• BIST 102.410
  • Altın 186,636
  • Dolar 4,4877
  • Euro 5,2816
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 31 °C

4 Eksende Reina Saldırısı ve Çıkış Yolu

Deniz YILDIRIM

31 Aralık gecesini 1 Ocak’a, 2016’yı 2017’ye bağlayan saatlerde ülkenin tedirgin gündemi yeni yılın gelişiyle değil, İstanbul’un bilinen/sembolik anlamları olan bir gece kulübüne yönelik terör saldırısıyla belirlendi. Onlarca kişi dakikalarca tarandı, 39 kişi vahşice katledildi. Yeni yıl görünümlü yeni Ortaçağ’a girdik.

Bu saldırı neden oldu? Hedefi ne? Yaklaşan tehlike ne? Buradan nasıl çıkarız? Meseleyi bu 4 soru ekseninde sadeleştirerek ilerlersek tabloyu netleştirebiliriz.

Saldırı Neden Oldu?

Terör uzmanı değiliz; ancak bu dalgayı siyasal ve sosyal yön içinde anlamlandırabiliriz. İki neden ile ilerlemek mümkün. Bunlar dış ve iç nedenler. Dış ile iç, hiç olmadığı kadar kaynaşmış durumda. Yeni dış tablo ana belirleyen görünmekte. Nedir dış tablo?

Geçen hafta Putinist Enternasyonal ve Yeni Çelişki Eksenleribaşlıklı yazıda da anlatmaya çalışmıştım. Moskova Deklarasyonu ile AKP, Suriye merkezli İslamcı dış politikasını masada bırakmak zorunda kaldı. Bunun karşılığı ise Rusya’nın öncülüğünde Suriye’de radikal dinci teröre karşı etkin mücadeleydi. Diğer yandan Türkiye, Fırat Kalkanı Operasyonu ile El Bab’a, IŞİD’in kritik mevzilerinden birisine indi. Cerablus’tan çatışmadan çekilen IŞİD, El Bab’da Türkiye askerlerine dönük kanlı saldırılar ve vahşet eylemleri gerçekleştirdi.

Tabloyu bu temelde okuduğumuzda, IŞİD’in Türkiye’yi neden “düşmanlar” sıralamasında bir anda tepeye çıkardığını anlayabiliriz. IŞİD Suriye’de kaybetmekte, ikmal ve kaçış kanalları ise yeni uluslararası mutabakat temelinde giderek daralmakta. Suriye Savaşı’nı kaybetmek üzere olan IŞİD, şimdi Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirdiği geniş örgütlenme ağını harekete geçirmeye ve belli ki Suriye’deki iç savaşı Türkiye’ye taşımaya çalışıyor. Nitekim saldırıyı üstlenen IŞİD açıklamasında iki olguya dikkat çekiliyor: birincisi yılbaşı kutlaması; ikincisi Suriye’deki yeni durum.

İkincisinin birincisini belirlediğini, yani dış tablonun iç tabloyu belirler hale geldiğini saptayabiliriz. IŞİD’in yılbaşı kutlamasına saldırısında ana neden, dışarıdaki bu yeni durum ve IŞİD’in buna dönük yeni stratejisidir. Geçtiğimiz yıllarda böyle bir saldırı olmadı; oysa yeni yıl kutlaması yeni değil, niye bu yıl seçildi? Bu soruya yanıt vermeden yapılan analizler eksiktir. Dış tabloyu dikkate almamaktadır.

Bizim görevimiz hep görünen ile gerçek arasındaki ilişkiyi netleştirmektir. Öyleyse yeniyıl kutlamasının hedef seçilmesi, özellikle de bu yıl hedef seçilmesi tesadüf değildir. Dış cephe, radikal İslamcılık için kabusa dönmektedir. İkincisi, Türkiye’de büyük bir yönetme krizi belirginleşmektedir. Terör saldırılarının öne çıktığı, yönetenlerin çıkış stratejisinin olmadığı, büyükelçilerin polis tarafından öldürülebildiği bir “çökmüş devlet” görüntüsü giderek yayılmakta. Dış cephede kaybetme zemini giderek güçlenen IŞİD, savaşını Türkiye’ye taşırken bu iç çelişkilerden yararlanmayı da belli ki hesaplamakta. Dışarıda mevzi kaybeden IŞİD, savaşını da, mevzi kazanma stratejisini de Türkiye’ye doğru genişletmeye karar vermiş ve bunun için de sembolik anlamı olan bir mekanda yılbaşı kutlamasını seçmiş görünüyor. Bu nedenle ne yazık ki bu saldırı, daha da kötüleşme/vahşileşme ihtimali olan bir yeni stratejinin habercisi gibi.

