• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 12 °C

ADD: Fethullahçı kalkışma “Allah’ın lütfü” sayılarak “darbe içinde darbe" fırsatına dönüşmemeli

ADD:  Fethullahçı kalkışma “Allah’ın lütfü” sayılarak  “darbe içinde darbe" fırsatına dönüşmemeli
15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin ardından toplanan Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu sonuç bildirgesi yayımladı. Bildirgede, muhalefete kritik uyarılarda bulunuldu.

15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin ardından toplanan Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu sonuç bildirgesi yayımladı. Bildirgede, muhalefete kritik uyarılarda bulunuldu. 

ADD'nin toplantıs sonuç bildirgesini ABC okurlarıyla paylaşıyoruz; 

Kimse kuşku duymasın… Türkiye ne Malezya, ne Suriye-Irak, ne de Afganistan olacaktır. Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. Dâhili ve harici bedhahlar, hiçbir koşulda Atatürk’ün açtığı yolu “şeyhler, dervişler, müritler” diktatörlüğüne dönüştüremeyecektir.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), yarıda bıraktırılmış ve yolundan saptırılmış Kemalist Devrimi yeniden başlatmanın mücadelesini bütün kararlılığıyla sürdürecektir. Bu mücadele, ADD’nin yanında parlamento içindeki ve dışındaki siyasi partiler ile demokratik kitle örgütlerine de önemli görevler yüklemektedir.

Atatürk’te Uzlaşmak

CIA güdümlü 15 Temmuz Fethullahçı kalkışma sonrasında oluşan “uzlaşı ortamı”, muhalefetin her koşulda AKP iktidarına desteği anlamına gelmemelidir. Uzlaşı ortamı, devletteki Fethullahçı yapılanmaya karşı güçbirliğiyle sınırlı da kalmamalıdır.

Muhalefet güçleri, AKP iktidarının kutuplaşma ve gerginlik politikalarını sonlandırmaya zorlamalı, kalıcı gerçek uzlaşmanın laik ve demokratik Atatürk Cumhuriyeti değerleri etrafında olacağını özellikle vurgulamalıdır.

AKP iktidarının Fethullahçı kalkışmayı “Allah’ın lütfü” sayarak  “darbe içinde darbe” fırsatına dönüştürmesi demokratik uzlaşmayı fırsatını yok eder.

15 Temmuz’dan sonraki üç haftada yaşananlar, CIA güdümlü Fethullahçı kalkışmanın “fiili başkanlık” sistemine geçişin bahanesi olarak istismar edildiği yolundaki kaygıları artırmaktadır. 15 Temmuz öncesinde bütün baskılara karşın Anayasa tuzağına düşürülemeyen halkımız,  şimdi “Türk tipi” denilen anti-demokratik bir başkanlık diktasına Anayasa değişmeden boyun eğmeye zorlanmaktadır.

Olağanüstü Hal Kararnameleri

Fethullahçı kalkışma sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmündeki Kararnameler (KHK) bu zorlamanın doğrultusundadır. Yangından mal kaçırırcasına birbiri ardına yayınlanan KHK’ler ile alınan önlemler karşı karşıya bulunduğumuz irtica tehdidinin bertaraf edilmesinden çok Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) hedef almışa benzemektedir. TSK, “emir komuta birliğini” bozularak öncelikle güçsüzleştirilmek, küresel aklın “böl-parçala-yönet”’yöntemiyle de uzun vadede bütünüyle itibarsızlaştırılmak istenmektedir.

“TSK için“emir komuta birliği” ve güçlerin bütünlüğü en önemli savaş prensibidir. Bu prensibin ters yüz edilmesi Türkiye’nin bölgesindeki caydırıcı gücünü zafiyete uğratacaktır. Bu da son derece vahim iç ve dış tehditleri beraberinde getirecektir

Yaşadığımız kriz bölgesinde güçlü bir TSK’nin Türkiye’nin en yaşamsal güvencesi olduğu tartışmasızdır. TSK’nin savaş gücünde zafiyete yol açacak her düzenleme, Türkiye’nin güçsüzleştirilmesi sonucunu doğuracaktır. .  

Fethullahçı kalkışmanın, özellikle dış bağlantıları bakımından öncelikli amacının TSK üzerinden Türkiye’nin güçsüzleştirilmesi olduğu göz ardı edilmemelidir.

CIA güdümlü kalkışma, hangi nedenle olursa olsun, “erken doğuma” zorlanarak, deyim yerindeyse başarısızlığa kurgulanmıştır. Fethullahçı örgütlenmenin TSK içindeki uzantıları da, bu ortamda satrançtaki “kaybedilmek üzere oynanan piyonları” andıran bir biçimde ortalıkta kalmıştır.

