• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 21 °C

15 Temmuz: Gülen cemaatinin intihar girişimi!

15 Temmuz: Gülen cemaatinin intihar girişimi!
Darbelerin arkasında her zaman küresel kapitalizm vardır. Eğer küresel sermaye arzu etseydi; bu hareket "girişim" ile kalmaz darbe olurdu!

İBRAHİM UTKU NAR

‘Darbeci’,‘Ergenekoncu’, ‘militarist’, ‘laikçi’, ‘tepeden inmeci’; AKP ve Fethullah Gülen Cemaati’ni eleştiren her kesimin payına düşen sıfatlar olarak tarihe geçti. Hayata soldan, emekten, özgürlüklerden yana bakan insanlar olarak, Gülen Cemaati’ni ne zaman eleştirsek, bize bu sıfatları takarak saldırdılar.

Çünkü AKP iktidarına göre, Fethullah Gülen, kendini hizmet ve hayır işlerine atamış muhterem bir Hocaefendi, onun lideri olduğu cemaat de, kurdukları gönül bağıyla tüm dünyada ülkemizi temsil eden bir ‘Hizmet Hareketi’ydi. Vatana, millete hizmet(!) üreten bu harekete dokunanın yandığı zamanlardı. AKP kurmaylarına göre, Gülen Cemaati’nin devlete sızdığı iddiası, Eski Türkiye’nin özlemini çekenlerin uydurduğu bir palavraydı. O günleri dün gibi hatırlıyoruz. Bizler dün ne dediysek, bugün de aynısını söylüyoruz. Söylemeye de devam edeceğiz.

Fethullah Gülen ve yükselişi, AKP-Cemaat ittifakı ve ayrışmaları, 15 Temmuz Darbe Girişimi başlıkları üzerinden kısa bir analiz ile, gelinen noktayı aydınlatmakta yarar var.

VAİZLİKTEN CEMAAT LİDERLİĞİNE UZANAN YOL

Fethullah Gülen ve cemaati; birçok açıdan ele alınması gereken bir olgudur. İlk olarak Fethullah Gülen'in gençlik yılları ve yükselişini ele alarak konumuza başlayalım:

İmam olan babası sayesinde çocukluğunda Arapça öğrenip, kendi ifadesine göre 10 yaşında Kuran-ı Kerim'i baştan sonra ezberleyerek hafız olan Fethullah Gülen güçlü hitabet yeteneği sayesinde dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Gülen'in Nurcularla tanışması da, cemaatin önde gelen isimlerinden olan Mehmet Kırkıncı Hoca, AP milletvekili Osman Demirci Hoca ve Muzaffer Aslan sayesinde oldu.

KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEĞİ

kurduğu ilişkiler sayesinde 19 yaşında imam olan Gülen'in ilk görev yeri Edirne'ydi. İki yıllık Edirne macerasından sonra askere giden Gülen, sağlık sebepleri nedeniyle erken terhis olarak Erzurum'a döndü. Bu dönemde, "Komünizmle Mücadele Derneği"nin Erzurum şubesini kurdu. 1965 yılında Kırklareli'nde göreve başladı. Verdiği vaazlarla dinleyici kitlesini her geçen gün arttıran Gülen'in zirveye tırmanışı İzmir'de görev almasıyla başladı.

Daha fazla uzatmayalım. Nur Cemaati'nin içindeki 'Okuyucular-Yazıcılar' ayrışmasında, 'Okuyucular'ın tarafında yer alan Gülen, devletin dikkatini çekmemek için vaazlarında Said-i Nursi'ye ve risalelerine fazla yer vermiyordu. Nurculuktan ziyade kendi akımını yaratmayı hedefliyordu. Kitleleri coşturan vaazları ile popularitesini iyiden iyiye arttırdı. Vaaz kasetleri elden ele dolaşmayı başladı ve etrafında, bir cemaat haline gelecek taraftar kitlesi yaratmayı başardı.

BAŞLANGIÇTA SİYASETE UZAK DURDULAR

Diğer tarikatlar ve cemaatlerin aksine Gülenciler, Erbakan'ın MSP'si ile kısa bir flört dönemi dışında siyasetle çok fazla içli dışlı olmadılar. Radikal söylemlerden kaçınarak rejimle bir çatışma içinde olmadıkları görüntüsünü verdiler. Bütün darbeleri desteklemeleri de bunun bir yansıması olsa gerek.

Büyüme stratejisi noktasında eğitimi en önemli silah olarak gören Gülenciler; geleceğin cemaatçi bürokratlarını, hâkim ve savcılarını, emniyet amirlerini, subaylarını yetiştirerek devlete hakim olma planını devreye soktu. Bu aşamada ilk etapta Işık Evleri'ni oluşturdular. Bu evler vasıtası ile maddi durumu kötü olan parlak öğrencilere burs ve barınma imkânı sağlayan cemaat, kurdukları dershaneler ve eğitim kurumları ile örgütlenme ağını daha da genişletti.

