibi, gibi küçük ölçekli yöntemler de mevcuttur.  Bir karat pırlanta için 250 ton kaya, kum ve çakılın çıkarılması gerekmektedir. Dünyadaki yıllık üretim 100 milyon karata eşit olup, bunun sadece yüzde 50´si mücevher kalitesindedir. Bir karatlık pırlantanın pahalı olmasının nedenine gelince, şunları sayabiliriz: kıtlık, çıkarmanın aşırı maliyeti, bir de üstüne çok ince işleme işçiliği.

Bilenler vardır, yapay pırlantalar da pazara sunuluyor, örnekse Rusya kökenli mallar oldukça iddialı. Belirtelim, pırlanta ve elmas yalnızca takı için kullanılmıyor, elmas, kesici özelliğiyle, cerrahide ve sanayide de kullanılmaktadır.

Pırlantanın tarihsel gelişimine bakarsak, M.Ö. 800’de Hindistan’da bulunan ilk elmas taşı, daha sonra Brezilya’da (18.yy), Güney Afrika’da (1866), Rusya’da (1948), Avustralya (1979) ve Kanada’da(1990)  bulunur. Bu taş, Romalılar tarafından 'tanrının gözyaşları', Yunanlılar tarafından Eros'un okunun ucundaki taş, Hindistan kralları güç ve iktidar olarak algılanmıştır. Taşın adını aldığı ‘adamas’ zorlanamaz, fethedilemez demektir. Eski çağlarda, yenilmezlik ve sihrin bir parçası olarak, elmas sahibi olabilmek, yalnızca kral ve toplum liderlerinin tekelindeydi. Ayrıca elmas çıkarılan yerlerin sınırlı olması (yalnız Hindistan) ve madencilik tekniklerinin ilkelliği hem elmas miktarı hem de kalitesini olumsuz etkilemekteydi. Buna rağmen özellikle Hint Kralları sahip oldukları bazı eşsiz elmaslarla (İdol Gözü, Kaplan Gözü, Goncolde Kraliçesi,Cennetin Aynası) kendi tahtlarını ve 'bahtlarını' korumuşlardır. İlk elmas mücevher örneğini 11. yy' da Macar bir prensin tacında görüyoruz. Kesilmemiş bir parça elmas kudretin ve gücün simgesi olarak belirmiştir. Böylece kraliyet taçlarına elmas koyma geleneği kök salar. 1330' da ilk elmas kesimi, 20.yy.ın başına dek elmasın başkenti unvanını koruyan Venedik'te gelişir; 14.yy da Hindistan´da elmas cilalama bulunur; bu işlem elmasın tozları kullanılarak yapılır. 15. yy' la gelindiğinde elmas yeni bir anlam kazanır; Avusturya arşidükü Maximillian ilk nişan yüzüğünü Burgundy' li Mary' e verir ve böylece elmas artık bir anlamda gücün paylaşımını ve sonsuz aşkı simgelemeye başlar. 16. yy' da Antwerp´te pembe elmas keşfedilince, elmas esneklik kazanır. 17. yy' da elmas 58 yüzeyli kesimle pırlanta halini alır, ve daha değerli bir mücevher haline gelir. 20. yüzyılda ise ilerleyen teknoloji ve yayılan sermayenin işbirliği tam olarak bir elmas 'çılgınlığı' yaşanmasına sebep oldu. Günümüzde markiz, damla, oval, üçgen kesim gibi türleri de mevcuttur. Bu arada Koh-l Noor’dan söz etmemek olmaz. Dünyanın en ünlü elmaslarından biri olan ve Işık Dağı anlamına gelen bu elmas, uzun süre dünyanın en büyük elması idi. Anavatanı Hindistan’dı. Moğollar, Persler, Afganlar bu elması ele geçirmek için savaşanlardan. Derken birileri bu elması Hint prensinden çaldı. Sonra 1870’lerde İngilizlerin eline geçen elmas şu anda İngiliz Kraliyet Hazinesi’nin malı.

Tartışmalı bir konu olmakla birlikte, taşlarla şifa kitaplarına bakılırsa, beyin ve sinirleri güçlendirici, denge bozukluklarını önleyici, bireyin bedensel-ruhsal-zihinsel yapılarını bütünleştirici işlevlere sahipmiş. Bu taşı kullanmasını salık vereceğiniz bir siyasetçi var mı acaba?  

2. Pırlanta çıkarımı ve ticareti  

Hemen şunu paylaşalım: Dünyada değerli taş ticareti, Anvers ve Rotterdam’daki bazı Yahudi ailelerin elinde olduğu ve onlarla iyi geçinmeyen, onlardan “onay” almayan “girişimciler”in dünya piyasalarında iş yapamayacağı bilgisini!

Afrikada uluslararası şirketlerin denetimindeki çeteler ham elmasları insanlık dışı yöntemler ile çıkarıyor ve yasadışı yollarla dünyaya satıyor. Burada bir şirket ortaya çıkıyor: De Beers. XIX. yüzyılın sonunda Cecil Rhodes tarafından kurulan De Beers, elmasın geniş kitlelere yayılma görevini üstlenmiş ve maden yataklarının %90'ını ele geçirerek tekel haline gelmiştir. Tekel olmanın gücünü kullanarak pırlantaya anlamlar yükleyen şirket, bunları tarihsel mirasla gerçeklerle harmanlayıp sunmuştur. Özellikle elmasın eşsiz, sonsuz ve aşkın simgesi olmasına vurgular yapılmış ve bu her pırlantanın tek ve eşsiz olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bilinen en dayanıklı madenlerden biri olan elmas; ışıkla olan muhteşem dansı ve her pırlantanın kendine özgü estetik yapısıyla bu sömürüyü destekleyen maddi bir alt yapı sunmaktadır.