Saldırının Hedefi Ne?

İlk soruda asıl belirleyicinin Moskova öncülüğündeki yeni Suriye mutabakatına AKP iktidarının katılmasıyla başlayan gelişmeler olduğunu ifade ettik. Peki iç savaşı Türkiye’ye doğru taşıma stratejisinde yılbaşı kutlamasının hedef seçilmesinin amacı nedir?

Bu nokta kritiktir. Yılbaşı kutlaması; bir yaşam tarzıyla ilişkilidir. Bu kutlama geçmiş yıllarda büyük bir tartışma konusu değildi. Kutlamanın şekli, içeriği değer yargılarına, yaşam tarzlarına göre farklılık gösterse de, genel olarak yeni yıl kutlamaları bu ülkede hiçbir zaman sorun olmadı. Oysa bugün tablo farklıdır. Türkiye’de Siyasal İslamcı bir parti iktidarda; bunu sosyal yaşamda alan açtığı dinci tarikat yapıları tamamlamakta. Özellikle yılbaşından neredeyse iki hafta önce bu kutlamalara karşı başlatılan dinci karşı propaganda geçmiş yıllardaki dozun epey üstündeydi. Noel Baba’nın sembolik olarak bıçaklanması, tarikat liderlerinin nefret suçu kapsamındaki açıklamaları, gerici basında çıkan kışkırtıcı “son uyarı” türü haberler ve son olarak Diyanet’in geçtiğimiz Cuma günü ülkenin tüm camilerinde okuttuğu yeni yıl kutlamasını dindışılaştıran hutbesi. Hepsi birbirini tamamladı. Noel ile yılbaşının, Hıristiyanlık ile Yeni Yıl’ın bilinçli olarak özdeş gösterilmesi açık şekilde İslamcı bir kültür savaşının yürütüldüğüne işaretti.

İşte IŞİD yılbaşı kutlamasını tam da böyle bir ortamda hedef seçmiş görünüyor. Öyleyse hedefte laiklik, laik yaşam var; bu kesin. Fakat diğer taraftan da dindar-muhafazakar tabanın devlet ve tarikatlar eliyle adım adım İslamcı anlam dünyasına çekilmesini fırsata çevirmek ve genişlemek isteyen bir IŞİD’le karşı karşıyayız. Bu ne demek? IŞİD, Türkiye’de kültürel-sosyal olarak hazırlanan zemini radikalleştirmeye ve kendisi açısından fırsata çevirmeye çalışıyor.

Bu durumda IŞİD’in bu saldırısını “kör terör” eylemi olarak görmektense, aynı zamanda bir “propaganda eylemi” olarak da değerlendirmeliyiz. Türkiye’de son yıllarda taban kazanan, çeşitli araştırmalara göre sempatizan tabanı yüzde 8 ile 12 arasında değişkenlik gösterecek biçimde genişleyen bir dinci şiddet yapılanmasından söz ediyoruz. Propaganda eylemi; çünkü zaten hazır hale getirilen bir tabanda yılbaşı kutlamalarına saldırı üstünden sempatizan toplamayı ve Türkiye cephesinde güç kazanmayı amaçlıyor. Ülkenin hem yönetilemez görüntüsünün belirginleştirilmesi hem de laiklik yanlılarının daha da korunmasız olduğu bir dönemin geldiği mesajının verilmesi söz konusu. Propaganda eyleminde hedef laik sosyalleşme biçimleri; çünkü Türkiye cephesinde “kör terör” eylemlerinin içeride genişletmek istediği sempatizan tabanını da olumsuz etkileyeceğini biliyor; burada bir “öfke, nefret” dalgası yaratmak istemiyor.

