• BIST 102.381
  • Altın 197,740
  • Dolar 4,7193
  • Euro 5,5360
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 24 °C

24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?

24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?
Çağlar Ezikoğlu yazdı...

Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin belki de geleceğini tamamıyla değiştirebilecek bir seçime doğru gidiyoruz şu günlerde. Her ne kadar birçok siyasi yorumcu analist veya uzman tarafından büyük bir sürpriz olarak nitelendirilse veya AKP iktidarının çöküşünün başlangıcı olarak görülse de, ben 24 Haziran seçimlerinin 16 yıldır iktidarda olan AKP tarafından son derece akıllıca uygulanmış bir strateji olduğunu düşünmekteyim. Maalesef ki bu ülkenin muhalif güçleri 16 yıl boyunca AKP’nin memleketi karanlığa sürükleyen politikalarını ‘kötülük’ algısı üzerinden eleştirmekten öteye gidemedi. Ama madalyonun öteki yüzünde 16 sene boyunca iktidarda kalmayı başaran ve stratejik hamleleri ile belki de bu alanda Türk siyasi tarihinde biri lk haline gelen bir parti söz konusuydu. İşte muhalefet bu durumu idrak edip aynı AKP iktidarı gibi meseleyi iyi-kötü düzleminden çıkarıp siyasetin realist doğasını keşfedebilseydi şu anda bu kötülüklerin hiçbirini memleket olarak yaşamıyor olacaktık.

Yine gözlemleyebildiğim kadarıyla aynı hata tekerrür ediyor seçim kararı alındıktan sonra. AKP’nin memleketi idare edemediği, bu sebeple aniden seçim kararı aldırdığı ve dahi bu seçimlerde büyük bir bozguna uğrayacağını onların dahi bildiğini söyleyen yorumlar okuyorum birçok muhalif yayın organında. Öyle bir ortam çiziliyor ki, sanırsınız yarın iktidar devrilecek. Tam tersine seçim kararı alındığı an seçimlerin 24 Haziran’da olacağını öğrendiğimde AKP’nin ve onu tek başına yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın stratejik bir hamle yaptığını düşündüm. Elbette siyasi iktidarı bekleyen gelecek oldukça karanlık. Bir yanda Zarrab davası, öte yanda artık kapının eşiğine gelmiş olan ekonomik kriz, bunlarla birlikte Suriye ve bölgede gittikçe bataklığa sürüklenen bir dış politika anlayışı ile AKP’nin 2019 yılında nasıl bir akıbete uğrayacağı meçhul. Ve bu durumun elbette farkında Erdoğan ve yanındaki kurmayları. Böylesi bir tabloda, olabilecek en erken tarihte seçime gitmek AKP için adeta bir can simidi olacaktı. Şimdi seçim öncesi yaşananlar, olası öngörüler ve sonuçları gösterebilecek tabloyu olabildiğince realize etmeye çalışacağım;

1) AKP-MHP ittifakının toplum nezdinde beklenenden büyük bir etki yaratmadığı oldukça açık. Her iki partinin sayısal çoğunluğu birlikte değerlendirildiğinde %60 gibi bir rakamdan bahsetmemize rağmen, özellikle MHP’nin kendini seküler olarak tanımlayan tabanında neredeyse blok olarak yeni kurulan İyi Parti’ye kayış bu %60’lık rakamın %50 bandına doğru gerilemesine yol açtı.
2) Ana muhalefet partisi CHP ise yerinde saymaya aynı şekilde devam ediyor. CHP için bir kımıldanma ve yeni bir rüzgar yaratması beklenen Kurultay fırsatının da kaçırılmış olması ile CHP kendi tabanında umut edilen o heyecanı yaratamadı. Üstüne üstlük CHP’nin parti içi tartışmaları ve parti yönetimine tepkili olan bir kısım ulusalcı-Atatürkçü seçmen tabanının yeni kurulan İyi Parti’ye kayma tehlikesi CHP’nin oy potansiyelini %20’lere düşürme ihtimalini ortaya koyuyor.
3) Akşener önderliğinde MHP’li muhalifler tarafından kurulan İyi Parti ise kurulduğu anda yarattığı o rüzgarın devamını aynı şekilde getiremedi. Elbette yeni kurulmuş bir siyasi hareketin böylesi kısa sürede Türkiye gündemine oturmuş olması büyük bir başarı olarak gözükse de, seçim barajı olan %10’u geçip geçemeyecekleri hala ciddi bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor. Ama esas sorun bu değil, esas mesele İyi Parti’nin AKP’den neredeyse hiç oy devşiremeyecek olmasıdır. Zira AKP’nin son dönemki artan milliyetçilik söylemleri ile paralel olarak terörle mücadele konseptini sürdürmesi İyi Parti’nin AKP’den oy devşirme konusunda elini kolunu bağlamaktadır.
4) AKP iktidarı için ise iki korkulu rüya söz konusu. Onlar da AKP’nin milliyetçi çizgiye kaymasına tepki gösteren parti içerisindeki Milli Görüş ve Kürt seçmen tabanı. Bu bağlamda Saadet Partisi, Hüda-Par ve HDP’nin seçimlerde en kritik rolü oynayacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Temel Karamollaoğlu’nun kamuoyunda artan popülaritesi zaten AKP’nin son dönemdeki en büyük korkulu rüyalarından birisi olmuştur. Bu bağlamda özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2.tura kalması ihtimali karşısında Kürt seçmenlerinin hangi seçimi yapacağı da Erdoğan’ın geleceğini belirleyecektir.