Bütün bu olanlara rastlantı denilip geçilemez. Küresel akıl, bulunduğumuz coğrafyada, Irak ve Libya’dan sonra Suriye üzerinden sınırlar yeniden çizilmeye çalışılırken, ABD–İsrail ortak projesi Kürt koridoru bir zamanlar “kırmızıçizgimiz” olan Fırat’ın batısında hızla ilerlerken, Türkiye bu oyunun dışına itilmiştir.

Bu gelişme, CIA güdümlü kanlı Fethullahçı kalkışmanın TSK’ye vurduğu darbeyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’nin bölgesindeki caydırıcı gücünün kırılması için 2003 yılında Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesiyle başlatılan oyunlar, Fethullahçı kalkışmayla zirve yapmıştır.

TSK’nin Siyasileşmesi

Yüksek Askeri Şura’nın (YAŞ) yapısını değiştiren KHK ise TSK’ni siyasileştirecek ve Türkiye’nin caydırıcı gücünü daha da zedeleyecektir. YAŞ bünyesinde askeri iradenin yerine hükümet iradesinin geçmesi TSK üzerinde demokratik kontrolü getirecek sivilleşme değildir.

Bu düzenleme, TSK’de “terfi tayin” kararlarının bundan böyle liyakat yerine “siyasi yakınlık” ölçüsüyle yapılacağını göstermektedir. Açık anlatımıyla, bu düzenlemeyle TSK’da Atatürk’ün 3 Mart 1924 gün ve 429 sayılı kanunla yaşama geçirdiği “Din ve askerin siyaset dışında kalmasının uygulanması” direktifinden sapılmış ve TSK bütünüyle siyasetin içine çekilmiş olacaktır.

AKP iktidarı TSK üzerindeki siyasi hesaplarını ivedilikle sonlandırmalıdır. TSK’nin kimi siyasi hesaplarla kışlaya hapsedilmesinin yarattığı zafiyet, pusudaki terör örgütlerinden PKK’ya can simidi olmuştur. Hakkâri, Mardin ve Ordu’da yaşadığımız acı olaylar, bir yanıyla TSK düşmanlığının yarattığı sonuçtur.

CIA güdümlü Fethullahçı kalkışma üzerinden TSK düşmanlığı üretmek tarihi bir yanılgıdır. Unutulmamalıdır ki, TSK’nin ana gövdesinin kalkışmaya karşı durması, sokaktaki halk direnişinin en sağlam güvencesi olmuştur.

Ötesinde, TSK’de Fethullahçı yapılanmayla gereğince mücadele edilememiş olmasının en önemli nedeni, TSK’nin kendi personelini dahi izleme, takip ve araştırma yetkisinin bulunmaması ve askeri teknik istihbarat kaynağı olan GES Komutanlığı’nın elinden alınmış olmasıdır.

Buna rağmen, yangından mal kaçırırcasına çıkarılan bu Anayasaya aykırı bu KHK ’lerin15 Temmuz sonrasında hazırlandığı düşünülemez. KHK’lerin özellikle TSK ile ilgili olanları, Fethullahçı yapıların yıllık Abant toplantılarının müdavimi Soros-TESEV muhibbi sözde liberal aymazların yıllardır dillerine pelesenk ettikleri “TSK’nin sivil kontrolü” projelerinin ve bunun AB ilerleme raporlarındaki yansımalarının çıktısıdır.

Anayasal Uygunluk

Devlet yapısını kalıcı olarak değiştiren, TSK’de “emir komuta birliğini” bozan OHAL KHK düzenlemeleriyle demokrasimizi güçlendirmemiz söz konusu değildir.   Öncelikle, kalıcı yasa değişiklikleri içerdiği halde TBMM’nin “by-pass” edildiği KHK düzenlemelerinin demokratik işlerlikleri yoktur.

OHAL kapsamındaki KHK’ler ile devlet yapısını değiştirecek kalıcı düzenlemeler yapmak Anayasa’nın 121’inci maddesine aykırıdır. Anayasa, OHAL kapsamındaki KHK düzenlemeleri olağanüstün halin gerekli kıldığı konularla sınırlamaktadır.

