• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 26 °C

7 Haziran’dan 1 Kasım’a (2)

Deniz YILDIRIM

Geçen yazıda 1 Kasım seçim sonuçlarını anlamak için, AKP’nin 13 yıllık genel stratejisine ve bu stratejiye ulaşmak için her seçim döneminde geliştirdiği referandum karakterli taktiklere değindik.

Buna göre, laiklikle ve ilerici Cumhuriyet kazanımlarıyla zıtlık fikrinden kuvvet alan, eski rejimin kriz alanlarını kendisi için fırsata çeviren ve bir Saray Rejimi hedefi etrafında gelişen AKP stratejisinin taktik hamlelerle bu dar çekirdeğin cephesini mevzi kazana kazana genişlettiğini; her seçimde seçimin temel zıtlık eksenini kendi asli gündeminin ötesinde, ama bu gündemin hizmetinde kurarak seçimi bir referanduma dönüştürdüğünü, kendisini daima bu referandum karakterli seçimlerde iki tercihten birinin tek temsilcisi konumuna yerleştirdiğini ve bu sayede her seçimde yüzde 50’ye yakın oy aldığını ifade etmiştik.

Oyun önce Haziran 2013’te sokakta; sonra 7 Haziran 2015’te sandıkta bozuldu. Yıpranan, ittifakları dağılmaya başlayan, içeride ve dışarıda sıkışan AKP 7 Haziran’da ilk kez seçimin asli siyasal zıtlığını belirleyemedi. Seçimin temel gündemi Saray’ın otoriter başkanlık projesine karşıtlık üzerinden gelişti; seçmen bu zıtlık etrafında politikleşti. AKP savunmaya geçti; ezberi bozuldu ve sonuç olarak tek başına iktidarı kaybetti.

1 Kasım sonuçlarını anlamak için, asıl olarak AKP’nin 7 Haziran’da yaşadığı bu kaybı iyi anlamak gerekiyor. AKP bunu kavradı; kaybın büyüklüğünü de. Ardından yaşanan gelişmeler; aslında 1 Kasım’ın ön sonuçlarına dönüştü. Hatırlayalım ve AKP’nin 7 Haziran sonrası taktikleri ekseninde 1 Kasım sonuçlarını anlamaya çalışalım.

AKP uzun yıllardır üzerinde tepindiği “milli irade, çoğunluk iradesi” propagandasını, argümanını yitirdi; panik büyüktü.

Önce Bahçeli eliyle yüzde 60’lık AKP karşıtı zemin dağıtıldı. AKP’siz bir iktidar seçeneği imkansızlaştırıldı. HDP karşıtlığı üzerinden belirlenen 7 Haziran sonrası siyasette, AKP MHP’yi bu zeminde yanına çekti; etkisizleştirdi.

Ardından Baykal aracılığıyla Saray yeni denkleme müdahil oldu.

Açalım: Seçimden sonra ana siyaset kriterini HDP karşıtlığı olarak belirleyen MHP; AKP ile sahne önünde kavga eden, sahne arkasındaysa AKP’nin yeniden kaybettiği iktidarı fiilen tek elde toplayarak kullanmasının önünü açan bir taktik izledi. Buna devletçi ve devletiçi koalisyon da diyebiliriz.

Bunun doğal sonucu; Meclis Başkanlığı seçiminin AKP adayına armağan edilmesi oldu. Böylece Davutoğlu’nun ifadesiyle “yüzde 60’lık blok dağıtıldı”. Not edelim: AKP dağıtmadı; MHP armağan etti.

7 Haziran’da yitirdiği inisiyatifi yeniden ele alabildiğini gören Saray-AKP; karşıda bir “blok” olmadığını seçmene gösterip yarma operasyonunu tamamlarken; diğer taraftan da tüm koalisyon seçeneklerinin içine kendisini zorunlu şık olarak yeniden kattı.

Önce Saray Davutoğlu’nu koalisyon kurmak için görevlendirme işini uzattıkça uzattı, görevi Davutoğlu’na verdiğinde ise bu kez Davutoğlu görüşmelere başlama işini zamana yaydı. Amaç, süreyi olabildiğince uzatmak ve 7 Haziran sonrasındaki tabloda “koalisyon kurulamadığına, istikrarın bozulduğuna, terör olaylarının arttığına” dönük algıyı yaygınlaştırmak ve bu algı etrafında 1 Kasım taktiğini örerek yeniden tek başına iktidarı ele geçirmekti.

