• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 18 °C

ABC yazarının çağrısı 'sol'da yeni bir tartışma başlattı

ABC yazarının çağrısı 'sol'da yeni bir tartışma başlattı
Cumhuriyet yazarı Özgür Mumcu, ABC yazarı Deniz Yıldırım'ın "Üçüncü Halkçı-Demokratik Atılım Çağrısı" ile başlattığı tartışmayı köşesine taşıdı.

Yazarımız Yard. Doç. Deniz Yıldırım’ın 23 Nisan tarihinde yayımlanan “Üçüncü Halkçı Demokratik Atılım Çağrısı” başlıklı yazısı sol çevrelerde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. AKP iktidarının gittikçe otoriterleşen karakterine karşın, solun üretmesi gereken alternatif politikalar konusunda önermelerde bulunan yazıya köşesinde yer veren Cumhuriyet yazarı Özgür Mumcu, bugünkü yazısında Ataol Behramoğlu'nun da bir yazı ile katıldığı bu tartışma hakkında kendi önerilerini sundu.

İşte siyasetsizlik sarmalına düşen solun siyaset yapıcılarının ufkunu açacak o tartışma hakkında Özgür Mumcu'nun kaleme aldığı yazı:

Demokratik geçiş

Ataol Behramoğlu, Cumhuriyet’te yayımlanan son yazısında, Erdoğan’ın işin içine askeri endüstriyel kompleksi de dahil edecek şekilde sağın tek merkezde toplanması meselesini hallettiğinden bahsettiğim bir yazıdan hareketle isabetli ve tartışılması gereken bazı sorular sormuş. 

Ben yazıyı, sağın Erdoğan tekelinde yoğunlaşmasının aslında solun bildiği bir mesele olduğunu ve sınıfın tekrar solun merkezinde yer alması gerektiği çıkarımıyla bitirmiştim. 

Behramoğlu ise bıraktığım yerden devam etmiş ve sadece sınıf temelli siyasetle çok uzun yol gidilemeyeceği, solun Aydınlanma devrimine sahip çıkması ve Kürt meselesindeki tutumunu netleştirmesi gerektiğinin altını çizmiş. 
Kendisinden çok farklı düşünmüyorum. Askeri ya da sivil otoriter rejimlerden çıkış yolları üzerine kafa yorulan bir alan. Yakın zamanda editörlüğünü ABD’li siyaset bilimci Abraham Lowenthal ile Şilili bir kanaat önderi olan Sergio Bitar’ın yaptığı“demokratik geçiş dönemlerini” konu alan bir kitap yayımlandı. 

Kitapta, Brezilya, Şili, Gana, Endonezya, Meksika, Filipinler, Polonya, Güney Afrika ve İspanya’da otoriter rejimlerden demokrasiye geçiş incelenmiş. Kimi başarılı, kimi yarım yamalak giden bu demokratikleşme hikâyelerinin içindekilerle, yani hem baskıcı iktidarın hem de demokratik muhalefetin üyeleriyle söyleşiler yapılmış. 
Kitabın editörleri daha sonra bir makalede başarıya ulaşmış demokratik geçiş dönemlerinde bazı ortak noktaları belirlemişler. Şöyle özetlenebilir: 

Yönetebileceğine halkı inandırarak kamuoyu desteğini kazanabilmek. Siyasi partileri, sosyal hareketleri, işçileri, öğrencileri ve iş çevrelerini bir araya getirebilmek. Zamanında baskıcı iktidarla işbirliği yapmasına rağmen bugün demokratikleşmeden yana olanları dahil edebilmek. İktidar içi çatlakları gözlemleyip kullanabilmek. İktidar içerisinde “bir çıkış stratejisi” arayan unsurlarla temas kurabilmek. Maksimalist talepleri erteleyip asgari müşterekler üzerinden muhalefeti birleştirebilmek. Şiddet yanlısı olanları marjinalize etmek. 

Yani sınıfı merkezine alan solu aşan, geniş bir demokratik muhalefet bloku oluşturmak bahsedilen demokratik geçiş dönemlerinde etkili olmuş. 

Elbette genel geçer bir formülden bahsetmek mümkün değil. Ancak bu tespitler çok da isabetsiz değil. Buradan hareketle siyaset bilimci Yard. Doç. Deniz Yıldırım’ın “Üçüncü Halkçı Demokratik Atılım Çağrısı” başlıklı yazısına dikkat çekmekte fayda var. 

Yıldırım, meşrutiyetle başlayan ve Cumhuriyet’le tamamlanan süreci birinci, 1960’lardan 12 Eylül’e kadar yükselen solu ikinci halkçı demokratik atılım olarak değerlendiriyor ve bugün bir üçüncüsüne ihtiyacımız olduğunu savunuyor: 

“İlk çare; hedefi küçült, cepheyi genişlet. Üçüncü Halkçı-Demokratik Atılım asgaribir program önerisiyle halkın önüne çıkacak, halkla birlikte örgütlenecek. Bu asgari program, Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunları etrafında en geniş zemini örgütleyecek.” 
“Taşerona, güvencesizliğe, iş cinayetlerine, topraksız mevsimlik tarım işçilerine, işsizlere seslenen bir sınıf içeriğiyle ‘halkçılık’ güncellenecek.” 
“Kürt sorununu birlikte gönüllü yaşam formülü etrafında halkın rızasıyla, demokratik yollardan çözmek Üçüncü Halkçı-Demokratik Atılım’ın görevi olacak.” 
“Halkçı-Demokratik Atılım stratejisi sosyal demokrat, Atatürkçü, merkez sol, merkez sağ, milliyetçi kitleler için azami program, sosyalist siyasetler içinse asgari program olacaktır. Bu anlamda ikinci atılımda kaçırılan fırsat bu kez kaçırılmamalı, Üçüncü Halkçı Demokratik Atılım’da en geniş halk iktidarı seçeneği etrafında bir araya gelinmesinin yolları aranmalıdır.” 

Çoktandır “özgürlükçü olmayan demokrasiler” ya da “yeni otoriter rejimler”arasında sayılan bir memlekette yaşıyoruz. Buradan demokratik çıkış yollarını tartışmak da birinci önceliğimiz olmalı. 

Sayın Behramoğlu’na, konuyu biraz olsun açmama imkân veren yazısı için teşekkür ederim.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)