• BIST 110.376
  • Altın 155,645
  • Dolar 3,8434
  • Euro 4,5320
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 19 °C

7 Haziran’dan 1 Kasım’a

Deniz YILDIRIM

Türkiye 1 Kasım’da yeniden sandığa gitti. 7 Haziran’da iktidar çoğunluğunu kaybeden AKP’nin bu dezavantajlı durumu elinde tuttuğu aygıtlar aracılığıyla yönetebilmesi, operasyonel bir stratejiyi yürürlüğe koyması ve buna karşın AKP karşıtı çoğunluğun iç siyasal çelişkileri, önderlikten yoksunluğu ve ortak bir siyasal seçenek yaratmaktaki eksiklikleri 1 Kasım’da yeniden sandığa gidilmesi sürecinin asıl belirleyicisi oldu. Sadece yeniden sandığa gidilmesinin değil, 1 Kasım sonuçlarının da asıl belirleyicisi bu etkenler oldu.

Hile, baskı, tehdit, sopa, şantaj… Tüm belirleyici faktörler çoğaltılarak hesaba katılsa da; halkın yüzde 49.3’ü; Soma’da, Ermenek’te, Mecidiyeköy’de işçi güvenliğinin; Reyhanlı’da, Ankara’da, Suruç’ta yurttaşların can güvenliğinin; Hatay’da, Urfa’da, Kilis’te sınır güvenliğinin; Ege Denizi kıyısında her gün onlarca mültecinin yaşamını yitirmesi sonucunu veren sahil güvenliğinin ortada kalkmasının sorumlularına “güvenliği temin etsin” diye yüzde 49.3 oranında oy verdi. Türkiye’nin çelişkisidir; Saray stratejisi karşısındaki çaresizliktir; muhalefetin payı vardır; ancak bugün bunu tartışmayacağız. 1 Kasım’ı anlamak için; 1 Kasım’a giden süreci anlamak gerekiyor.  Filmi biraz geriye sararak bugüne getireceğiz bugün ve bir sonraki yazıda.

Önce 7 Haziran’ı hatırlayalım: AKP 7 Haziran’da 2 önemli vasfını yitirmişti. Birincisi; yıllardır üzerinde tepindikleri sandığa dayalı; sayısal ağırlığa vurgu yapan “milli irade, çoğunluk” tezi çökmüştü. Gezi’de “yüzde 50’yi evinde zor tutuyoruz” itirafına/tehdidine kadar uzanan bu diktacı çoğunluk söylemi; ilk kez karşısında yüzde 60’lık bir çoğunluk buldu; azınlığa düştü ve sayısal olarak Meclis’te de AKP ülkenin çoğunluğunu temsil etme kabiliyetini yitirdi. Bunun en büyük etkisi; 7 Haziran’dan sonra Saray’ın ve AKP kadrolarının dilinden “milli irade” ifadesinin düşmesi ve hatta “milli irade”yi, seçim sonuçlarını tanımamak oldu. İktidar kaybedilmişti; panik büyüktü. Tanımadılar. İlk şokun ardından operasyonel taktikleri devreye soktular.

Sonuç olarak Türkiye 7 Haziran sonrasında seçim sonuçlarını tanımayan, fiilen gücü elinde tutan ve iktidarı seçimle terk etmeyeceğini ilan etmiş bir ara rejim hükümetiyle 1 Kasım’a sürüklendi. Stratejik hedef olarak Saray merkezli yeni rejimi kurumsallaştırmak için, amaca giden yolda her yolun, taktiğin mübah olduğu ilan edildi.

AKP’nin 7 Haziran’da yitirdiği ikinci vasıf ise; seçim gününü/seçim sonuçlarını aşacak şekilde; oyun kuruculuktu; yani ülkedeki temel siyasal kutuplaşma eksenini belirleme yeteneğiydi.  AKP için sandıktaki kayıptan daha vahimi buydu. Gezi’deki gibi benzer bir panik havasının oluşması bununla bağlantılıydı; sonuçlardan çok bu önemliydi.  AKP yönetemiyordu; yönetme krizi açıktaydı.

AKP özellikle 2007 seçimlerinden başlayarak her seçimi; zeminini kendisinin kurduğu bir ikili kutuplaşmaya/zıtlığa dönüştürdü; bir tür referandum karakteri kazanan her seçimde kutuplardan bir tarafa tek seçenek olarak kendisini yerleştirdi; bu sayede Siyasal İslamcı hareketin ulaşabileceği kesimlerin çok daha ötesine doğru hareketin destek tabanını genişletti.  Ana strateji eski rejimin tasfiyesi ve Siyasal İslamcı gündem etrafında despotik bir rejimin inşasıydı. Tasfiye ve inşa sürecinde bu stratejiyle uyumlu olarak hem seçim taktiklerini hem de siyasal ittifaklarını belirledi. Taktikler, ittifaklar değişse de, strateji hiç değişmeyecekti.

2007 seçimlerinde bu taktik kutuplaşmayı Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan e-muhtırasının ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinin de imkanlarını siyasete tahvil ederek “darbe isteyenler ve istemeyenler” hattına yerleştirdi. Ve yüzde 47’ye ulaştı. Ardından adım adım “değişim” söylemi etrafında eski rejimin tasfiyesine girişti.  Torba davalarla inşa edilen bu süreçte ideolojik olarak liberallerin ve devlet içine kümelenmiş zor aygıtı olarak F tipi Cemaat’in AKP ile ittifakı belirleyiciydi.