Yetiştirdiği kadroları devletin etkin noktalarına sızmaya başlayan Gülen Cemaati; ticaret ve sanayide de söz sahibi olacak, kendi kadroları ile güçlü bir sermaye yapısına da kavuştu. Kendi medya grubuyla, Türki Cumhuriyetlerde ve Afrika’da açılan Cemaate bağlı kolejlerle, en büyük örgütlenme ağı olan dershanelerle, Gülen Cemaati’ne bağlı işadamlarının kurduğu işveren örgütü olan TUSKON ile, bütünlüklü bir hareket halini alan Cemaat, 90’lı yıllarla birlikte hızla yükselişe geçti.

Farklı kesimlerden gelen sanatçıları, gazetecileri, medyatik isimleri buluşturan yemeklerle, çeşitli etkinliklerle ses getiren bir PR çalışması yürüten Gülen Cemaati, hoşgörü ve diyalog vurgusuyla, içe kapanık diğer cemaat ve tarikatlardan bütünüyle ayrı bir görüntü çiziyordu. Özellikle ‘Dinlerarası Diyalog’ söylemi üzerinden farklı dini kesimlerle kurulan ilişki, cemaate uluslararası çapta da büyük bir ün kazandırmıştı. Rejimle ve her siyasi parti ile iyi geçinme stratejisi meyvesini karşılıklı çıkar üzerinden veriyor, iktidara gelen her siyasi parti, Gülen Cemaati ile yakın ilişki kurarak; cemaatin, yargı, bürokrasi ve emniyetteki gücünden yararlanmayı amaçlıyordu.

CEMAATİN ZİRVE YILLARI

ABD tarafından Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’ye biçilen ‘Ilımlı İslam Modeli’ bir ülke olma rolü, Ortadoğu ülkelerinde hâkim olan radikal İslami hareketlerin ve dikta rejimlerinin gücünü kırmayı hedefleyen bir strateji olarak devreye sokuldu. Küresel kapitalizme entegre, Batı Dünyası ve komşuları ile barışık bir dış politika, İslami değerlerin ön planda olduğu ancak demokratik kurumların da işlerliğini sürdürdüğü bir parlamenter rejim, ‘Ilımlı İslam Modeli’nin temelini oluşturuyordu. Bu noktada da, bölgenin en büyük gücü ve NATO ülkesi olan Türkiye, rol-model bir ülke olarak, Ortadoğu’da yeni bir dalga yaratabilirdi.

AKP, GÜLEN CEMAATİNİ KOÇBAŞI GİBİ KULLANDI

28 Şubat döneminde, esas itibari ile, büyük sermayenin ve Batı’nın rahatsızlık duyduğu Erbakan’ın tasfiyesi amaçlandı. İlerleyen yıllarda, gücünü büyük ölçüde yitiren Milli Görüş hareketi içerisinde büyük bir kırılma yaşanacaktı. Kendilerini “Yenilikçi Hareket” olarak adlandıran, başını Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün çektiği ekip, ‘Milli Görüş’ gömleğini çıkarttıklarını belirtip, AKP’yi kurdular.

AKP, BOP kapsamında,‘Ilımlı İslam Modeli’ni Türkiye’de hayata geçirebilecek bir siyasi proje partisi olarak kuruldu. Emperyalist kapitalizmin, 3 Kasım 2002’deki seçimlerle iktidara taşıdığı AKP’nin, bu yeni dönemdeki en büyük müttefiki Gülen Cemaati olacaktı. Milli Görüş’ten kopanların başı çektiği, ANAP ve Doğru Yol Partisi’nin ağır toplarını ve az sayıda da olsa bazı sosyal demokratları da içinde barındıran AKP’nin, Türkiye’yi ‘Ilımlı İslam’ ülkesine dönüştürme projesinde; yargıda, bürokraside, emniyette, askeriyede yetişmiş kadroları ile Gülen Cemaati operasyonel bir rol üstlenecekti.

F Tipi savcılar tarafından açılan, Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah, ODA TV gibi davalarla, rejimin eski muktedirleri, devletin birçok kademesinden tasfiye edildi. Yargıda, bürokraside ve TSK’da tasfiye edilen bu kesimlerin yerine, Cemaat’in yetişmiş kadroları hâkim konuma geldi. Toplumda büyük bir infial yaratan bu davalara sonuna kadar destek çıkıp, siyasi destek veren AKP iktidarı, rejimin yeniden yapılandırılması sürecinde, kazan-kazan ilişkisi temelinde, Gülen Cemaati’ni bir koçbaşı olarak kullandı. Karşılıklı çıkara dayanan bu ittifakta, pasta payı büyüdükçe çatırdamalar da başladı.

