• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Adım Adım Yol Haritası

Deniz YILDIRIM

 

Tablo şu: kanunu askıya alarak anayasal düzen değişikliği dayatıyorlar. İktidarın bütün devleti tek kişiye teslim etme anayasası, daha ilk günden sakat doğdu. Kabul etmiyorlar, “atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü bunun ifadesi. Öyleyse ne yapmak gerek?

Yüzler ve elbette ilk anda tepkiler CHP’ye dönmüş durumda. Bu normal. Referandum sürecinde MHP’li muhalif vekiller hemen her yerde engellendi; HDP’nin eşbaşkanları, vekilleri tutuklu ve sahada çalışma şartları çok daha ağırdı. Saadet Partisi Hayır diyeceğini açıklasa da, sahaya inmedi, kampanya yürütmedi.

Referandum sürecinde açıktan tüm ülke genelinde örgütüyle, vekilleriyle, genel başkanıyla doğrudan sahaya inebilen tek parti CHP oldu. Şimdi milyonlar bu duruma uygun olarak haklarının savunulması açısından CHP’den aktif tutum almasını bekliyor. CHP ise klasik reflekslerini sürdürüyor.  YSK itirazları görüşürken Parti Sözcüsü’nün yaptığı “gerekirse Meclis’ten çekiliriz” açıklamasını daha bir saat geçmeden bir Grup Başkanvekili kameraların karşısına geçerek yalanlıyor. Sonuç da ortada.

Buradaki sorun, Meclis’ten çekilmek ya da çekilmemek değil; partinin kendi içinde birbirini frenleyen mekanizması. Oysa halkın en az yarısının tüm baskılara rağmen itiraz ettiği gidişle ilgili CHP yeni durumu kavramak zorunda.

Önünde ikili görev var. Birincisi; Hayır diyen en az yüzde 50’nin hakkını korumak; ikincisi Evet diyen diğer yarının da artan ekonomik, sosyal çelişkiler sonucunda Hayır sosyolojisine doğru geçiş yapmasının önünün açık olduğunu görerek orayı kemikleştirmemek.

Peki CHP bu haksız ve hukuksuz referanduma karşı neden bir şeyler yapmak zorunda?

Birkaç nedeni var. Yüzbinlerce insan aylardır kendi imkanlarıyla ve tüm baskılara rağmen köy köy, mahalle mahalle gezerek Hayır’ı örgütlüyor. Referandumun böyle şaibeli bir şekilde sonuçlanması; halk içinde yeniden örgütlenen, sahada yeniden meramını merak edilir hale getiren geniş kitlelerin yeniden siyasetten uzaklaşmasına, siyasetsizleşmesine yol açacak. En büyük risklerden biri bu.

İkincisi; kendi hakkını savunamayan, sahipsiz bir Hayır tutumu görüntüsü oluşacak. Hayır diyen her 100 kişiden 30’u milliyetçi ve muhafazakar siyasal partilerin tabanından. Bu tabanın yeniden, güç olduğunu düşündüğü cepheye geçmesine yol açacak. Güce kaçacaklar. Bunu 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım’da gördük, yaşadık.

Üçüncüsü, özellikle Saadet Partili, MHP’li seçmenlerden sıklıkla duyduğumuz “bu sistem iki partili olacak, CHP’nin de işine geliyor, fazla ses etmezler” endişeleri haklılık kazanacak. Güven bunalımı derinleşecek. CHP anayasal düzeni ya da adaleti değil, kendi pozisyonunu savunuyor görüntüsü oluşacak. “Oluşan yeni düzenden fayda sağlayan diğer siyasal aktör” algısı yerleşecek. AKP ile CHP yeni rejimin birbirini bütünleyen iki yarısı olarak görülecek.

Ve dördüncüsü; eğer şimdi bu hukuksuzluğa sessiz kalınırsa, iktidar bu meşruluk krizini atlatmak için zaman kazandıktan sonra tüm ülkeyi muhalefetsizleştirecek. Yani baskı ve sindirme 2019’a kadar tavan yapacak.

Son olarak da, seçim ve sandık güvenliğinin ortadan kalktığı ve sonuçların toplumun en az yarısı tarafından şaibeli görüldüğü bir ortamda seçimler milyonlarca kişi için anlamsızlaşacak. CHP karşı tarafı ürkütmeyeyim derken, kendisini destekleyen milyonların saha ve sandık seferberliğinden, taban desteğinden mahrum olacak.

