• BIST 103.912
  • Altın 161,198
  • Dolar 3,9233
  • Euro 4,6062
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 6 °C
  • Adana 13 °C
  • Antalya 15 °C

9 Eylül ve CHP

9 Eylül ve CHP
İkisi de birbirinden bağımsız değildir. Zaten ikiz kardeşler gibi yıl farkı olmuş olsa da aynı günde doğmuşlardır. Birinin doğumu olmadan diğerinin de olmayacaktı.

Sami GÜNAL

Tarihimizde 9 Eylül gününe denk gelen iki önemli olayımız vardır. İzmir’in kurtuluşu ve CHP’nin kuruluşudur. İkisi de birbirinden bağımsız değildir. Zaten ikiz kardeşler gibi yıl farkı olmuş olsa da aynı günde doğmuşlardır. Birinin doğumu olmadan diğerinin de olmayacaktı.

9 Eylül 1922’de İzmir’in doğumu gerçekleştikten tam bir yıl sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde 9 Eylül 1923’te yola “Halk Fırkası” adıyla çıkmış olup bir yıl sonra “Cumhuriyet Halk Fırkası”na dönüştükten sonra nihayetinde 1935 yılında bugünkü kimliğine bürünmüştür CHP. Tabii “bugünkü kimlik” derken kastımız isimden ibarettir.

* * *  

22 Eylül 1922

“Geçende ablam da öyle diyordu / Bu bahar İzmir'e girmezse ordu / Kanmam sözünüze sizin de anne! /… / Bir çetin bilmece sorsam Paşa'dan / Söylemem memleket bağışlamadan / Mutlaka İzmir'i isterim anne!”

*

“İzmir'in denizi kız, kızı deniz / Sokakları hem kız hem deniz kokar”

* * *

CHP!

9 Eylül 1923

Oldubitti muhalefetteyim. Bir türlü iktidarda olamadım. Yazımızın esasına girmeden önce lider kadrosunu tavaf eylemek isterim.

Çocukluk bu ya, politik uyanış çağlarımda önce sevdim, sonra muhalefet oldum Ecevit’e. 1980, özellikle de 1983 sonrası tutum ve politik sapmaları-tutarsızlıkları nedeniyle.

Tüm demokratlığına ve sempatisine karşın DYP’yle olan ortaklıklarındaki kimi tutumları nedeniyle Erdal İnönü’ye de muhalefet oldum. Ama severdim...

Karayalçın, belediyecilikte favorimdir ama parti başkanlığında ise muhalifim…

Türkiye’de pek alışık olunmayan Batı tipi bir liderlik ve kişilik sergilemiş olan saygıdeğer -bence- teorisyen ve lider, Aydın Güven Gürkan Hocamız...

Sırf, solun birliği için, halk için, halktan yana bir tavırla gönüllü olarak liderlikten ayrılma fedakârlığını gösterebildi. SODEP-HP birleşmesinin mimarlığını üstlenip kurucu başkanlık görevini yerine getirdikten sonra başkanlığı Erdal Bey’e devretmişti. Çok severdim. Muhalif olabileceğim bir fikrini bulamadım ama ona da liderliği devrettiği için muhalif oldum.

İsmail Cem’i de anmak isterim. Fakat o bir lider değil teorisyendir. Bir acemilik yapıp Kemal Derviş’in tuzağına düşerek kendini harcatan bir çelebi adamdı o.

Necdet Calp’i neden anmayalım ki? Bugünkü CHP’nin liderlik performansına bakınca Calp’in hayda hayda anılmaya değer olduğunu görüyorsunuz. Turgut Özal’ın azgın özelleştirme/peşkeş çekme politikasına karşı yumruğunu masaya vurabilmiştir.

Kenan Evren faşizminin doğurduğu mecburiyetten dolayı beş buçuk aylık geçici genel başkan olan Cezmi Kartay’ı anmakla yetinelim.

Abilerden Altan’ı, Hikmet’i de saygıyla anıp geçeyim…

Baykal’a hep muhalif oldum.

Baykal’a muhalifliğimden çekmediğim kalmadı. Aklıma gelenlerden seçmece yapayım.

Önceleri ölümüne Baykalcıyken, sonra düşmanı olan CHP Gençlik Kolları Eski Başkanı -ismini dahi anmaya değer bulmadığım zat- Baykal’ı eleştirdiğim için ona olan âşıklığından dolayı beni ziyaretçisi olarak bulunduğum kendi iş yerinden lisanı üslupla kovmuştu desem yeridir.

Sonra Adnan Keskin bunun makam kapısını resmen ve de fiilen kilitleyip de boş torba gibi kapı dışarı attığında… Bu zatın yanında, o gün genel merkezdeydim. Fakat makamdayken hiç yanına çıkmamıştım. Yani kara gün dostuydum. Hatta bu özelliğimizi lütfedip kendisinin dramını görev gereği gözlemleyen gazetecilere büyük gururla takdim etmişlerdi. Ama onun parti adına leke düşürecek fiillerini burada yazmak yazı üslubuma sığmaz, geçelim. Neden yazamam? Lekeler partisel değil de kişisel. Yani kamuyu ilgilendiren bir durum değil.

