• BIST 89.834
  • Altın 145,466
  • Dolar 3,6225
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 19 °C

1993: Bitmeyen Bir Yıl!

Necdet SARAÇ

Türkiye’nin en karanlık yıllarının bir dökümü yapılsa 1993 yılı tereddütsüz en başa yazılacak yıllardan biridir. Çünkü;1993 yılı, müthiş siyasi değişikliklere paralel siyasi cinayetler ve halen adı tam konmamış ölümler yılıdır. Bütün taşları yerinden oynatan 1993 yılı, fiili olarak 1996’ya kadar bitmez. Neredeyse dört yıla yayılan uzunca bir yıl olur.

1993’te cinayet perdesi 24 Ocak’ta Uğur Mumcu ile açılır. 24 Ocak’ta arabasına konulan bir bombanın patlatılmasıyla öldürülen Uğur Mumcu’dan sonra, 5 Şubat’ta ANAP’lı Adnan Kahveci trafiğe kapalı bir yolda geçirdiği ‘trafik kazasında’, 17 Şubat’ta ise Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis bir uçak kazasında ölür. ‘Tesadüf bu ya’ 17 Nisan’da da, bu kez Cumhurbaşkanı Turgut Özal geçirdiği bir kalp krizi neticesinde ölür. DYP Genel Başkanı ve DYP-SHP koalisyon hükümetinin başbakanı Süleyman Demirel 16 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı olur.

24 Mayıs’ta Bingöl’de 33 silahsız asker öldürülür. Haziran’da Tansu Çiller önce DYP Genel Başkanı, sonra Başbakan olur. Hem de, İsmet Sezgin ve Köksal Toptan gibi merkez sağın ‘değişmez’ iki önemli ismini yenerek! Çiller’in başbakanlığı ile birlikte ‘bin operasyon’ devreye girer. Mehmet Ağar’ın yetkisi arttırılır, ‘Özel Harekât’ kurulur. Ekibin başında Korkut Eken vardır. Abdullah Çatlı da ekibin çok önemli bir adamıdır.

2 Temmuz’da Sivas katliamı yapılır… 5 Temmuz’da ise Başbağlar. 14 Temmuz’da Halkın Emek Partisi kapatılır. 12 Eylül’de, Erdal İnönü ‘özel nedenlerle’ SHP Genel Başkanlığı’ndan ve Başbakan Yardımcılığı’ndan istifa eder. Siyasetten çekilir! Ekim ayında Cem Erseven öldürülür. Çiller ‘PKK’ya yardım eden Kürt işadamları listesi’ni açıklar ve sonra Bolu-Adapazarı-Sapanca üçgeninde ‘meçhul’ ölümleri beraberinde gelir. Özgür Gündem Gazetesi bombalanır. Sonra bir başka güç daha devreye girer; Hizbullah!

Sayıları bugün bile tam bilinmeyen ve aralarında ‘çatışmada öldü’ ya da ‘intihar etti’ denenlerin de olduğu ‘faili meçhul cinayetler’ arttıkça artar… Savaş değil, barıştan söz edilmeye başlanan bir dönem hızla geride kalır. Tam 1.500 Kürt köyü bu dönemde boşaltılır… Uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kumarhane rantı da yine bu gelişmelere paralel büyür.

***

Ne dönem değil mi? “Bana sağcılar cinayet işliyor, dedirtemezsiniz” diyen biri Cumhurbaşkanı, “Devlet için kurşun atan da şereflidir, kurşun yiyen de” diyen biri Başbakan. Ve adları ‘kendilerinden de devletten de büyük’ olan isimler: Tansu Çiller, Doğan Güreş, Mehmet Ağar, Necdet Menzir, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Veli Küçük…

Onca cinayete, onca karanlık noktaya ve aradan geçen 31 yıla rağmen, bir ‘Türkiye klasiği’ yaşanmaya devam eder. Kanlı Pazar’dan bu yana, hatta 5-6 Eylül yağmasından bu yana, aklınıza gelecek bütün siyasi cinayet ve katliamlarda olduğu gibi, bu dönemle ilgili olarak bir tek siyasi sorumlu yani Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar veya Genelkurmay Başkanı yargı önüne çıkmaz.  Çıkanlar ise sanık değil, tanık sıfatıyla çıkarlar! Çünkü; Türkiye’de ‘sanık’ olması gerekenleri hep ‘tanık’ olarak dinleten, adı konmamış bir ‘gelenek’ vardır!

Böyle bir dönem aydınlanmadan, bu ülkede adalet ve vicdandan bahsedilebilir mi? Devletin demokratik olmayan, hukuksuzluğu öne çıkaran ve en önemlisi ‘devleti ele geçirenleri’ koruyan yapısı değişmeden ‘Faili Meçhuller’ çözülür mü? Bu anlayış değişmeden de, ne 1991-1996 arasındaki dönemin, ne 2007’de Hrant Dink’le başlayan cinayetler dönemi, ne de 17 Aralık 2013’te ortaya çıkan Yolsuzluk ve Rüşvet dönemi siyasi sorumluları yargı önüne çıkmaz! Birileri korunmaya ve kollanmaya devam eder. Korunanın adı bazen Evren, bazen Çiller, bazen de Erdoğan olur…

Biliyorum, bugün Türkiye’de devlet erkanının tamamı ve siyaset erbabı Uğur Mumcu için övgüler dizecek, öldürülmesini bir kez daha kınayacak ama gerçeklerle yüzleşmekten de bilmem kaçıncı kez kaçacak!

***

Sağcıları, muhafazakarları, İslamcıları anlamak belki bir yere kadar mümkün. Ama bu dönemle ilgili anlaşılması mümkün olmayan bir başka yan daha var; bu kadar ‘karanlık iş’ yapılırken, DYP’nin koalisyon ortağı SHP’dir. SHP ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinin görüp göreceği ‘en ciddi sosyal demokrat’ bir partidir! Programıyla, söylemleriyle, yönetici kadrosuyla, milletvekilleriyle…

SHP için ‘özgürlük ve eşitlik’ temel prensip olurken, emek en yüce değerdi. Kürt sorununda bugün bile telaffuzu zor söylemleri daha 1989’da yazan parti SHP’ydi. Ve böyle bir parti 1991-1996 karanlığının ortağıydı! Bir tek bakanı görevinden istifa etmedi. Üstelik; SHP milletvekillerinin neredeyse tamamı sırasıyla 3 ay, 5 ay bakanlık da yaptılar…

Daha önce de birkaç kez yazdım, ısrarım devam ediyor: Dönemin SHP’lileri artık konuşmak zorundalar!

(Not: 2014 yılında yazılmış bir yazı)

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.