Bir yandan demokratik itirazı örgütleyen toplumsal muhalefet güçlerinin sokak protestolarına gözaltı operasyonlarının başlaması, diğer yandan sandık güvenilirliğinin ortadan kalkması önümüzdeki süreçte gidişten rahatsız milyonlar açısından çaresizlik ve umutsuzluk görüntüsünü arttıracak.

Ve artık yeni bir sosyal tabanla karşı karşıyayız. Büyükşehirlerde, özellikle İstanbul ve Ankara’da, sadece kentin orta sınıf merkezlerinde değil, kent yoksullarının yaşadığı ilçelerde Hayır’ın büyük oranda güçlendiğini, iktidarın kaybetmeye başladığını görüyoruz. Bu durum bir işaret fişeği. Doğru siyaset ve stratejiyle iktidarı geriletme süreci açık biçimde mümkün; sınandı ve başarıldı. Fakat bu umudu büyütmek, bu umudun sandığa da önümüzdeki seçimlerde yansıdığını görebilmek için önce sandığın güvenilirliğini sağlamak gerekiyor.

Şu anda hedef şaşırtmadan, odak genişletmeden yapılması gereken ilk şey; hukuksuzluğu ortadan kaldırmak ve bu gündemle hareket etmek.

Ne Yapmalı?

Şu anda en çok konuşulan seçenekler neler? Bir yanda Sine-i Millet, diğer yanda sokak siyaseti.  Seçeneklerin buraya sıkışmasını sorunlu buluyorum. Nedenini anlatayım.

Sözü edilen her seçenek, güçlü bir siyasi irade, bir kurmay gerektirir. CHP liderliği bundan yoksun. Bu nedenle de bu kurmay merkezin ilk anda kendi iradesinin ötesinde işlere girmesi sadece bu ekibi değil, sonuç alınamaması halinde tüm halkı ezdirir. Bizim için kriter, belirlenen her yöntemde halkı ezdirmemek; halkın güçlenerek çıkmasını sağlamak olmalı.

Sadece demokratik sokak protestolarına sıkışmak da yetersizdir. Demokratik, barışçıl kitlesel protestolar saman alevi gibidir; güçlü bir siyasal iradeyle desteklenmeden, alternatif bir siyasal hedef örgütlenmeden geliştiğinde kendiliğindenlik dalgası eninde sonunda geri çekilir. Bunu yaşadık, gördük. Ve bu sefer milisleştikleri de biliniyor.

Bu nedenle asıl mesele; güçlü bir kurmay liderlik; doğru strateji ve halkı ezdirmeden adaletin kazanmasını sağlayacak yeni bir tarihsel blok inşası, genişletici bir siyaset hattının kurulmasıdır.

Halkın en az yarısı iktidarın bu ülkeye dayattığı yeni rejime karşı durmuştur ve bu, yeni rejimin daha ilk andan itibaren krizli doğduğu, ölü doğduğu anlamına geliyor. Bu kriz sosyal, ekonomik çelişkilerle birlikte daha da derinleşecek. Yüzde 50’lik Hayır’ın büyümesinin şartları var. Siyaseti yok.

Öyleyse yüzde 50’nin hakkını ezdirmeyen, diğer yüzde 50’nin kırılganlığını, parçalanmaya müsait yapısını hesaba katıp orayı kemikleştirmeyen ikili bir strateji bulmak gerekiyor.

Somut Öneriler

Birkaç somut öneriyle gidelim.  Elbette hukuki yollar aranmalı; ancak bu yollar siyasal açıdan  desteklenmelidir. Yargısal mücadele tek başına siyasal bir strateji olamaz; ama siyasal stratejinin parçası olduğunda etkili olur. Yani hukuki başvuruların arkasındaki güçlü siyasal irade görünürleştirilmelidir. Hukuksuz işlemi hukuk içi gösterecek her mahkeme, ülkenin en az yarısının gözünde meşruluk sorunu ile karşı karşıya kalacağını görmelidir.  Siyasi stratejiyle desteklenmeyen hukuk mücadelesi ise, CHP’nin “zamana yayıp unutturma” taktiği olarak görülecektir. Bunda netleşelim.

İlk önerim; bütün kampanyanın ana motoru olarak CHP’nin öncüğülünde, davetiyle Hayır’ın kazandığı üç büyük şehirde, yani İstanbul, Ankara ve İzmir’de tek gündemle Adalet Mitingleri düzenlenmesidir. Vakit kaybetmeden. Bu mitinglerde YSK’nın kanunsuz işlemi ve referandumun asıl kazananının Hayır olduğu halka anlatılmalıdır. Tek gündemli bu mitinglere Hayır’ın örgütlenmesinde sahada yer alan siyasi ve toplumsal muhalefetin her kesimi davet edilmeli, her kesimden bir kişi sahneye çıkmalıdır. Referandum boyunca tutturulan yapıcı, birleştirici dil sahneye, kürsüye ve alana yansıtılmalı. Bu üç büyük şehirde yapılacak demokratik, geniş katılımlı mitinglerle YSK üyelerinin istifası istenmeli, kanunsuz uygulamanın geri çekilmesi talep edilmelidir.