O halde “hedef” yılbaşı kutlamaları ve buna dayalı sosyalleşme biçimleri gibi görünse de, görünen gerçek bunun daha da ötesinde. Hesaplı bir strateji bu. Belli ki doz arttıracak; belli ki Türkiye’de siyasetin yerini her alanda şiddet-terör gündeminin almasından doğan boşluklardan sızarak, yönetme krizinden, devletin zaaflarından yararlanarak kendisini Türkiye içinde çok daha etkili bir aktör haline getirmek isteyecek. Tablo bu nedenle düşündüğümüzden ağırdır. Suriye’nin, Irak’ın hali ortadadır. İç savaşı önlemek, Suriyeleşme ve Iraklaşma senaryolarına karşı durmak görevimizdir.

Öyleyse üçüncü soruya gelelim.

Yaklaşan Tehlike Ne?

Geçen haftaki yazıda yeni dış tabloya bakarak “dış ile iç” arasındaki yeni uyumsuzluk-çelişki eksenini anlatmaya çalışmıştık. Önce bunu hatırlayalım:

“Önümüzdeki sürecin iç ile dış çelişkisi; Türkiye’deki İslamcı iktidarın Suriye’yi “laik, demokratik ve çoğulcu bir cumhuriyet” olarak tanımak zorunda kalırken iç cephede Türkiye’yi laik, demokratik olmaktan ve elbette cumhuriyet olmaktan çıkarmaya dönük rejim değişikliği gündemini hızlandırması olacak. Moskova’da masada Suriye’nin laikliğini ve cumhuriyet olduğunu tanımaya iç cephede verilen iki refleks var. Rize’de “devrik bir lider” gibi Atatürk heykelini kaldırmak; Meclis’te yangından mal kaçırırcasına rejim değiştirecek anayasayı komisyondan geçirmeye çalışmak. Dünya’da Siyasal İslam’ın alanı daralırken, AKP içeride Siyasal İslam’ın alanını genişletmeye çalıştıkça bu çelişki derinleşecek gibi görünüyor.”

Reina saldırısı da göstermiştir ki bu çelişki derinleşiyor. IŞİD tam da bu çelişkiyi fark etmiş, bu çelişkiden yararlanmayı ana strateji haline getirmiş görünüyor. Diğer bir ifadeyle, dünyada Siyasal İslam’ın alanı daralırken Türkiye’de alanını genişletme, dış ile iç arasındaki bu çatlaklardan sızarak genişleme stratejisi. Bu açıdan iktidarın rejim değiştirme, ülkeyi tarikatların, gerici yapıların ve Siyasal İslamcı resmi ideolojinin egemenlik merkezine dönüştürme hamlesi hem dış cephedeki yeni mutabakatla çelişiyor; hem de bu çelişkiden radikal dinci terör gruplarının yararlanma stratejisi izleyeceği belirginleşiyor.

Bu çelişkinin ortadan kalkması, dışarıdaki laik yeni mutabakatla içeride uyum sağlanması artık yaşamsaldır. Buna karşın ülkeyi yönetenlerin bu tehlikeye verdiği yanıtlar bir yandan panik ve çaresizlik, diğer yandan asıl odaklara eğilmek yerine laiklik mevzisine saldırıları, çelişkiyi derinleştirmektir. Bugün artık belediye araçlarından kent meydanlarında hilafet çağrıları yapılmakta; gericilik her alanda akla, bilime ve düşünceye hiç olmadığı kadar rahatlıkla saldırabilmektedir. Gericiliğin bu kadar rahat örgütlenme sahası bulduğu koşullardaysa saldırıdan önce buna dikkat çeken Ahmet Şık, saldırıdan sonra ise “laiklik” diyenler tutuklanmakta; laiklik diyenlere, sosyal medyadan eleştirilerini ifade edenlere sopa gösterilmektedir. Tüm bunlar olurken bir de rejim değişikliği anayasası Meclis Genel Kurulu’na getirilmekte. Siyasal İslam, doğası gereği, birleştirmek bir yana kutuplaştırmaktadır. Hem doğası budur, hem de ülke sorunları karşısında çaresizdir. Radikal İslamcılığa karşı “Ilımlı İslam” tamponu görevi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Radikal İslamcılığın panzehiri, inançların güvencesi laikliktir. Çelişkinin çözümü bu eksendedir.

Buradan Nasıl Çıkarız?

2017’nin ana sorusu budur.