Koalisyon görüşmeleri geç de olsa başladı. Ve koalisyon görüşmeleri için tanınan 45 günlük sürenin tüketilmesini sağlayacak bir taktik adım daha atıldı; CHP masaya çekildi; uzun görüşmelerle ortada bir koalisyon görüşmesi olduğu izlenimi yaratıldı. Adına da “istikşafi” dediler.

Oyalamaydı; tek parti iktidarı dışındaki seçeneklerin zaman kaybı olduğunu; koalisyon kurulamadığını gösterme amaçlı görüşmelerdi. CHP “uyumlu parti” imajı yaratmak; “kavgacı olmayan, önce Türkiye diyen parti” görüntüsünü kalıcılaştırmak için bu oyuna bilinçli olarak katıldı. Ve elbette 35 günün sonunda koalisyon kurulmadı.  Ardından Bahçeli kapıyı yeniden kapattı ve 45 günlük süre de tamamlandı.

Artık AKP koalisyon seçeneklerini imkansızlaştırmıştı. Seçmen “1 Kasım’da yine koalisyon çıkarsa yine hükümet kurulamaz, yaşananlar devam eder” mesajıyla, korkutma siyaseti etrafında AKP’ye çağrılmaya başlandı.

7 Haziran’dan Sonra AKP’nin İki Taktiği

7 Haziran’dan sonra AKP’nin birinci taktiği; yüzde 60’lık 3 partinin AKP dışı bir iktidar seçeneği yaratma imkanını ortadan kaldırmak; karşı cepheyi dağıtmaktı. Bahçeli-MHP ittifakı sayesinde bunu başardı.

Karşı “bloğu” dağıttıktan sonraki ikinci taktikse koalisyonun kurulamayacağını göstermek; seçmene zamana yayarak, işi uzatarak “koalisyon olmuyor, tek parti iktidarı dışında seçenek, kötü gidişten çıkış yok” mesajını vermekti. Ve ikinci taktik de tuttu. Ağustos sonuna geldiğimizde artık AKP 7 Haziran sonrasında AKP’li ya da AKP’siz tüm koalisyon seçeneklerini taktik olarak bertaraf etmişti. Yeni seçim için referandum minderini şu soru etrafında kurmak mümkündü: Tek parti iktidarı mı, koalisyon mu?

Buna karşın referandum minderini sadece bu soru üzerinden kurmak, 7 Haziran’da kaybedilen oyları geri getirmeye; yeniden tek parti iktidarını sağlamaya yetmeyecekti. Bu kez Ağustos sonundan itibaren seçimin kutuplaşma zeminini yeniden tarif edecek bir başka ek taktik devreye sokuldu ve 1 Kasım’da ortaya çıkan sonucun temel nedeni de bu sopalı taktik oldu.

Buna göre 7 Haziran’da seçimin referandum-kutuplaşma minderini kuramayan ve kaybeden AKP/Saray; bu kez ön alarak seçim kampanyasını bayrak-milliyetçilik çevresinde, teröre karşı birlik ve güvenlik siyaseti/vaadi etrafında örmeye başladı. Eylül ayında İstanbul’da Erdoğan, Davutoğlu, İsmet Yılmaz ve Diyanet İşleri Başkanı’nın katılımıyla gerçekleştirilen Teröre Karşı Birlik Mitingi’nde Davutoğlu ve Erdoğan AKP’yi “milliyetçi birlik-güvenlik cephesi”nin temsilcisi olarak inşa ederken terörle özdeş kılınmak istenen diğer kutba da HDP’yi yerleştirdi. “Teröre karşı AKP’de birleşin, HDP’yi baraj altında bırakın” sözleriyle özetlenebilecek bu taktiği, Erdoğan’ın “550 yerli ve milli vekil istiyorum” sözü tamamladı.

Artık 1 Kasım’ın asli kutuplaşma minderi belirlenmişti. Koalisyon kurulamıyordu; ülkede “terör” yayılmaktaydı; bir yanda tek parti iktidarına birkaç puan mesafede olan AKP; diğer tarafta ise “bu zor dönemde” koalisyona yanaşmayan MHP vardı. MHP’nin Bahçeli siyasetinin katkısıyla denklem dışına itilmesi ve seçimin milli birlik-güvenlik X terör zıtlığı ekseninde kutuplaştırılması taktiği için şartlar zaten uygun hale gelmişti. Milli Birlik cephesinden MHP’yi eksilten AKP; karşıtlığı terör ve HDP üzerinden kuruyor; bu zıtlık zemininin güvenlik kanadının tek temsilcisi konumuna kendisini yerleştirerek seçimi referanduma, bir tür 2. tura çeviriyor ve özellikle milliyetçi, muhafazakar sağ seçmeni güvenlik tercihi etrafında kendisini genişletmeye çağırıyordu. Sonuçlar gösteriyor ki bunu başardı.