Peki bu tablo karşısında 24 Haziran’da ne yaşanacak? Elbette Türkiye gibi siyasetin 24 saatte tepetaklak olduğu bir ülkede öngörüde bulunmak kadar riskli bir durum yoktur. Ama ben yine de bazı noktaların oldukça açık olduğu kanaatindeyim. Öncelikle bu seçimler ile 3 Kasım seçimleri arasında bir benzerlik kurmak oldukça abes. Zira 2001 krizi ile birlikte iktidarın paydaşları olan siyasi partiler içerisinde ciddi bölünmeler ve yarılmalar ortaya çıkmış ve bu yarılmalarla birlikte ekonomik krizin hissedilirliliğinin artmış olması AKP’yi kurtarıcı bir güç olarak Türk siyasi arenasına atmıştı. Şimdi ise AKP benzer bir tehdidin 2019’da yaşanacağını öngörerek çok öncesinden bir önlem alma yoluna gitmiş ve 24 Haziran seçimlerini ortaya koymuştur. Dolayısıyla AKP’nin mevcut konumunun ve gücünün 2002 seçimleri öncesi zayıf düşmüş koalisyon ortakları ile uzaktan yakından benzerliği yoktur bu aşamada.

Bu bağlamda milletvekili seçimleri açısından AKP-MHP ittifakının %45-%50 arasında bir oy oranı ile seçimleri yeniden kazanması benim açımdan şaşırtıcı olmayacak. CHP’nin yıllardır takılı kaldığı %25 bandından öteye geçme ihtimalini de milletvekili seçimleri kapsamında pek mümkün görmüyorum. Burada kritik olan İyi Parti’nin devşireceği oylar. Yukarıda bahsettiğim MHP’nin seküler seçmen tabanından aldığı oylar ile en azından %5’i geçeceğini öngördüğüm İyi Parti’nin CHP’den devşireceği oylar ile barajı geçip geçemeyeceği muallak. Bu açıdan bu platformda kaleme aldığım bir yazıda belirttiğim gibi İyi Parti’nin bekleneni verememesi neticesinde 2002’deki Genç Parti’nin işlevini tekrarlaması söz konusu olabilir. Bir diğer soru işareti de HDP. Eski Genel Başkanları, milletvekilleri ve yerel yöneticileri hapiste olan HDP’nin eski gücünü koruyarak tekrar barajı geçmesi de Haziran veya Kasım Seçimlerine göre nispeten daha düşük bir ihtimal. Milletvekili seçimlerinin kaderini belirleyecek husus İyi Parti ve HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği, zaten AKP’nin bu denli erken seçim kararı almasındaki en önemli etmen bu iki partinin propaganda yapma imkanlarını olabildiğince kısıtlayıp baraj dışına itmek. Ayrıca bu partiler dışında Saadet Partisi başta olmak üzere diğer partilerin oy oranlarını arttıracağını düşünmüyorum %10’luk barajın devam ediyor olması sebebiyle. Fakat HDP ve İyi Parti’nin barajı geçmesi demek AKP’nin Meclis’te çoğunluğunu kaybetmesinin de önünün açılması demektir.

Gelelim Cumhurbaşkanlığı seçimlerine. Buradaki tablo milletvekili genel seçimlerinden tamamen ayrı bir düzlemde ilerliyor. Zira bahsettiğimiz AKP-MHP ittifakının %45-50 bandı arasında seyretmesi Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için yeterli bir oy oranı değil. 16 Nisan 2017 referandumunda da benzer bir durumu görmüştük. AKP iktidarı 16 Nisan’da Güneydoğu’da Kürtlerden daha önce aldığı oy oranını ikiye hatta üçe katlamamış olsaydı %49’da kalacak ve başkanlık referandumu hayata geçmemiş olacaktı. Bunun farkında olan Erdoğan’da geçtiğimiz günlerde milletvekilleri ile yaptığı toplantıda özellikle Doğu ve Güneydoğu’da daha fazla çalışılması gerektiğini vurguladı.

