• BIST 110.248
  • Altın 155,354
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 18 °C

Afşar Timuçin’in üç yapıtı bağlamında ödül ve eleştiri

Afşar Timuçin’in üç yapıtı bağlamında ödül ve eleştiri
Ubeydullah Günel yazdı.

Yazar ya da yazar adayı için “yükselme-tanınma” düşüncesi estetik kaygıyı zayıflatır ya da unutturur. Öncelikle bir öykünme sorunu baş gösterecektir. Ödüle aday olan yazar adaylarındaki estetik bilinçsizlik öykünmelere yol açabilir. Ödüle katılacak aday daha önce aynı ödülü almış birçok yazarın yapıtını inceleyecek, isteyerek ya da istemeyerek onlara öykünecektir. Ne kadar çok ödül o kadar çok ayrı öykünmeyi getirecektir. Yaratıcı düşünce yerine bir tür biçimcilik gelecektir.

Ubeydullah Günel

Eleştirilmek, günümüz yazarları için ciddi bir gereksinimdir.“Neden günümüzde?” ya da “neden yazar için?” soruları akla gelebilir; çünkü günümüzde ortaya nitelikli bir yapıt çıkarmak isteyen yazarlar için sağlıklı bir ortam bulunmuyor. Satış ve pazarlama odaklı, övmenin, parlatmanın, pohpohlamanın ağırlıkta olduğu bir piyasa egemenliği sürüyor. Bu ortamda yazarın bağımsızlığı piyasanın egemen gücü tarafından ele geçiriliyor. Gözetim altındaki yazar yalnızca egemen anlayışın izin verdiği ölçütler çerçevesinde yazıyor.

afşar-timuçin-portre.jpg
Resim Büşra Kılıç

Çoğu insan eleştiriyi bir saldırı ya da karalama olarak algılar ve bu nedenle de eleştirilmek istemez. Edebiyat açısından düşünüldüğünde yazar için nitelikli bir eleştiri kafa karışıklığına yol açar. Yavuz Alogan bir yazısında, “aslında kafa karışıklığı iyidir. Başka deyişle, karışık olmayan kafadan düzgün fikir çıkmaz,” diyor. Burada da eleştirinin önemi çıkıyor ortaya. Yani eleştiri yazarı düşündürür, eksiklerini görmesini sağlar ve yaratıcılığı tetikler. Bu yüzden eleştiri, yazarı karalamaz; tam tersine değerinin belirginleştirilmesine hatta artırılmasına yöneliktir, gelişimine katkı sağlar. Ayrıca, eleştirinin birçok ayrı göz tarafından yapılması yapıt ve sahibi için gereksinimden de öte, altın değerindedir.

Çok yönlü bir sanat ve düşün adamına sahibiz: Afşar Timuçin. Felsefe, edebiyat, eleştiri, çeviri alanındaki çalışmalarıyla bilim ve kültür yaşamımıza katkısı çok büyük olsa da kitaplarını raflarda pek göremeyiz. Değeri bilinmeyen düşünürlerimizden yalnızca biridir o.

Afşar Timuçin’in Üç Büyük Ustası

Afşar Timuçin bilgi birikimi ve deneyimiyle Nâzım Hikmet (1978), Sabahattin Ali (2011) ve son olarak Sait Faik (2013)’in edebiyat yapıtlarının incelemesini yayımlamıştı. Sait Faik’in Dünyası adlı kitabın önsözünde, yazar: “Bu üç büyük adam bana edebiyatın tadını duyurmakla kalmadılar, yaşam sanatının inceliklerini de sezdirdiler. Onlardan eğilip bükülmemeyi, kendimi gizlememeyi, umutsuzluğa düşmemeyi, yaşamaktan korkmamayı, küçük çıkarların peşinde koşan yırtık insanlara benzememeyi öğrendim. Onlar için bir şey yapmam gerekiyordu,” diyor ve sonra da sürdürüyor: “Böylece bu üç büyük edebiyat adamına borçlarımı ödemiş oluyor muyum? Ne gezer! Bana verdikleri o kadar çok şey var ki…”.

Bu üç kitaptan herhangi birini okuyanlar, severek okudukları yazarların Afşar Timuçin tarafından eleştirildiğini görünce şaşırıp üzülebilirler. Yazar, bunun bilincinde. Bunun için de bir uyarı yazmış. Öykü ve Romanlarıyla Sabahattin Ali adlı kitabın özsözünde, demiş ki: “Yaşamın dalgalı denizinde kulaç ata ata ulaştığımız yetmiş yaş eleştirmeye ve eleştirilmeye uygun bir yaştır. Bu yüzden Sabahattin Ali’yi bağsız ve koşulsuz bir hayranlıkla sevenler bu kitabı okurken benim eleştirici bakışımdan belki de rahatsız olacaklardır.”

Yazarın Sabahattin Ali kitabı için yazdığı önsözdeki tümceler diğer kitaplar için de geçerli. Çünkü her üç kitapta da, bağsız, yansız ve özenle hazırlanmış eleştirel çalışmalarla karşılaşıyoruz. Sözgelimi yazar, “Gerçekte Değirmen’i çok başarılı bir öyküler derlemesi olarak görmek de kolay değildir,” diyor ya da çoğu okura acımasız gelecek biçimde, "Arabalar Beş Kuruşa" adlı öykü hakkında, “Yazar toplumcu savını açık bir biçimde ortaya koyabilmek için bir yoksula bir zengin çocuğunu denk düşürerek bir kurgulama yapar. Çok sıradan bir kurgulamadır bu, bize uzun uzun düşünülmüş izlenimini vermez,” diyerek eleştiriyor.

