• BIST 104.123
  • Altın 145,449
  • Dolar 3,4885
  • Euro 4,1695
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 25 °C
SON DAKİKASivas'ta deprem

Adalet Yürüyüşü'nün düşündürdükleri üzerine

Adalet Yürüyüşü'nün düşündürdükleri üzerine
Kemal Kılıçdaroğlulu CHP tarihini ya da başka bir deyişle salt Kemal Bey’in liderlik dönemini tanımlayacak olursak 'Adalet Yürüyüşü'nden önce (AYÖ) ve 'Adalet Yürüyüşü'nden Sonra (AYS) diye bir tespitte bulunmak daha yerinde olacaktır.

Sami Günal

Kemal Bey’e çağrımdır. Kendisinin liderliğine olan muhalifliğimden dolayı CHP’li olan kimi hısım akraba-eş dosttan ayrı düştüm, adaletsiz bir şekilde dışlandım, sevilmez oldum. Bu nedenle bana da sevgiden yana adaletli olunması için yürümesini rica ediyorum.

Kendi küçük dünyamdaki dostlarımı küstürerek yalnız kalma pahasına ABC Gazetesi'nde yazdığım yazıların birisinde -Tarihsel kimlik taşıyan liderleri (Atatürk-İnönü) bir kenara koyarak- CHP’nin tüm liderlerine ve de diğer sosyal demokrat liderlere olan muhalifliğimden hareketle, “Oldubitti muhalefetteyim, bir türlü iktidarda olamadım” gibi bir çeşni yapmıştım.

Genel itibariyle diğer liderlere olan muhalifliğim, yönetim anlayışlarındaki hem nicel (ölçülebilir-ölçülemez) hem de nitel tutumlarınadır. Ecevit ve Kılıçdaroğlu’na olan muhalifliğimse sırf nitelikseldir. Ecevit’e olan muhalifliğim, siyasi yaşamının ikinci dönemine yöneliktir ve içimde kızgınlığa dönüşmüştür.

Kemal Bey’in liderliğine olan muhalifliğim ise baştan sonadır. Getiriliş konjonktürünedir; liderliğinin tesis şeklinedir; öngörüsüzlüğünedir, gündem yaratan değil de dayatılan gündemin peşine takılmasınadır, dayatılanlara karşı garip bir “millet ne der” gibi boş hayal saplantıyla alet/payanda olunma üzerine olunmasınadır; muhalefet üretimsizliğinedir; inisiyatifi ele alamamasınadır; kadro seçiminedir; daha sonra ortaya çıktı ki genel geçer hal olan enerjisizliğinedir, iktidar karşısındaki topu yükün tutumlarınadır; ürkekliğinedir…

Birkaç ana başlık vermekle yetinmek istiyorum. Gezi ürkekliği/başarısızlığı; dokunulmazlıkların kaldırılması tuzağına düşmesi; Ekmeleddin tuzağına düşmesi; 16 Nisan referandumuna hem tümden alet olması hem de sonuca karşı inisiyatif geliştirememe beceriksizliği gibi… Daha da uzatıla bilinir.

Sadece durumları (yönetimsel uygulamaları) tespit etmekle, kınamakla, ayıplamakla geçiştirilen, bendenizin “Salı Muhalefeti” diye adlandırdığı bürokratik tip muhalefetten öte bir türlü eylemli muhalefete geçilemeyen bir yapı var. Salıdan salıya Meclis Grup Toplantısında tabanın gazını al ve gelecek salıyı bekle.

Bunların toplamında ortaya çıkan şudur ki bugünkü rejimin ortaya çıkmasından, Kemal Bey’in dolayısıyla onun liderliğindeki CHP’nin ataleti sorumludur. Bugünkü rejimin/iktidarın en büyük avantajı, üzülmesin ama Kemal Bey’in uysal muhalefetine/muhalefetsizliğine sahip olmasıdır.