Bu noktada AKP’nin tek hedefi var, o da Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi seçimi ilk turda bitirebilmek. O günkü seçimlerin ilk turda bitmesini sağlayan CHP yönetimi olmuştu. CHP yönetiminin sebebi yılardır sorgulanan ‘Ekmeleddin’ tercihi yüzünden CHP tabanının bir kısmı seçimleri boykot etmiş ve katılım oranının %74’lerde kalması ile Erdoğan seçimleri ilk turda kazanmıştı.

İşte burada muhalefetin ne yapması gerektiği sorusuna yanıt bulabiliriz. Öncelikle CHP birkaç gündür basında yer alan 1.turda ‘ortak aday’ arayışına çok acilen son vermelidir. İlk turda ortak aday aramak hele ki bu adayı CHP tabelası altında seçmenlere sunmak, AKP gibi bütün siyasi hayatını anti-CHP algısı üzerinden seçmen konsolidasyonunu sağlamaya yöneltmiş bir parti için büyük fırsat olur. Bunun yerine CHP’nin hedeflemesi gereken tek husus, kendi seçmen tabanının katılımını olabildiğince maksimum noktaya taşımaktadır. Bu bağlamda CHP’nin adayının da en başta parti içerisinde yetişmiş, partinin değerlerine bağlı ve 2014 seçimlerini boykot eden CHP seçmenin en önemli boykot sebebinin ‘laiklik’ ilkesi olduğunun bilincinde olarak mücadelesini ‘laiklik’ çerçevesine oturtacak bir aday seçmesidir. Bu bağlamda laiklik perspektifinde CHP tabanını sandığa götürecek bir CHP adayının, milliyetçilik çizgisinde MHP tabanından oy devşirerek AKP-MHP ittifakını zayıflatacak İyi Parti adayı Akşener’in, yine AKP-MHP ittifakına tepkili Kürtlerin sandığa iradesini ortaya koyacak HDP’nin adayının ve AKP içerisinde MHP ile ortaklıktan mutsuz Milli Görüşçülerin iradesini temsil edebilecek Saadet Partisi’nden bir adayın 1.tur seçimlere katılması şarttır. Böylesi bir tabloda Erdoğan’ın 1.turda %50’yi geçebilme ihtimali oldukça düşüktür.

Peki ya 2.tur? Büyük ihtimal bu adaylar arasında en yüksek oyu alması muhtemel CHP’nin adayı 2.tura kalacaktır. İşte bu tabloda en önemli husus yine CHP’nin 1.turdan itibaren seçeceği aday kriteridir. Bahsettiğimiz laiklik çizgisini 1.turda en önemli propaganda aracı haline getirerek CHP seçmenini sandığa çeken bu adayın, aynı zamanda hem ulusalcı-Atatürkçü kesimle iç içe hem de Kürt seçmenden tepki çekmeyecek bir nitelikte olması gerekmektedir. Eğer böylesi bir durum oluşur ise AKP’nin 2.turda oy devşireceği tek yer Milli Görüş tabanı olacaktır ki o da, Saadet Partisi’nin 2.turda CHP’nin adayına vereceği destekle kısmen tolere edilebilir.

Peki ya diğer ihtimaller? Meral Akşener’in 2.tura kalması demek Kürt seçmenin ehven-i şer anlayışı ile boykot veya Erdoğan tercihine (ki ikisi de aynı tercih) yönelmesine yol açar. Son günlerde yeniden hortlatılan Abdullah Gül veya onun benzeri eskinin İslamcısı bir CHP adayı veya sağ cenahtan başka bir CHP adayı demek Ekmeleddin vakasına benzer bir şekilde CHP tabanını sandıktan uzak tutacaktır. 

CHP’nin ve diğer muhalefet partilerinin şu anda yapması gereken ayrı ayrı ve nitelikli adaylar çıkararak ve bu adaylarla kendi çizgilerini en iyi bir biçimde savunarak AKP-MHP ittifakının 1.turda %50’yi geçmesini önlemektir. Bu önlendiği takdirde, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na yeniden seçilmesinin de önü kapanacak ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine dair yeni umutlar doğmasına yol açacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Seçimlerde Kürt denklemi13 Mayıs 2018 Pazar 16:55
  • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
  • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
  • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
  • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
  • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
  • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
  • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
  • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
  • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)