• BIST 107.202
  • Altın 145,447
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 25 °C

15 Temmuz neler düşündürüyor?

15 Temmuz neler düşündürüyor?
DP gibi hiçbir iktidar Atatürkün mirasını, onun çağdaşlık,uygarlık, bilimin öncülüğü ilkelerini benimsemedi. Laikliğin ve aydınlanmanın öncelik kazanmadığı bir ülkede demokrasinin sürdürülmesi mümkün olamazdı.

Prof.Dr.Coşkun Özdemir

Amerikan destekli bir Feto darbesi ile 249 vatandaşımızı kaybettik. Emperyalizmin Türkiye ile ilgili planlarının bir parçası idi bu darbe. Ağır bir bilanço var. Ama yine de ucuz atlattık diyebiliriz. Üzerinde derinlemesine düşünmemiz gerek. Ama siyasal islama dayanan iktidar buna olanak vermiyor. Bu darbeyi parti çıkarı için, iktidarını güçlendirmek, OHAL fırsatını sürdürmek için kullanıyor. Ülkenin tek karar vericisi, CIA destekli Feto ile yıllar süren yakın işbirliğini unutturup (ignore edip) muhalefeti suçluyor. Sorunun özü sanırım şudur: Erdoğan, mutlak egemenliği altındaki iktidar ile birlikte aslında demokrasiyi benimsemiyor. Bunu yıllar önce açıkça ve dürüstçe ifade etti. “Demokrasi tramvaydır, bir araçtır, ben istediğim yerde inerim” dedi. Yani demokrasiyi ancak amaçladığı islam referanslı yönetime ulaşmak için kullanacaktır. Yetiştirmek istediği kindar gençler de bu amaç için cumhuriyet devrimlerine ve laikliğe karşı mücadele edeceklerdir. Bu, neredeyse Allah’ın O’na layık gördüğü bir misyondur. O böyle bir görevi olduğuna inanmaktadır. Onu bu hedefe ulaşması için bilerek bilmeyerek destekleyen yurttaşlarımız da küçümsenemeyecek sayıdadır. Laik eğitimden uzaklaştırılan öyle bir toplum mühendisliği yapılmıştır ki ülkede %8 IŞID destekçisi çıkmaktadır . Yüzbinlerce Fetocu ve çeşitli mezhepçi tarikatçı ve cemaatçiler. Sandık demokrasisinde bu yurttaşlar kayıtsız şartsız Erdoğan’ın yanındadır ve siyasi rekabette büyük bir avantaj sağlamaktadırlar. Eğer Erdoğanla yakın bir hedef benzerliği içinde olan Fetocular iktidar mücadelesine girmeselerdi onun istediği dünyayı kurması çok daha kolay olacaktı.

Atatürkün en büyük devrimi AYDINLANMA olmuştur. Türkiye’nin en büyük yoksunluğu ve en büyük ihtiyacı aydınlanmadır. İnanan insanlar için Allah’ın bu millete en büyük lütfu Mustafa Kemal’dir. Çok sayıda yurttaş (Mevlana Vakfı) O’nun uzaydan geldiğine inanıyor. Mustafa Kemal, Osmanlı’nın gözardı ettiği aydınlanma yoksunluğunu çok iyi gören bir beyindir. 10-14’üncü yüzyıllar arasında yaşayan ve eski Yunan eserleri okumaları ile birlikte felsefe yapan islam bilginleri İbn-i Sina, İbn-i rüşt İbn-i Haldun, Farabi El Kindi, Avrupa rönesansına ilham vermişlerdir. Ama ne yazık Osmanlı geri kalmışlığının bilim ve felsefe yoksunluğundan ileri geldiğini algılayamamış, onlardan yararlanmamış ve çökmüştür .Mustafa Kemal’in silah arkadaşları, Kurtuluş Savaşı kahramanları da dindar ve muhafazakardıar. O yüzden saltanatın kaldırılmasına gönülden destek verememiş, cumhuriyet ilanı için onu sorgulamışlardır. Dogmatik inançların, en iyi niyetli insanlar ve hatta kahramanlar için bir dezavantaj oluşturmakta olduğuna dair çok sayıda kanıt vardır. Mareşal Fevzi Çakmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin önde gelen eğitim devriminin simgesi Köy Enstitülerine karşı çıkmıştır.