Pırlanta sektöründeki beş büyük şirket (De Beers, Rio Tinto, ALROSA, Dominion Diamond, Petra Diamonds) üretilen miktarın yüzde 70’ine, ama 1,2 milyar dolarlık ham elmas satışlarının yüzde 90’ına sahip. 

Her ne kadar 2004’de hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarının çabasıyla  Kimberley süreci denilen bir çalışma kapsamında elmas arzının Afrika içi çatışmaların dışındaki kaynaktan geldiğine ilişkin sertifikalandırma başladıysa da bu kimilerine pek inandırıcı gelmiyor. Afrika’daki iç çatışmaların finansmanının ham elmas madenlerinden sağlandığı uzun süredir biliniyor.  Dünyada geçerli iki sertifika var. Biri ABD merkezli GIA sertifikası. GIA’nın Türkiye’de ofisi yok. İkincisi ise Belçika merkezli Dünya Elmas Konseyi (HRD).

Dünya genelinde ham taş tedarikinde Belçika bir numara.  Pırlanta işleyiciliğinde ise İsrail ve Hindistan başı çekiyor. Dünyada yıllık pırlantalı mücevher satışı 2014’de yüzde 4 büyümüş, 2015 yılında ise yüzde 2 büyüdüğü tahmin ediliyor. Dünya dışsatım liginde İtalya ve Hindistan’dan sonra Türkiye’nin üçüncü sırada yer aldığı belirtiliyor.  

İstanbul (İstinye Park’ta) mağaza da açan De Beers’in son yıllarda yakın markaja aldığı Türkiye’de işçilik ucuz olduğu içim şirketlerimiz, elmas / pırlanta taşı ithal edip, burada yüzük ve kolye gibi ürünlere işleyip satmaktadırlar. Hatta işçilik ucuzluğu nedeniyle pırlanta fiyatları da yüzde 400’e dek ucuz olmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’ye gelen gezginlere, pırlanta turları düzenlenmektedir. 1,5 milyar dolarlık pırlanta pazarında aslan payını alan şirketlerin çoğu da nurjuvazi kesiminden! Pırlantadaki sıfır KDV desteği ve orta sınıfın yüksek istemi de cabası.

Son yıllarda Türk şirketleri, elmas / pırlanta taşı ithal edip, burada yüzük ve kolye gibi ürünlere işleyip satmaktadırlar. Dışalımda Belçika, İsrail, Dubai, Hindistan, Rusya ve Çin başı çekiyor.  Ham elmas fiyatları giderek artıyor. Buna karşın sektör hız kesmiyor. İşten asıl parayı kazananların elmas kesme işin en iyi bilenler. Türkiye’de elmas kesimi yapılmıyor. Örnekse Kapalıçarşı’daki taş işçiliği ustaları yavaş yavaş bu dünyadan göçerken yerlerine yenileri yetişmediğinden bu işten Türkiye’ye ekmek kalması da pek olası gözükmüyor. Çin’in buradaki rekabeti işi götürüyor. Sektörde el işçiliğinin yerini makineleşme almaya başlamış.

Jival Yönetim Kurulu Başkanı Naim Gençoğlu ‘Türkiye’de kaliteli ve markalı pırlanta işinin 2000’den sonra esasen başladığını’ söylüyor. Türkiye’deki elmas-pırlanta sektöründeki aşırı büyümeye koşut olarak, HRD dünya genelindeki ikinci büyük laboratuarını Türkiye’de açtı.

Elmas devi De Beers Türkiye’yi son yıllarda yakın markaja almış durumda. Bu yakın ilginin toptan elmas tedarikçileri üzerinden TV dizilerine ve reklam aralarına dek uzanıyor.

Bir şirketin reklamına bakın:

‘Pırlantayla aşkınızı biraz renklendirmeye ne dersiniz?....11 adet sarı, 9 adet konyak, 2 adet pembe ve 135 adet pırlantayla tasarlanan, toplam 4,27 karatlık bu çok özel tasarımda sunduğumuz ışıltı çok özel’.

Bir başkası ise pırlanta ile parfümü birleştirmiş, pırlantayı alana parfüm de veriyor. Reklam sözleri ise şöyle: ‘Aşkın kokusu’. Maşukun yani aşık olunan kişinin kokusunu anladık da aşkın kokusu ne oluyor?    

Çadır satışları düzenlemek gibi yenilikçi pazarlama teknikleri de kullanılıyor. Sektördeki kampanyaların ardı arkası kesilmiyor: bir alana bir bedava, sektörün en avantajlı taksit olanağı vb. Türkiye’nin her yanından her gelir grubunun pırlanta alabildiği görülmektedir. Türkiye piyasasında daha çok G, H, I renk pırlanta bulunuyor. Türkiye’deki tüketiciler berraklığa da büyük önem veriyorlar. Dünyada pırlantalı mücevherat dışsatım liginde dünya üçüncüsü olan Türkiye’de pazarın yüze 35’i iç pazara kalanı ise yurtdışına gidiyor.

Sıfır KDV desteğiyle doymak bilmeyen sektör şirketleri pırlantadaki yüzde 20’lik Özel Tüketim Vergisi’nin de kalkmasını istiyorlar. Üstelik bir kısmını da iade almalarına rağmen! Bununla da bitmiyor, hammadde dışalımı yahut yapın (:mamûl) pırlantanın dışalımındaki vergi düzenlemeleri, işi kitabına uydurmayı bilen vergi kaçırıcılar için tam bir altın yumurtlayan tavuk. Hele de önüne yem konup, kalkınca altından yumurtası kolayca alınan tüketiciler de mevcutsa. Son çözümlemede, Türkiye bir pırlanta üreticisi değil, bir pırlanta tüketicisi. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.