16 Nisan referandumuyla getirilen nedir? Bir rejim değişikliğidir. Sayısal sonucu bile apaçık şekilde tartışmalı bir yöntemle; demokratik yolla demokratik rejimin ortadan kaldırılması söz konusudur. Hal böyleyken Kemal Bey o gece yukarıda saydığımız tüm niteliklerin yansıması olan bir lidersizlik örneği olarak gerekeni yapamadı. Eğer o gün demokratik hakkını kullanıp da gerekeni yapsaydı bugün bu eziyetkâr yürüyüşü yapmak zorunda kalmayacaktı. Kemal Bey’in yönetimindeki Yeni-CHP, Kemal Bey’in kendi temiz şahsi niyetinin tersine de olabilir ama ister istemez kuşku yaratmıştır. Bundan hareketle diğer bir yazımızdaki irdelememizi tırnak içinde buraya alma ihtiyacı içindeyiz:

“Muhalefetin bir de uluslararası boyutu vardır ki zaten eksik demokrasinin temel sorunlarındandır. Emperyalizm, hangi ulusun varlıklarına ilgisizdir ki? Muhalefete de el atmış durumdadır. “İmal Edilmiş Muhalefet” kavramını, coğrafyamızı ilgilendiren yönüyle BOP gereği oluşturmuşlardır. Emperyalist egemen devletler çok yönlü çalışmaktadırlar. Demokrasinin unsurları dediğimiz kuşları (partiler) paralel uçurma programları hazırlıyorlar. Bu programın adı ‘Yumuşak Güç’tür. Özü, yumuşak güç denen biçimlendirilmiş, denetlenebilen bir iktidar ve bu düzeni sarsamayacak kalibresi kadük, ‘kontrol edilebilir’ bir muhalefettir.”

Bu pasifist ya da proje yapı, toplumun muhalefet edebilme şuurunu ve cesaretini pasifize etmiştir. Toplum ne acıdır ki demokratik cesaretini gösterebilme-harekete geçirebilme, bir ideolojik duruş-tavır terapisine ihtiyaç duyar hale getirilmiştir. Kımıldayamıyordu. Umutsuzluk içinde bekler olmuştu. Hayır bloku/ruhu bile bu ataletten dolayı darma dağın edilmiştir.

Kemal Bey ve onun Y-CHP’sinin görünümü, bu emperyal plan ve programın ta kendisiydi “Adalet Yürüyüşü”ne kadar.

Zararın neresinde dönülürse kar mı denilecek? Bu yürüyüş tüm bu olumsuzlukları silecek mi? Kemal Bey bürokratik başkanlık ifasından liderliğe mi atlayacak? Kazandığı liderlik vasfı, rejimi yeniden rayına sokmaya, kazanmaya yetecek mi? Yoksa yine son bir kez “Geçti Bor’un pazarı”nı mı göreceğiz?

İşte, “Adalet Yürüyüşü” her şeyden önce bu terapiye yarayacaktır. Adalet istesen n’olur ki? Sanki yüksünecek olan mı var? Aman, veririm de adalet elden gidecek diye kaygı duyan mı var? Kaygı ve kimyaların bozulmasının sebebi; yeni tip bir muhalefetin doğuyor olmasından ve bu yeni modelin, toplumun üstünde ölü toprağı bulundurma halini terapi edebilir yeteneğindendir. Devam ettirilebilmesi ve sürekli hal almasıyla çivilerin yerinden oynayacağı kaygısındandır.   

Kemal Bey’i hep yerecek miyiz? Onu; iyi günlerde ve beklenen eylemlerde görülme yeteneğinden hep yoksun mu kabul edeceğiz?

Tartışmalar bu yeni dönemin akslarının ve sürdürülebilirliğinin görülmesine kadar ertelenmelidir. Planlı planız, hissi missi spontane her neyse zannımızca kendisinin de ummadığı bir durum sonucu yürüdü. Ok yaydan çıktı bir kere, Kılıçdaroğlu’nun kendisi de dönemez. Görüntüsünü ve ciddiyetini kurtarmak zorundadır. Çıkış noktası ne olursa olsun bu eylemin pratiği ciddiyet zeminine oturmuştur bir kere.

Kemal Kılıçdaroğlulu CHP tarihini ya da başka bir deyişle salt Kemal Bey’in liderlik dönemini tanımlayacak olursak 'Adalet Yürüyüşü'nden önce (AYÖ) ve 'Adalet Yürüyüşü'nden Sonra (AYS) diye bir tespitte bulunmak daha yerinde olacaktır.