2010’da gerçekleştirilen ve Türkiye’yi “darbe anayasası”ndan kurtaracağı söylemi üzerine inşa edilen referandumdaki liberal taktiğin temel siyasal zıtlık rüzgarını ve getirisini arkasına alan AKP; 2011 seçimlerinde de bu zıtlığı bu kez “darbelerle mücadele ve yeni Anayasa” vaadi temelinde kurduğu seçim taktiğine, taktik ittifaklara dayanarak sandığa taşıdı ve yüzde 50’lik oya ulaştı. Eski rejimi tasfiye döneminde öne çıkan liberal-muhafazakar hegemonya taktiği; AKP’yi normal şartlarda ulaşabileceği kesimlerin ötesine taşıyan bir siyasal zıtlık minderi oluşturdu ve AKP bundan uzun süre yararlandı. Geçenlerde Nokta dergisinde yayımlanan AKP toplantı tutanaklarında Saray danışmanlarından birinin “gerçek oyumuz yüzde 25” sözlerini sarf etmesi bununla bağlantılıydı. Saray ve danışmanları Siyasal İslamcı stratejinin oyuyla; bunu başka zeminlerde diğer toplumsal kesimlere doğru genişleten taktiklerin AKP etrafında topladığı oy oranının farklı olduğunu (neredeyse  yarı yarıya) bilmekte ve itiraf etmekteydi.

Değişmeyen Ana Strateji ve Taktik Manevralar

Özetle AKP bugüne kadar Siyasal İslamcı-totaliter bir parti olarak normal şartlarda ulaşabileceği maksimum oyun ötesine geçecek; geniş kesimleri kendi siyasal projesi etrafında kenetleyecek bir siyaset mühendisliğiyle adım adım mevzi genişletti.  Eski rejimi tasfiye, adım adım bir Saray Rejimi’nin inşası; toplumsal düzenin dinselleşmesi ana stratejiydi ve hiç değişmedi. AKP bu ana strateji temelinde her seçimde taktik esnemeler gerçekleştirdi.

Ana strateji ilk kez sokakta, Gezi ile başlayan Haziran Ayaklanması’nda duvara çarptı; aşağıdan ve doğrudan karakterdeydi. Sandığın ötesine geçen bir dikta karşıtı hareket uç vermişti.  Doğrudan demokratik karakterdeydi. Atlattı.

Ana stratejiyle çelişmeyen, “yukarıdan” ilk krizse; devlet içinde sopanın kimin elinde olacağı kavgası sonucunda ortaya çıktı; sahneye AKP ile Cemaat arasındaki çatışma olarak yansıdı; bu durum AKP’ye bu kez yeni rejim içinden (asker yerine polis), yukarıdan bir meydan okuma ve mağduriyet hikayesi yarattı.  Sonuç 17-25 Aralık operasyonlarıydı. Otoriter, sopalı karakterdeydi. Tökezledi; sarsıldı; ama atlattı. Ve ardından “Cemaat Darbesi”ne karşı bir referanduma dönüştürdüğü yeni zıtlık temelinde önce 30 Mart 2014’te yerel seçimleri (yerel seçim gündeminden çıkararak) ve 10 Ağustos 2014’te muhalefetin de açık katkısıyla Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı.

Ana stratejinin taktik manevra; genişleme, oyunu kurma kabiliyetinin ilk kez sandıkta duvara toslaması ise  7 Haziran seçimlerinde oldu.  AKP bugüne kadar çoğunlukçuluk, milli irade etrafında oluşturduğu, zeminini Siyasal İslamcılık etrafında hem genişleten hem de bu gündemi, kurduğu ittifakların aydınları, dili, propaganda araçları sayesinde görünmezleştiren seçim taktiğinde tökezledi. Seçimin gündemini ilk kez AKP belirleyemedi.  Ana eksen; AKP’nin Türkiye’deki siyasal sistemi Saray etrafında dönüştürme ve tekelleştirme arayışlarına, Başkanlık sistemi adı altında diktatörlüğün anayasal kurumsallaşmasına karşı muhalefet güçleri tarafından belirlendi. Seçimin referandum karakterini, asli zıtlığını ilk kez belirleyemeyen AKP saldıran/genişleyen karakterini sandıkta da yitirmeye başladı. Belirleyen değil belirlenen; saldırıda olan değil, savunmaya geçen bir seçim taktiğine kapandı. Erdoğan’ın meydanlara inmesi, elde Kuran şehir şehir miting yapması da bu gerçeği değiştiremedi; aksine, oyunu kuran değil, belirlenen olma vasfını görünürleştirdi. AKP’nin oyun kurma kabiliyeti ilk kez 7 Haziran 2015’te sandıkta da sarsıldı ve AKP iktidar çoğunluğunu yitirdi.

Sonuç ortadaydı. “Sandık yoluyla iktidardan indirilemez” diye bakılmaya başlanan AKP sandık yoluyla iktidarını kaybetmiş ve oyun kuramamıştı. “Milli irade” etrafında kurduğu söylem çöken; diğer yandan sandığı da aşacak şekilde, ülkedeki temel siyasal kutuplaşma eksenini belirleme üstünlüğünü muhalefete kaptıran AKP için büyük bir krizdi.

Sonra? Bütün mesele bundan sonra ne olduğunu anlamakta. 7 Haziran’dan sonra AKP-Saray buna nasıl yanıt verdi? Saray etrafında kümelenen yeni rejim; ana stratejiye giden yolda hangi taktik değişikliğe gitti? Seçimin ana kutuplaşma eksenini nasıl yeniden kendi minderinde kurdu?  Halk çareyi neden yeniden AKP etrafında toplanmakta gördü? Muhalefet bu oyunu neden bozamadı? Ve elbette: Ne Yapmalı? Cuma günü devam edeceğiz. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)