• BIST 104.539
  • Altın 163,690
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 8 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 10 °C

5 maddede Acil Çıkış Programı

Deniz YILDIRIM

Kanlı darbe girişiminin üstünden 15 gün geçti. Sıra sıra operasyonlar, F tipi yapıya dönük temizlik hamleleri hızlanarak sürüyor. Diğer yandan ülkenin elele nasıl bu hale getirildiğiyle ilgili yeni “kandırıldık” itirafları da tamgaz. Son olarak Milli Savunma Bakanı Işık’ın “14 yıldır soruları çalıyorlarmış” açıklamasını bu eksende değerlendirebiliriz. Kimler beslemiş, kimler yol vermiş, gün gün bu da görülecek.

Bir başka mesele var; daha mühimi bu. Ortada büyük bir kriz var; devleti kateden ve oradan derinleşip darbe girişimi gecesi toplumsal fay hatlarına doğru genişletilmek istenen bir kriz.

Devlet krizi sürüyor; iktidar çevreleri A planının bile tam olarak ortaya konulamamasından kaynaklı olsa gerek; B planından, C planından, tehlikenin sürdüğünden söz ediyorlar. Doğrudur. Ve F tipi yapıyla ilgili olarak her gün ortaya çıkan yeni gerçekler, devlet içindeki örgütlenme gücünün genişliği gibi olgular bu endişeyi besliyor. Ve arkasındaki dinamiklerin ortaya çıkarılamaması da.

Devletten topluma transfer edilmek istenen zor aygıtları içi savaşsa şimdilik önlenmiş görülüyor. Bu noktada darbe girişiminin 7 Şubat MİT Krizi’nden bu yana derinleşen “zor aygıtlarına kimin hakim olacağı” mücadelesinin doruk noktası olduğunu yeniden hatırlatalım. Öyleyse bir devamlılık var ve bir zor aygıtı neye başvurursa ona başvurmaktan gözünü sakınmıyor: operasyon, tehdit, baskı, zorlama, darbe girişimi ve elbette iç savaş kışkırtıcılığı.

Devletten topluma doğru genişletilmek istenen krizi, bir iç savaş formu olarak krizi önlemek bugün aklıbaşında her yurttaşın görevi.

Peki ya devlet krizinin çözümü?

Kimler Çözemez?

Kestirmeden söyleyelim; krizi besleyenler, krizi bu noktaya getirenler bu krizi çözemez.

Devleti şeyhler, dervişler, müritler, mensubiyetler ekseninde örgütleyen program bu krizi çözemez. Bir “cemaat”in yerini diğerleriyle doldurma programı hiç çözemez.

Halka düşmanlık için NATO çizgisinde, Atlantik sularında rütbe arayanlar bu krizi çözemez.

“Ne istediler de vermedik?” çizgisi, ülkeyi uçurumun eşiğine getiren her hatanın ardından “kandırıldık” diyerek açık çek isteyenler bu krizi çözemez.

Krizin tarafları, yaratanları, el ele büyütenleri sadece geçmişleri, yapıp ettikleri nedeniyle değil; ellerinde bir çıkış programı olmadığı; bir gelecek perspektifi, bir kurucu inşa iradesi olmadığı için de çözemez.

Siyasal İslamcılık da, F tipi İslamcılık da çöküyor. Ülkeyi tarihsel olarak en büyük krizinin eşiğine getiren hatalar kişilerin değil, siyasetlerin ve onlar eliyle dayatılan onlarca yıllık programların hatalarıdır.

Sadece bu iki tür çökmüyor; halkı dincilikle denetleme, emekçiyi ezme programı emperyalizm destekli bir büyük sermaye projesiydi; bitiyor. Amiral gemisi gazetelerden eski İslamcılara “nasıl Kemalist oldum?” yazıları yazdıran bu gerçekliktir; motoru bozulan tekne, yelkenleri doldurmak için rüzgarı daha iyi hesaplamak zorundadır; hesaplıyorlar.

Milyonlar “Erdoğan Gitsin de”nin Ötesinde

Öyleyse, krizi yaratanlar çözemezse, buradan nasıl, hangi programla ve hangi seçenekle çıkacağız?

Dilimizde tüy, kalemde mürekkep bitmeden yazalım: Programsız birlik, birliksiz çıkış yok.

Halkçı-Demokratik Atılım için büyük imkan kapılarının açıldığı dönemdeyiz.

Geçen Pazar Taksim’de gerçekleştirilen mitinge iyi bakın; birlik oradadır; çıkış oradaki birliği programlı biçimde genişletmek ve bir öncü etrafında toplamaktır.

Çare darbe karşıtı geniş kitlelere de, bu krizden gerçek çıkış yolunu gösterecek bir özneyi, çöküş karşısında yeni kurucu iradeyi örgütlemektir.

15 Temmuz gecesinin bir önemli dersi daha var: AKP karşıtı geniş kitleler darbeye destek vermemiş, milyonlar darbe karşıtlığında buluşmuştur. Yani AKP kalemlerinin yıllardır ısrar ettiği üzere “Erdoğan gitsin de” denmemiştir.