Siyasette genel politikalar oluştururken hissi davranışlara yer olmasa gerek. Niyet; ne kişi seviciliği ne de itelemesi olmamalıdır. Particilik, iktidara yürüme yolunda bir program ve onu yürütecek olan kadro hareketidir. Kişilikler/liderlikler boya posa göre değil o programa sahip çıkıcılığa göre değerlendirilmelidir. Programa sahip çıkanı, misal, fiziksel ya da tinsel bir özelliğinden dolayı dışlayamazsınız. Programa sahip olunması da bir bakıma teoride kalan bir şeydir. E liderlik için diğer bilimsel kriterlerin kritiği de ayrıca yapılmalıdır ama “Adalet Yürüyüşü” sınırları ve zamanı dâhilinde değildir.    

Kemal Bey, “liderliğe” dönebilirse ne ala. Zaten istediğin lider olmuş demektir. Dönemezse yine alaşağı...

Bu değerlendirme çerçevesinde,

Pusuda yatanların partisel, ilkesel samimiyetleri kuşku götürür mü? Çok tartışmalı bir konu olacaktır bu. (Kılıçdaroğlu’nun da diğer “pusuculara” karşı olası stratejisi vardır. Bunlar başka yazı konusudur. Olayların arkasındaki gerçeği de arayanlardanız elbette.)

Neden?

Şimdiye kadar Kemal Bey’in yukarıda saydığımız nitelikleri itibariyle topu yükün tasfiye edilmesi gereğine kati bir surette inanıldığı için “Canım, bu bir eylemle başarılı olsa ne yazar? Yine ataletine dönecektir. O nedenle geçici canlanmasına yol açacak bu eylemi desteklemek onun takvimini uzatmaktır, partiye yine kaybettirmektir bu da stratejimize uymaz” diyenler… Bu, politik taktik açıdan bakınca evet, haklarıdır. Ne var bunda, tasvip etmedikleri bir yönetimi bitirmek istiyorlar, denebilir. Böyle düşünseler de yanlış yapıyorlardır.

Toplumun ve ülkenin gelecek kaygısı var. Dolayısıyla toplumsal muhalefet yolunda farklı bir açılım olacak olan bu eylem bu kaygılara em olacak niteliktedir. Öncelikle bu kitleselliğe, topumun-rejimin-ülkenin yönünü olumluya çevireceğinden dolayı sevinilmesi ve desteklenilmesi gerekir. E senin düşündeki liderliğe kavuşulmuşsa bırak daha ne istiyorsun?

Zaten senin zihninde taşıdığın ülkesel kaygılarına karşın halen o eski liderliğini sürdürmeye yönelmişse taban yine sana dönecektir. O zaman şimdiden bu hizipçilik hoş değil. Bu tespitler-irdelemeler; adalet yürüyüşünde yürümeyen, sözde destekçi, hizipçiliğe heveslenen iddialı ve etkili adalet mensuplarına ve parti içi kasaba politikacılığı esnafınadır.

Öte yandan serseri mayın misali binde sıfır sıfırlık halleriyle soldan sağa savrulan; her şablonik kelimelerinin kerameti kendinden menkul halliler kadar derin stratejik bilgiler üretme kapasitemiz olmadığından emperyal enerjiler-güçler meselesine girmeyeceğiz.

Bu yazının ana fikri ne? Destekle, yaşasın Kılıçdaroğlu mu? Hayır, stratejiyi öldürme! Sürdürülebilirliği hedefle. Son ve ilk kez oluşmuş olan/olacak toplumsal-ideolojik terapiye sekte vurma... Hiç kuşkusuz yine muhalefette kalacağım.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • Kızılırmak - Karakoyun / Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-211 Eylül 2017 Pazartesi 12:36
    • Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-110 Eylül 2017 Pazar 19:15
    • Kütüphane sorunu08 Eylül 2017 Cuma 17:38
    • Batmayan güneşe yazılan tarih: Suriye08 Eylül 2017 Cuma 15:13
    • Sinema tek ses, tek yürek direniyor!07 Eylül 2017 Perşembe 17:50
    • Deyrezzor: Direniş05 Eylül 2017 Salı 15:03
    • Hama gerçeği ve General Velid Abaza03 Eylül 2017 Pazar 19:36
    • Zennupya: Direnişin kadını31 Ağustos 2017 Perşembe 22:23
    • Artvin'e sadakat25 Ağustos 2017 Cuma 11:30
    • Helâlci sendika Konfederasyonu...24 Ağustos 2017 Perşembe 19:22
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)