• BIST 102.258
  • Altın 190,182
  • Dolar 4,5880
  • Euro 5,3948
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 29 °C

Adalet sol bir iktidarla olur…

Necdet SARAÇ

Tartışmayı “atletten adalete” çekebilmenin yolu çıtayı iktidar hedefine koymaktan geçiyor… 
Seçimler erkene çekilir mi bilinmez ama, normal süreye de zaten pek zaman kalmadı. Derin analizler yapmaya gerek yok, bazı veriler artık değişmez: OHAL ile seçimlere gidilecek. İktidar kutuplaştırmadan beslendiği için önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın da, genel olarak iktidarın dili yumuşamayacak, daha da sertleşecek…  Diğer yandan belli ki, adaletten eğitime, sağlıktan grev hakkına kadar her şey daha da çökecek…  
Sosyalist sistemin çökmesinden sonra tekleşen dünyada yaşanan “geriye dönüş” krizi de Türkiye’deki bu süreci besliyor, ömrünü uzatıyor… 
 “Geriye gidişin” hızlandığı böyle bir ortamda, “Hayır” kampanyası önemliydi. Adalet Yürüyüşü önemliydi. Adalet Kurultayı da önemli! Aynı kaldırımda bile yan yana  yürümeyecek kişilerin ve siyasi oluşumların bazen sandıkta, bazen sokakta yan yana gelmeleri ortak yaşama kültürü açısından bile çok önemli... 
Her şey bir yana Kılıçdaroğlu’nun bile tutuklanma olasılığının güçlü bir tepkiyle karşılanmadığı, herkesin kararların hukuki değil siyasi olduğunu ve tek merkezden verildiğini bildiği bir ortamda Türkiye’nin farklı renklerini bir araya getirecek “Adalet Kurultayı” toplamak doğru olmayacak da ne olacak?
Bütün bu hamleler doğru ve önemli…
Ancak yetmiyor, yetmez!
İKTİDAR HEDEFİ OLMADAN OLMAZ
Bu hamlelerde en büyük eksiklik “iktidar hayali kuracak” bir heyecan yaratamamak. Hedef büyütmeden, iktidar istenmeden heyecan yaratılamaz, ivmesi sürekli yukarı doğru çıkan alternatif bir hareket gelişemez ve düzen değişemez. Böyle olmadığı için eylemler dönemsel olarak büyüyor, milyonları peşine takıyor, sonra “eriyor”…
Artık hedef büyütmeli. Eylemlerin tamamı “düzeni değiştirme” üzerine, yani yeni bir iktidar üzerine kurgulanmalı! Bu hedef de açık açık ilan edilmeli.  Olmayacak bir duaya amin denilerek yüzde yüzü kucaklama isteğinden de ve bu konuda yaşanan  son 70 yıllık yanılgıdan da artık vazgeçilmeli…
Türkiye’nin sosyolojik yapısı öne çıkartılarak, umudu solda değil, fiili olarak sağda gösterme çabası hızla terk edilmeli, çözümün adresi sol bir iktidar olarak gösterilmelidir! 
Çözümün adresi soldur, özne soldur, ancak sol kendisini özne olarak görmüyor, iktidar olacağına inanmıyor. Asıl sorun burada!
CHP’NİN SOLU BOŞALDI
Krizin derinleştiği bir ortamda, solun neredeyse tamamı bu süreçte oynaması gereken rolünü oynamıyor. Umutsuzluk, çözümsüzlükle birleşince bir anda “herkes CHP’li oluyor”! CHP’yi sola çekmesi gereken bütün güçler de fiili olarak CHP’li olmuş durumda! İttifakla, ortak mücadeleyle “tek parti” iç içe geçmiş durumda...
CHP’nin solun “boşalması” CHP’yi de olumsuz etkiliyor. Kerelerce denenmiş ve hep hüsranla sonuçlanmış merkeze yaslanma, çözümü merkezde arama eğilimi güçleniyor… Oysa bugüne kadar, 1980 öncesi de, sonrası da CHP’nin yüzünü sola dönmesinde hep kendi dışındaki “devrimci solun” pozitif etkisi olmuş. CHP’nin 7 Haziran Seçim Bildirgesi bunun en son ve doğru örneklerinden biri… 2015’de HDP ciddi bir sosyal demokrat söylemle ortaya çıkınca, CHP’de sol söylemlerle buluştu ve kendi tarihinin en etkili seçim bildirgelerinden birini yayınladı…