Atatürk’ün ölümünü izleyen yıllarda İkinci Dünya Savaşı’nı yaşadık. Onun ardından çok partili düzene adım attık. Bunu fırsat bilen toprak sahipleri ,köy ağaları meydana çıkarak siyasete girdiler ve muhafazakar siyasetçilerle birlikte millete en büyük, en ağır darbeyi vurdular. İnönü’nün cumhurbaşkanlığında büyük eğitimci Hasan Ali Yücel’i ,büyük yurtsever Hakkı Tonguç’u devirebildiler. Doğunun büyük ağası Kinyas Kartal, İnönü’ye gelip “Paşam bu okulları kapat, yoksa doğudan oy alamazsın” dedi. Kastettiği tüm özgür dünyaya örnek olacak o eşsiz Köy Enstitüleri idi. Bu en büyük yurtseverleri yetiştiren okullar uzun yaşayamadı. 1950’de iktidara gelen DP, onlarla birlikte bir ikinci aydınlanma odağı Halkevleri’ni yok etti. Ezan’a Türkçe çağrı Arapçaya çevrildi. Devrimler artık gündemde değildi. Karşı devrim harekete geçmişti. Evet böylece halkın önü sonuna kadar kesildi . Onların laik, aydınlanmacı bir eğitim almaları engellendi. İçine doğdukları aileden dolayı şanslı olmayan çocuklar iyi bir eğitim alma olanağından yoksun bırakıldılar Ahmet Taner Kışlalı’nın deyimi ile MEB, “Milli İhanet Bakanlığı” olarak görev yaptı.. Ben annemin düğün bilezikleri ile Ankara’da Maarif Koleji’nde okudum. Türkiye’nin Atatürk’ün deyimi ile makus talihi çizilmişti. DP gibi hiçbir iktidar Atatürkün mirasını, onun çağdaşlık,uygarlık, bilimin öncülüğü ilkelerini benimsemedi. Laikliğin ve aydınlanmanın öncelik kazanmadığı bir ülkede demokrasinin sürdürülmesi mümkün olamazdı. Türkiye buna iyi bir örnektir. Bunca yıldır siyasal iktidarlar ama özellikle AKP iktidarı laiklik ve aydınlanma karşıtı politikaları ile ülkemizde dindar değil dincilere, dinbazlara çok elverişli bir zemin yarattı. Türlü çeşitli tarikat ve cemaatler yaygınlaştı. Aralarından bir tanesi ile iktidar yakın bir ilişki kurdu ve ona ne istedilerse verdi. Fetocular bütün kurumlara sızdılar ama özellikle orduyu hedef aldılar.Kuleli askeri okullarını ve orduyu, onun ardından yargıyı bu çapta ele geçirmeleri, buradaki başarıları şaşırtıcıdır. Bunca generalin Fetoculuğa teslim oluşu inanılır gibi değildir. Ama iktidarın buradaki rolü görmezden gelinemez. Atatürkçü ordunun darmadağın edilmesi, iki İslamcı örgütün işbirliği ile olmuştur. Burada rol oynayan insanlarımızın bu kadar kalite yoksunu olmaları da bizler için acı bir sürprizdir. AKP’nin 15 yıllık iktidarında bizi çileden çıkaran, kaygıdan kaygıya sürükleyen çok olgu var. Erdoğan’ın milyonlar için var olan karizmatik kişiliği toplumdaki bölünmenin çok çarpıcı bir gösterisidir. Cumhurbaşkanı zaman zaman birlikten milletçe tek bayrak tek millet altında bir araya gelmekten bahsediyor, ama bölünmeyi körükleyen çok söylemi var. Her türlü muhalifi öfke ile nefretle anıyor. Yürüyüşe katılanları hain gafil, terörist olarak tanımlıyor. Yandaşlar “öl de ölelim,vur de öldür de öldürelim” diyor. “K.çının kılı olayım”, “Erdoğan bizim kocamızdır” diyen, “Eşimi yatağında görsem yadırgamam” diyenler var. “O’na dokunmak sevaptır” diyen, “Allah’ın vasıflarını taşıyor” diyenler; “Üniversitelerimizde müziğin her türlüsü günahtır”, “Örtünmeyen kadınlar fuhuşu davet ederler”, “Kadınlar yalnız sokağa çıkmasın” diyenler, “Nişanlılar el ele dolaşmasın, günahtır” fetvası veren Diyanet İşleri Başkanı. Sormak lazım. Sayın Cumhurbaşkanı bu yandaşlardan ve onların övgülerinden memnun kalıyor mu? Bunlar ruh sağlığı yerinde insanlar olabilir mi? Olamaz diyorum, gelişmemiş olgunlaşamamış insanlar, ama düşünmeli ki bunlar ve benzerleri bu toplumun üretimi. Bu sağlıksız, bozulmuş toprağın yarattıkları. PKK ve teröristler de öyle değil mi? Her gün delikanlı şehitlerimizle birlikte onlardan etkisiz kılındılar (öldürüldüler) haberi geliyor. Onlar Türk vatandaşı, terörist olarak doğmadılar. Böyle bir gen yok. Çevre, ortam, koşullar onları bu hale getirdi. Bu soruları sormamız lazım. Bir orgeneralin, bir profesörün, bir yüksek hakimin,bir rektör yardımcısı zarif görünüşlü kadının fetoculuğunu, nasıl oluyor diye sorgulamamız irdelememiz lazım. Sorunlarımızı ancak nedenlerini keşfederek çözebiliriz.