Devlete hakim olmak için kurulan bu ittifak, önüne çıkan bütün engelleri aşıp, egemenliğini ilan ettikten sonra, bu sefer kendi aralarında, devletin esas sahibi olmak için bir savaşa tutuştular. 2010 yılı itibari ile başlayan soğuk savaş, 2012 yılından itibaren sıcak savaşa doğru evrildi. Cemaat’in KCK Davaları ile ‘çözüm sürecine’ balta koyma çabaları, MİT krizi, dershanelerin kapatılması, 17-25 Aralık Süreci, Yüksek Yargı’daki F Tipi hâkim ve savcıların tasfiye edilmesi, Cemaat’e yakın işadamlarının şirketlerine el konulması, MİT tırları krizi, Zaman, STV, Bugün gibi cemaatin yayın organlarına kayyumun atanması, AKP ve Gülen Cemaati arasında süregelen savaşın öne çıkan örnekleridir.

AKP iktidarı, 40 yıllık bir örgütlenme deneyimi olan, yetişmiş kadroları, devletin her alanına sızan Gülen Cemaati yapılanmasını, çeşitli operasyonlarla büyük ölçüde tasfiye etmesine rağmen, gücünü bir türlü kıramıyordu. Zafere giden her yol mubahtır anlayışı temelinde, kendini kamufle ederek, kripto bir şekilde devletin içinde kümelenen F Tipi kadroları tespit etmek oldukça zordu. 15 Temmuz akşamı, başını Gülen Cemaati’ne bağlı komutanların çektiği darbe girişimi, operasyon üstüne operasyon yiyen yapının, hala güçlü olduğunun bir örneği olarak kayıtlara geçti.

15 TEMMUZ ASKERİ DARBE GİRİŞİMİ: CEMAATİN İNTİHARI

Türkiye’nin gündemini uzun bir süre meşgul edecek olan 15 Temmuz darbe girişimine de değinmekte fayda var:

Darbe girişiminin arkasında, cemaate bağlı askerlerin olduğu su götürmez bir gerçekliktir. AKP iktidarından rahatsız olan, üst rütbeli askerlerin de bu girişimin içinde yer aldığını görmekteyiz. Ancak, beyin takımı itibarı ile, askeri darbe girişiminin bir cemaat projesi olduğuaçıktır. Ağustos ayındaki YAŞ toplantısının ardından tasfiye edilecek olan bu kanat, esas itibari ile bir intihar girişiminde bulunmuştur. Bu girişimin başarıya ulaşamamasındaki en büyük etken ise, şu anki konjonktürde, askeri bir darbenin nesnel zemininin olmaması ve TSK’nın büyük bir kısmının, darbecilerin karşısında durmasıdır.

DARBELERİN EKONOMİ-POLİTİĞİ

Ayrıca; darbelerin bir ekonomi-politiği vardır; kapitalizmin restorasyonuna dayanır. Sermaye birikim rejiminin tıkandığı bir noktada, askeri müdahale ile veya toplumsal alt üstlükler yolu ile sistem kendini yeniden üretir. Darbelerin arkasında her zaman küresel kapitalizm vardır. Eğer küresel sermaye arzu etseydi; bu hareket "girişim" ile kalmaz darbe olurdu! Şu an Türkiye'de, küresel kapitalizm açısından darbeyi gerektirecek bir durum söz konusu değil. Baştan kaybedeceği belli olan bir girişimin ardından, sanki 12 Eylül zindanlarında bedel ödemiş bir devrimci edasıyla kahramanlık öyküleri türetenler ise işin traji-komik yanı.

İktidarın, TSK içinde böyle bir yapıdan haberdar olmaması düşünülemez. Hakeza Ağustos ayındaki YAŞ ve yüksek yargıdaki operasyonlarla kripto cemaatçilerin tasfiye edileceği bir sır değildi. Bir ihtimaldir ki; Erdoğan, bu yapının zayıf olduğunu bildiğinden dolayı, baştan kaybedeceği belli olan bu darbe girişimi için kapıyı aralıkta bırakmış olabilir. Veya tam tersi; böyle bir girişimden bütünüyle habersiz de olabilir.

İki ihtimalin doğurduğu tek bir sonuç var: Erdoğan, arzuladığı Başkanlık Rejimi'ne ve Yeni Anayasa'ya bir adım daha yaklaştı. Otoriter yapısını bu başarısız girişimle taçlandıracak olan Erdoğan'ın eline, dikta rejimini güçlendirmek, muhalefeti silindir gibi ezmek için büyük bir fırsat geçti. Bunu tepe tepe kullanacak. Sonuç olarak; gazeteci Ahmet Şık’ın da belirttiği gibi, apoletli İslamcı faşizm kaybetti, sivil İslamcı faşizm kazandı. Yine ezilen biz çimenleriz....

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)