Ülke 2017 yılında IŞİD benzeri terör saldırılarının daha da vahşi sahnesi olma riskiyle, Ortadoğu’nun Türkiye içine taşınması olasılığıyla karşı karşıyayken, “Pakistanlaşma” sözleri havada uçuşurken ana mesele, ülkenin bu riskleri bertaraf edecek bütünlüklü bir siyasal strateji ve iktidardan yoksun olmasıdır. Ülkenin 4 yanında bombalar patlamakta, gündelik yaşam giderek dar alanlara doğru geri çekilmekte, kamusal yaşam adım adım ölmektedir. İktidar ise bütün bunlara karşı çözümsüzdür, elinde kalan tek strateji “İstiklal Savaşı” söylemleriyle iç cepheyi kendi etrafında tutkallamak, anti-İslamcı yeni dünya mutabakatında milliyetçilik üstünden kendisini gizlerken içeride de milli cephe stratejisi ile ayakta kalmaktır. Yayın yasağı, sosyal medyayı hedef gösterme, OHAL ve başkanlık. Çare bunlar değildir.

Ana tezlere bakalım: “Yaşam tarzları üstünden bizi bölmeye çalışıyorlar”; öyleyse bunun içerideki beslenme-sızma kanallarını kapatırsın. “Emperyalizm, Batı, Rusya’ya yaklaşıyoruz diye IŞİD’i sahaya sürdü”; öyleyse Siyasal İslamcılık’tan, rejim değişikliğinden vazgeçersin. İç ile dış gündemi uyumlulaştırırsın.

Yapabilir mi? Yapamaz.

Türkiye, Siyasal İslamcılık’la çözemeyeceği, sadece daha da derinleşmiş halde bulacağı açık olan sorunlara karşı laiklikte ve demokratik, halk yararına cumhuriyet çizgisinde bir iktidara ihtiyaç duyuyor.

Öyleyse, buradan nasıl çıkarız?

“Bütün bu ahval ve şerait içinde dahi” yanıt net: dış ile iç uyumsuzluğunu ortadan kaldırarak, bu çatlaklardan sızarak genişlemeyi uman radikal terörün sahasını kapatarak. Laik bir dış politika çizgisiyle, radikal dinciliğin önünü de kesecek yeni bir laiklik sözleşmesini içeride bütünleştirerek. Aladağ’da kız çocuklarının tarikat yurdunda ölmesine; otobüste, parkta kadınların tekmelenerek sosyal hayattan dışlanmasına; madende, inşaatta katledilen işçilerin fıtratla, kaderle avutulmasına karşı. Kamusal yaşamın öldürülmesine karşı yeni bir laiklik sözleşmesi. Bu birinci önemli adımdır.

İkinci adım; hızla demokratikleşme ve olağan siyaset kanallarının açılmasıdır. Baskının, bastırmanın, siyasetin devreden çıkarılmasının önünü açtığı yegane şey daha fazla şiddet ve terördür. Şiddet ve terör eylemlerinin zemin bulabilmesini, toplumun bu temelde farklı kutuplara bölünüp radikalleşmesini önlemenin yolu ülkeyi yeni bir demokratik cumhuriyetçi sözleşme etrafında bütünleştirmektir. Bünyeyi güçlendirmektir.

Üçüncü adım; acil olarak halkçı-kamucu bir ekonomi programını yürürlüğe koymaktır. Yönetilemeyen Türkiye’de ekonomik kriz belirtileri de derinleşmekte, zamlar ve hayat pahalılığı 2017’nin ilk saatlerinden itibaren sessizce hayatımızı etkilemekte. Ülkenin en büyük sanayi şehirlerinde günlerce elektrik kesilmekte, üretim durmakta ve bu haber bile olamamaktadır. Sadece Siyasal İslamcılık değil; imar-inşaat rantına; emekçinin ölümüne çalıştırılmasına, sanayinin ezdirilmesine dayalı ekonomik model de ömrünü tamamlamak üzere.

Türkiye buradan çıkmak, bu bataklıktan kurtulmak için mecburi olarak laik-demokratik cumhuriyet programında, iç - dış barış uyumunda, bölge merkezli dış politika rotasında ve halkçı-kamucu ekonomi doğrultusunda yol alacak.

Çare budur. Yapmaksa siyasetin görevidir.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)