Bunlar bizim kuşak için çıldırtıcı şeyler. Böyle bir ülkede birlik olabilir mi? Otobüste kilot giyenler, dekolte gezenler tekmeye layık görülüyor. Bir ayda 40-50 kadın öldürülüyor. “Gazeteci midir terörist midir ?” tartışması devam ediyor. Yüzlerce insan neden hapistedir? Bu kadar çok hapis, bu kadar çok gözaltı. Binlerce, 10 binlerce Fetöcü. Görevden uzaklaştırılan binlerce hakim, akademisyen ,öğretmen, savcı. Bu ne kadar sağlıksız bir toplum? Türkiye’yi yönetenler nasıl olur da bundan büyük kaygı duymazlar? Türkiye’nin yöneticileri, muhalefeti suçlayıp herşeyi onların üzerine atmak yerine bu toplumun bu çok çarpıcı sağlıksızlığını araştırmalı değil mi? Hiç bir şey normal değil bu memlekette. Büyük bir kaos yaşanıyor. Dış güçlerin ülke üzerinde oynayacakları oyunlar için çok elverişli bir ortam. Böyle bir memlekette huzur ve barış olabilir mi? Ulusal birlik sağlanabilir mi? AKP milletvekilleri CHP ‘ye öfkelenmek dışında bizim kaygılarımızı paylaşmazlar mı ?

Cumhurbaşkanı, AKP başkanlığını bırakıp tüm ülkeye sahip çıkarak bu kargaşaya bu kaosa bu ruh sağlığı bozukluğuna çare aramalı değil mi? Bu vahim bölünme emperyalizmin işini planlarını kolaylaştır mıyor mu?. Pedagogları, sosyologları, psikiyatrları, eğitimcileri emniyetçileri hukukçuları askerleri ülkenin bilge insanlarını davet ederek derinlemesine araştırmalar yapılmalı derim. Yeniden kurulmalı bu ülke. Bunu zorunlu görüyorum. Ülke çok ciddi bir durum arzediyor. Elinde güç olup, bunu görmeyip sadece muhalefetle uğraşmak gaflettir diyorum. Bu vatanı kişisel partisel çıkarları unutup el birliği ile korumak zorundayız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)