Bu şehirlerde Hayır kazanmıştır. İktidar için sembolik anlamı olan bu şehirlerde Hayır’ın zafer mitingleri aynı zamanda psikolojik olarak Evet cephesinde sarsıcı etkiler yaratacaktır. İstanbul ve Ankara’da Hayır’ın kazandığı her fırsatta görünürleştirilmelidir.

İkinci önerim; CHP’nin referandum sürecinde halk içinde çalışma eğilimini güçlendirdiği görülüyor. Referandum süreci devam ediyormuş gibi bu eğilim sürdürülmeli.  CHP grup toplantılarını her hafta bir bölgede, merkezi bir şehirde yapabilir. Meclis’ten kademeli çekilme stratejisi izlenmeli; grup toplantıları Meclis dışında yapılmalı; halk içinde, halkla kaynaşarak ve ana gündemin bu hukuksuzluğun dışına çıkmasına izin vermeyerek karşı tarafın daha da sarsılması, gündem oluşturamama eğiliminin sürmesi sağlanmalıdır.

Bütün bunlar yapılırken; “ülkeyi krize sokan parti” görüntüsü vermekten de uzak durulmalı. Artacak ekonomik ve sosyal çelişkilerin Hayır tarafının eylem pratikleriyle ilişkili olduğu yönünde bir kampanya mutlaka başlayacak ve kötü gidişin sorumlusu olarak ana sorunlarla iktidarın uğraşmasını engelleyen CHP’ymiş gibi gösterilecektir. Buna izin verilmemelidir. Halk içinde yürütülecek çalışmalarda ekonomik kriz ve sorumluları anlatılmalıdır.

Yargısal süreç boyunca ana gündemin başta büyükşehir mitingleri ve her bölgede her hafta grup toplantıları ile referandum hukuksuzluğu olarak tutulması kritiktir. Bu süreçte birlik olunmalı, partinin bir yetkilisinin söylediğini diğer yetkilisi yalanlamamalıdır. Televizyonlar, gazeteler zorlanmalı; programlara çıkılmalıdır.

Yargısal sürecin sonunda ise kademeli çekilme yine iki düzeyde tamamlanmalıdır. Yani? Yani birleştirici, halka anlatarak, kademeli olarak yürütülen adalet kampanyası hukuki karşılık bulamazsa; çare siyasetin önünü açmaktır. CHP bu süreçte kurmay kadrosunu ve liderliğini güçlendirmeli; gerekirse kurultayını toplayarak üzerine oturduğu yeni sosyal ve siyasal tabanı ortak bir strateji etrafında seferber edecek bir kuvvet yığınağı yapmalı ve yeni kurmay kadro OHAL’in kaldırılmasını, YSK üyelerinin istifa etmesini ve ülkenin bu krizden çıkması için erken seçime gidilmesini talep etmelidir. OHAL kalkmadan ve YSK üyeleri istifa etmeden erken seçime yanaşmayacaklardır. Çünkü bu durumda kaybederler. Seçimden, halktan kaçanın iktidar olduğu her fırsatta görünürleştirilmelidir. Bunu da kabul etmemeleri durumunda Meclis’te sadece CHP değil, Hayır’ı örgütleyen her partiden tüm vekiller Sine-i Millet’e dönmelidir. Yani Sine-i Millet akla ilk değil, en son gelmesi gereken; ama muhataplara da bunun masada olduğunu gösteren bir siyasal caydırıcı çare olarak sunulmalı.

Bu hukuksuzluğun üstünün örtülmesi halinde Türkiye’de bir daha hiçbir seçimin güvenilirliği kalmayacaktır. Bu nedenle kimse her sıkıştığında bu iktidara desteğe koşmuş isimlerin “2019’da rövanşı var” türü durumu normalleştirme ve kabule zorlama açıklamalarını ciddiye almasın. 2019’da bırakın seçim güvenliğini, doğru dürüst sözün ifade edileceği asgari bir alan bile kalmaz. Bu krizi atlatmaya çalışıyorlar; atlattıklarında yeni büyük tasfiye ve despotizm dalgası gelecektir. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)