Milyonların meselesi sadece Erdoğan’ın ya da AKP’nin gitmesi değildir. Olmadığı kanıtlanmıştır. Muhalif milyonlar, bir şeye karşıtlığın ötesinde; yeninin içeriğiyle, kuruluşun programıyla da ilgilidir.

Öyleyse bir program, bir çıkış programı şarttır ve her zaman belirttiğimiz üzere, ülkeyi uçurumun kenarından alacak, birleştirici programı seslendirecek, güçlendirecek, halkı bu temelde birleştirecek bir siyasi seçenek de şarttır.

İmkanlar vardır; uygundur.

5 Maddede Acil Çıkış

5 maddede acil çıkış programı zaten ortadadır. Hayatın dayattığıdır, teorik tartışma değil, pratik ihtiyaçtır.

Bir; din işlerinin ve aidiyetlerin kamusal devlet işlerine karıştırılmasının sonuçları ağır olmuş, ülke bir iç savaşın eşiğinden dönmüştür. İç barışın, demokrasinin, darbelerle mücadelenin en önemli maddesi din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alan laiklik ilkesinin güncellenmesi ve yeni toplumsal sözleşmede merkezileşmesidir. Bu laiklik inançlar karşısında tarafsız bir devletin inşası için de; krizden çıkış için de öncelikli maddedir. Bir tarikatın, cemaatin yerini başkasıyla doldurma programıyla kriz ancak derinleştirilir.

Şartlar da, rüzgar da buna uygundur. 17-25 Aralık operasyonları sonrasında söylemini daha da dinselleştirmişti AKP; “Allah bizimle” söylemi Cemaatle girişilen “en dini hangimiz?” yarışında öne çıkarılmıştı.

Bugünkü rüzgara bakın; kuşkusuz tabanı seferber etmede din hala etkili bir faktör olarak kullanılmakta; ancak bu kez başka. Diyanet “dinin kullanılmasının verdiği zararları” anlatıyor; AB Bakanı “bu yapı laikliği hedef aldı” diyor; Atatürk resimleri AKP binalarını süslüyor; Ahmet Hakan “nasıl Kemalist oldum?” sularına yelken açıyor.

Diyebilirsiniz; takiye yapıyorlar. Olabilir; mesele neden örneğin 17-25’te yapmadıkları ve bugün yapmak zorunda hissettikleridir. Siyasal İslamcılığı, projesini, niyetlerini biliyoruz. Mesele; bugün haklılık çizgisinin karşıtlar tarafından bile ifade edilmek zorunda olması. Siyasi aktörleri sadece ne yapmak istediklerine göre değil; güç dengeleri içinde neleri yapıp neleri yapamayacaklarına göre de değerlendirmek, analizleri güncellemek gerekir. Görene, anlayana.

İki; çöküşün nedeni eksiğiyle gediğiyle yurttaşlık kimliğinin adım adım tasfiyesidir. Yurttaşlık kimliği yeniden, demokratik temelde ve kapsayıcı ölçekte tanımlanmalı; sadakanın yerini hak, keyfiliğin yerini hukuk, şiddetin yerini barış almalıdır. Ülkenin temel sorunları demokratik ve barışçıl yollardan, yurttaşlık kimliği etrafında çözülmeli; iç savaş senaryoları ve emperyalist müdahale doktrinleri karşısında halkın en geniş birliğini sağlayacak demokratik cumhuriyet aşağıdan örgütlenmelidir.

Üç; darbeciler Meclis’i hedef almıştır. Hedefte bütün Meclis vardır. Öyleyse Meclis’i demokratikleştirmek; bir kurucu Meclis olarak yeniden örgütlenmesini sağlamak ve çıkış için güçlendirmek gerekmektedir. Bugün Meclis’i zayıflatmayı hedef alan her hamle; darbe programıyla yan yana görülecektir.

Dört; halkçı bir ekonomik örgütlenme şarttır. Çare halktadır, halkladır. Tankın önüne yatan da; Taksim’de “ne darbe ne dikta” diye haykıran da bu maddi-manevi sömürü düzeni karşısında ancak halkçı-kamucu bir ekonomi örgütlenmesiyle yan yana getirilebilir.

Beş; 60 yıldır Türkiye’yi adım adım bu çöküşe doğru götüren program halkçı, emekçi hareketlerin yükselişine karşıdır. Emperyalizm desteklidir. Türkiye’yi devlet ve toplum katında emperyalizmle ve sömürü düzeniyle uyumlu bir dinselleşme programına adım adım iten, darbelerle önünü açan merkezler karşısında bağımsız bir çizgi yukarıda sayılan 4 maddenin uygulanabilmesi için zorunludur.

Türkiye’nin laik, demokratik ve halkçı bir cumhuriyet inşası, yaşadığımız çöküş karşısında bu program etrafında yeni bir kurucu irade örgütlenmesi arayışı en çok da buradan, bu merkezlerden engellenecektir. Engellenmek istenecektir. Ama asıl zorluğumuz ortadadır: kiminle, hangi siyasi seçenekle bu şartları demokratik çıkış yoluna uygun hale getireceğiz?

Bulacağız; yol açacağız, “bütün bu ahval ve şerait içinde dahi” yılgınlığa kapılmayacağız. Türkiye bu çoklu krizlerden halkçı, laik ve demokratik bir cumhuriyet kurarak çıkacak; göreceğiz.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)