CHP de, genel olarak sol da, iktidarı kendisine yeterince yakıştırmayınca kurgu “AKP parçalanırsa, sağ parçalanırsa, merkez sağda bir parti kurulursa” şeklinde yapılmaya başlanıyor. Bu yaklaşım, bugünün en büyük tehlikesi olarak tepemizde sallanıp duruyor…
Önceleri Abdüllatif Şener’e, zaman zaman Gül’e, Arınç’a ve son olarak da Akşener’e biçilen misyonun bir nedeni de bu yaklaşım!
Siyasetteki özneyi hep kendimiz dışında kurguladığımız gibi, kimseyi de küstürmek istemiyoruz. Bu yüzden temel konularda “köşeli” konuşmuyoruz. Bunun yerine daha kabul gören, “Adalet” gibi genel geçer konuları öne çıkartıyoruz.  
“Adalet”i öne çıkartıyoruz ama “bu düzen ancak sol bir iktidarla değişir, kuvvetler ayrılığı da, adalet de sol bir iktidarla sağlanır” demiyoruz!
KÜSTÜRMEDEN OLMAZ
Niye? Çünkü böyle dersek bazı çevreleri küstürmekten korkuyoruz. Sanki bu ülkeyi 70 yıldır sağcılar yönetmemiş gibi davranıyoruz… Siyasal İslamın, sağın ideolojik-politik hegomanyasını kıramıyoruz. Kültürel alandaki “sol hegomanyayı” siyasete taşımakta imtina ediyoruz… Siyasette sağ ve sol kavramlarını kullanmak istemiyoruz. Sanki emek-sermaye çelişkisi bitmiş, ideolojiler bitmiş gibi “apolitik” davranmak işimize geliyor…
Çaresizlik politikamıza yansımakla kalmıyor, “içselleştirilmiş” bir hal alıyor, sanki solun değil “kendisini yenilemiş bir sağın iktidarını” istiyoruz…
Oysa hepimiz de biliyoruz ki; Siyasal İslam’dan da AKP’den de demokrasi çıkmayacağı gibi, Türkiye’nin en karanlık döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’li bir iktidardan da demokrasi çıkmaz! 
Siyasetin temel gerçeği şu: Küstürmeden, karşına almadan değişim mümkün olmaz! Dünyanın hiçbir yerinde köklü değişiklikler karşı karşıya gelinmeden, meydan okunmadan olmamış, bizde de başka türlü olmaz!
Bu sürece müdahale etmezsek, kendisini yenileyecek sağ, tıpkı son 70 yılda olduğu gibi CHP’nin de, solun da önüne geçer. Demokrat Parti’den sonra Adalet Partisi’ni, ANAP’tan sonra AKP’yi hatırlamak gerekir…
Bu ülkenin Adalet Yürüyüşüne de, Adalet Kurultayı’na da fazlasıyla ihtiyacı var. Ama bu ülkenin adaleti yeniden ayakları üzerine dikebilmesi için de sol bir iktidara ihtiyacı var. Çünkü “geriye gidişi” durduracak ve tarihin tekerleğini yeniden ileriye itebilecek dinamik solda var. Kendisini yenileyen ve özne olacak sol alternatifin merkezi olur.
Bunun güçlü işaretlerini birkaç ay önceki İngiltere seçimlerinde “İstikamet Sol” sloganı ile seçimlere giren ve başarılı olan Corbyn liderliğindeki İngiliz İşçi Partisi’nde gördük… 
Belli ki, Mehdi gelmeyecek, 2019 için de “muazzam bir aday” çıkaramayacağız ama eğitimde ve sağlıkta özelleştirme yerine kamuculuğu öne çıkaran, tarımda kooperatifçiliği yeniden örgütleyen, dini tümüyle devletin dışına iten, devleti yurttaşlarının eşitliği ve çıkarları için hakem yapan, her türlü etnik ve dini kimlikleri kabul eden, ancak onu aşan ve merkezine insanı alan bir sosyal devleti, yargı, yürütme ve yasama arasında kuvvetler ayrılığını sağlayan bir Türkiye’nin ancak sol bir iktidarla olabileceğini görmemiz gerekiyor…
1951 Komünist tutuklamalarında, 1960 Yassıada yargılamalarında, Denizlerin yargılandığı 1970 askeri mahkemelerindeki ya da 1980 12 Eylül mahkemelerindeki adaletsizliği ancak sol bir iktidar çözer, itibarları iade eder. Ergenekon, Balyoz, 15 Temmuz sonrası yargılamalarında da, adaleti ancak demokratik bir Türkiye’nin yargısı çözer.
Laik ve Demokratik bir Türkiye’yi de ancak sol kurar. İşte o zaman adalet güçlünün değil, haklının adaleti olur!
Ayak sürümekten, işin etrafında dolanmaktan vazgeçmeli…

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)