O zamanki AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP’nin sekiz bakan ve milletvekilini mahkemelerde yargılatan, mücadelesini üç kitaba döken ve bu yüzden hedef olan… Efsane eski İstanbul İl Başkanı Mehmet Bölük, Adalar İlçe Başkanı Uluç Yurtduru ve anımsayamadığım diğer dostlarım… Yine bir kurultay için Ankara’dalar. Bunlar katıksız Baykalcı. Bendeniz yine müzmin muhalif... Doğal olarak politikayla karışık “geyiğimiz” gırla... Dost kaybetmekten üzerime yoktur. Kendime kızarım. Bre adam, gırgırını sürdürsene! N’apacaksın, biat kültürüyle lider seviciliği yapanları mı caydıracaksın?

Oy tabanındaki kaymaları fark ederek bir iddiada bulunmuştum. Düşüncelerimi açtım ve korkarım ki CHP baraj altında kalır, dedim.

Vay, bunu diyen sen misin? Bunları yolcu etmek için gittiğim Esenboğa havaalanına kadar araba içinde ne çektiğimi ben bilirim. Ne o? Baykal’a söz söylemişim!

Sonuç? CHP baraj altında ve onlar Baykal’la düşman. Baykal ise onları istemez… Bense hüzünle yine muhalif yerimdeyim. Kahırlı bir edayla partiyi kurtarmak üzere eşimi parti üyeliğine gönderdim(!)

Yine baraj altında kalsın, insanlar yine kurtarmak üzere üyeliğe koşacaklardır. Böyle bir şeydir lider seviciliğinden ziyade parti ilkelerini sevmek.

CHP’yi hokkabaz torbasına çevirdiler. Çevir, kavuniçi; çevir diğer bir tarafı turuncu. Bu nasıl bir iş? Asıl renk silinmiş gitmiş… Tarihsel kökeninden ve misyonundan koparılmaya her lider döneminde azmedildi. Özellikle de Y-CHP dediğimiz son dönemde. Baykuşların öttüğü, sahipsiz viraneye dönüşmüş durumdadır bu CHP. Ama görülecektir ki bu bünye bu hurmaları kusar. Tersi ters olur; bilim kabul etmez.

Yazılarımda hiçbir konuyu kişiselleştirmem. Her kişi naçizane bir öykümün kahramanı olabilir de kimseleri kişisel çekişmenin konusu yapmam. Yani ben, genel bir çerçeve çizeceğim. CHP’lilik duygusu ya da karşıtlığıyla fikir beyanında bulunmayacağım, taraf olmayacağım. Objektif olarak iki kere iki dört eder, diyeceğim. Keşke başkalarının istediği gibi beş olabilse!

Bir iktisat bilimcisi temel kavramları çözümlerken ekonomik malları fayda esasına göre sıralar. Eğer bir mal insan ihtiyacını karşılıyorsa o “faydalı maldır.” Onun yasaklı ya da zararlı olması iktisat bilimcisinin bakışını veya vicdanını etkilemez. Dolayısıyla, “Eroin faydalı bir maldır.” diyen iktisatçı bir eroin sever ya da insanlık düşmanı değildir. Yani tarafgirlik ya da karşıtlık söz konusu değildir.

Bu hoş benzetmeyle benim de bu yazı dizisinde CHP’yle ilişkim “iktisatçıyla eroin” arasındaki ilişki gibidir. Yani, objektif-tarafsız. Tarihsel, bilimsel tanımlamalar ve çözümlemelerden ibaret olacaktır.

Görüldüğü gibi konunun esasına giremeden yerimiz bitti. Anlaşılan o ki bu CHP konusu bir dizi yazı formatında olacaktır. Parti kavramının ağır ve nazari bir konu olması dolayısıyla özgün üslubumuzca bir hoş giriş yapma denemesi yapmış olduk.

İkinci bölümde kullanmayı düşündüğüm bir cümleyle bitireyim ki yazıya hazırlık olsun.

“Denir ki, ‘Efendim bu CHP bir kitle partisidir, o nedenle bu torbanın içinde her renk bulunur.’ Kim demiş? Yok ya!”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
    • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
    • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
    • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
    • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
    • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
    • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
    • Liyakat25 Ekim 2017 Çarşamba 10:12
    • Yok mu Fethullahçı Örgütün Sempatizanı Rasim’den Hesap Soracak?23 Ekim 2017 Pazartesi 18:23
    • Popülizm Etkisi Avusturya’yı da Sağa Taşıdı19 Ekim 2017 Perşembe 11:36
    • 123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)