1 Kasım seçimlerinin sonucunu işte bu minder belirledi. AKP yeniden 7 Haziran’da yitirdiği inisiyatifi geri aldı; karşı bloğu dağıttı; ardından asıl büyük kaybını telafi etti; yani yeniden ülkedeki temel siyasal zıtlık minderini belirleme ve kendisini bu zıtlıklardan birinin tek temsilcisi haline getirerek her seçimde kendi tabanı dışında kesimlere ulaşma, seçim kazanma inisiyatifini eline geçirdi.

1 Kasım seçimi, 7 Haziran’dan sonra bir 2. Tur seçimine dönüştürülmüş; sadece iki seçenek belirlenmiş ve AKP seçeneklerden birinin tek temsilcisi konumuna yerleştirilmişti. MHP oyundan düşmüştü; CHP ise bu minderi görmesine rağmen bozamadı. Geliştirdiği strateji yetersiz kaldı; seçimin “milliyetçilik-terör” algıları; ya da AKP cephesi-HDP cephesi özdeşleştirmeleri ekseninde kurulmasını önleyemedi.

AKP seçim süreci boyunca özel olarak CHP’yi hiç hedef almadı; çünkü bu yeni zıtlık minderinin muhatapları bir tarafta MHP, diğer tarafta HDP seçmeniydi. CHP denklem dışı kaldı. 7 Haziran’da aldığı oyun hemen hemen değişmemesinin temel nedeni de buydu. 1 Kasım’ın temel siyasal zıtlık zeminine müdahale edemedi. Kendi sahasında kaldı.

Sonuç olarak AKP-Saray merkezli bu yeni taktik; bir yandan bölgede çatışmaların yeniden yükselmesi; her gün gelen şehit cenazeleri; diğer yandan Ankara Katliamı sonrasında “güvenlik” vaadi ve beklentisi etrafında AKP’nin kurduğu minderin sağdan konsolidasyonu ile birlikte kuvvet kazandı. Sağ, muhafazakar, milliyetçi seçmen kuvvetin toplandığı yere baktı; AKP’nin çıkış yolu gibi gösterdiği, 7 Haziran’dan sonra muhalefetin de katkılarıyla adım adım inşa ettiği “ben gidersem, ben olmazsam bak neler oluyor?” mesajını, tehdidini, sopasını gördü. Sol seçmenin 7 Haziran-Başkanlık eksenli seçim kutuplaşmasında AKP karşısında geliştirdiği taktik esnekliği bu kez sağ seçmen AKP için gerçekleştirmiş oldu.

Özetlersek: 7 Haziran’dan sonra ülkenin daha da kötüye gittiği fikrinde uzlaşan geniş halk kitlelerine AKP bir açıklama; kendisini dışarıda bırakan, aklayan bir algı sunmaya çalıştı ve sonuçlar da gösteriyor ki bunu başardı: “Sorun AKP’den kaynaklı değildi; yaşananlar AKP’nin tek parti iktidarının bitmesinden kaynaklıydı”.

Bilinçli bir süre uzatımı, kasıtlı bir türbülans algısı; amaçlı bir “istikrarsızlık” vurgusu hep bu mesaj içindi. Kartlar böyle dağıtıldı; 7 Haziran’dan 1 Kasım’a uzanan süreçte beliren hemen her gelişme; bu zeminde, bu sopalı siyaset ekseninde yaşandı. Ve devletin hem baskı hem de ideolojik aygıtları bu Saray stratejisi etrafında, “terörle mücadele” ortamının ve konseptinin sağladığı rüzgarın da etkisiyle kenetlendi. Artık bu strateji AKP stratejisinin ötesinde, devlet stratejisiydi.

AKP 1 Kasım’a yitirdiği Kürt oylarını telafi etmesini sağlayacak yeni siyasal ittifaklarla girmedi sadece; devletleşmiş bir parti ve onun aygıtlarının ortaklığı temelinde bir ittifak olarak sundu kendisini. Yeni dönemde asıl belirleyici unsur; bu olacak.

Tartışmayı önümüzdeki yazılarda sürdüreceğiz.  

Not: Bugün 10 Kasım. Bağımsızlık Savaşı’nın ve Cumhuriyet Devrimi'nin önderini unutmadık; unutmayacağız. Teslimiyet yok; yeni, halkçı, laik ve demokratik bir cumhuriyet kuracağız. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)