Günümüz koşullarında bu sınır, demokratik parlamenter rejime karşı düzenlenen Fethullahçı kalkışmayla bozulan kamu düzenini yeniden kurmaktır. Oysa OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler yoluyla devlet yapısını değiştiren ve TSK’nin “emir komuta birliğini” bozan kalıcı yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Anayasa’nın 148’inci. maddesi, OHAL kapsamındaki KHK düzenlemelerine karşı iptal davası açılamayacağını öngörmektedir. Ancak bu hüküm, Anayasa’ya uygun KHK düzenlemeleri için geçerlidir. Buna karşın, devlet yapısını değiştiren, yasalarda değişiklik yapan Anayasa’ya aykırı düzenlemeler için iptal yolu açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 1991 yılında OHAL’in içermediği konuları düzenleyen iki KHK’yi iptal etmiştir.

Tehlikeyi Önlemek

CIA güdümlü Fethullahçı kalkışmanın ortaya koyduğu tehlikeleri önlemek için alınması gereken önlemler, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve demokratik kurucu değerleri etrafında bütünleşmeyi gerektirmektedir.  Başta TSK, adliye ve mülkiye olmak üzere devleti kuşatan Fethullahçı yapıdan kalıcı olarak arınmanın en etkili panzehiri bu değerler bütününü oluşturan Atatürkçü düşüncedir.

ADD’nin kurulduğu 1989 yılından buyana yaptığı tüm uyarılara karşın, Fethullahçı yapılanmanın neredeyse tüm iktidarların desteği alınarak devleti kuşatabilmiş olması, Atatürkçü düşünceden uzaklaşılması nedeniyledir.

Bu ortamda, Fethullahçı yapılanmadan sadece kurumları, okulları kapatarak arınılamaz. Sözde rakip cemaatlerle kurulacak her türlü dirsek teması ise arınmayı yeni bir tehdit kuşatmasına dönüştürür.

Çağdışı ve “Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır” söylemli dinsel bir temeli de olan yaşam hakkını hiçe sayan ölüm cezası demokrasinin güvencesi olamaz. Ölüm cezasını tartışmak, olmazsa ceza alacakların ölümü arzulayacakları bir şiddete maruz kalacaklarından söz etmek Fethullah Gülen’in iadesini zorlaştırıcı bir tuzak olmaktan öteye gitmez.

“Fikri ve Vicdanı Hür Nesiller”

Demokrasiye yönelik tehditlerin kalıcı olarak aşılabilmesi için öncelikli adım devletin bütün kurumları ile Fethulahçı yapıdan arındırılmasıdır. Ancak bu yeterli değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin güvence altına alınması için son yıllarda alabildiğine çarpıtılmış olan laik ve demokratik Cumhuriyetçi Eğitim (Tevhidi Tedrisat) düzenine hiç zaman yitirmeden yeniden dönülmesi kaçınılmazdır.

Fethullahçıların, TSK’de generalinden, emniyette amirinden, üniversitede profesörüne, adliyede hakimi ve savcısından, mülkiyede vali ve kaymakamına kadar taraftar bulabilmesi tesadüf değildir. Bu, bağımsız düşünmek ve davranmak yerine birilerine bağlanarak düşünmeyi ve davranmayı esas alan son yılların gözde eğitim dayatmasının suladığı bataklığın sonucudur.

Cumhuriyetin (Tevhidi Tedrisat Sistemi) dini tevillerle esir alınabilen beyinlerin özgürleştirilmesini sağlayacaktır. “Dindar ve kindar nesiller” yetiştirme hevesleri sonlandırılıp Atatürk’ün hayalindeki “fikri ve vicdanı hür nesillere” odaklanmamızın yolunu açacaktır.

Atatürkçü “Tevhidi Tedrisat” düzeninde “dini değerleri ön plana çıkaranlar” kimseyi kolayca kandıramayacaktır.

Atatürkçü Düşünce

Atatürkçü Düşünce konjonktür gerektirdiğinde geçici olarak sığınılacak bir liman değildir. Atatürkçü Düşünce Türkiye’nin demokratik geleceğinin, günümüz dünyasının da barış umudunun güvencesidir.

Batı dünyası artık bu gerçeği görebilmelidir. Özellikle ABD, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile Türkiye’nin laik ve demokratik Cumhuriyet düzenini “ılımlı” denilen daha İslamcı yapıyla değiştirmeye dönük neo-con fantezilerini tarihin çöp sepetine atmalıdır. Bu doğrultuda, ABD iflas eden Fethullahçı yatırımını da bir başkasıyla yedeklemeye kalkışmamalıdır.

CIA güdümlü 15 Temmuz Fethullahçı kalkışma, en değerli ortak paydamızın laik ve demokratik Atatürkçü Düşünce olduğunu ortaya koymuştur. Hem Türkiye’de hem dünyada yolunu bulmakta zorluk çekenler için Atatürkçü Düşünce’nin ışığı önümüzde kutup yıldızı gibi takip edilmeyi beklemektedir.

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)