Bu yargılardan kesinlikle bir düşmanlıkya da kötü bir düşünce çıkarılamaz. Tam tersine… Sabahattin Ali’nin ve diğer yazarların okurlarına doğru düşünmeyi, edebiyatta kurgunun önemini ve edebiyatçının yanlışlarıyla, doğrularıyla, günahıyla, sevabıyla, kattıklarıyla ve katamadıklarıyla da sevilebileceğini, okunabileceğini gösteriyor. Bu bir gerçekçilik örneğidir. Yılların deneyimi ve bilgi birikimiyle ince eleyip sık dokuyarak bu üç özenli çalışmayı ortaya çıkarmıştır Afşar Timuçin.

Yitik Bir Aşkın Romanı: Kürk Mantolu Madonna

Bu üç yapıt ortaya çıkarılırken gösterilen özeni başlıklardan da anlıyoruz. Öykü ve Romanlarıyla Sabahattin Ali adlı kitap; Sabahattin Ali’de Yalnızlık ve Kapatılmışlık Duygusu, Değirmen’de Duygu ve Düşünce Örgüsü, Kağnı’da ve Ses’de Estetik Yapı ve İnsan Gerçeği, Kuyucaklı Yusuf: Bir Aşk ve Direniş Öyküsü, İçimizdeki Şeytan’da İnsan ve Toplum, Yitik Bir Aşkın Romanı: Kürk Mantolu Madonna ve Yeni Dünya’da ve Sırça Köşk’de İnsan İlişkileri ve Estetik Yapı başlıklı bölümlerden oluşuyor. Bu başlıkların altında yansız ve bağsız değerlendirmelerle karşılaşıyoruz.

Sözgelimi, “Çarpıcı olmak adına aşırıya götürülmüş sahneler olmasaydı, olay duygusallıkları verebilecek biçimde ayrıntılara götürülmüş olsaydı Komiki Şehir öyküsü eşsiz bir öykü olacaktı” diyor "Değirmen" adlı yapıtı incelerken yazar… Bu değerlendirmeleri yaparken Sabahattin Ali’nin yaşamını da göz önünde bulunduruyor aynı zamanda. “Böylece Sabahattin Ali yaşamın anlamını bu ilk öykülerinde, genç bir adamın kaygılı yüreğiyle filozofça tartışır. Umudu umutsuzluğa katar, bunu yaparken bir yalnız insan portresi çizer. Dünyada kendini ve kendinde dünyayı anlamaya çalışır. Yazarlıkta acemi olduğu gibi yaşama sanatında da henüz çok yenidir. Ancak Değirmen’deki öyküler neresinden bakarsanız bakın büyük bir yazarın gelişini duyuran öykülerdir.”

Afşar Timuçin bu üç yapıtında gerçekçiliği de ince ayrıntılarına kadar örnekliyor. “… Bir gerçeği gözümüze sokmak adına böylesine ayakları yerden kesik bir öykü kurgulayan Sabahattin Ali, kötülüğün son derece sinsi ve acımasız olduğunu, onun en büyük ustalığının yüze gülmek olduğunu bilmez mi? Gerçekte o pırıltılı mağazaya giren zengin kadın çocuğunu gelişigüzel bir biçimde sokakta bırakmazdı. Hadi bıraktı diyelim, mağazadan çıkışında onu yoksul bir çocukla konuşur gördüğünde içinden öfkelense de bunu belli etmezdi (…)”

Yine bir başka öykü için yaptığı değerlendirmede: “Kötülük sinsi sinsi iş görür. Böyle bir şey dünyada olmaz diyemeyiz, ama onun bir gerçekçi yazarın yapıtında gerçeğe daha uygun bir biçimde verilmesi beklenirdi. Hiçbir kötü kendini bu kadar kolay ele vermez.” diyor. Burada da yine gerçekçi bakışı, bir felsefe ve düşün adamının bakış açısıyla görüyoruz. Afşar Timuçin’e göre gerçekçi bakış, “eleştirici bakış olduğu kadar gerçeklikleri birbiri karşısında zorda bırakmamak üzere düzenlenmiş dengeli bakıştır.”

Sait Faik’in İnsicamsızlığı

Bir diğer yapıt olan Sait Faik’in Dünyası adlı kitapta da; İnsana Vurgun Bir Dünyalı, Sait Faik’de İnsan Sorunları, Sait Faik’de Toplumcu Bakış, Sait Faik’de İstanbul ve Anadolu, Sait Faik’de Anlatım Özellikleri bölümleriyle karşılaşıyoruz. Afşar Timuçin, Sait Faik için, “…bir yüzü duyguculuk olan gerçekçilik serüveninde bize insan dünyasından parçalar sunarken görülmez gibi duran ayrıntıları getirir önümüze koyar,” diyor ve ekliyor: “Sait Faik’de çokça düşünülmeden yazılmış, çalakalem geçiştirilmiş, yazıldıktan sonra bir daha okunmamış, bir yerlere yetiştirilmek için kaleme alınmış izlenimi veren sayfalar az değildir. Bazen bir cümleyi bir önceki cümleye bağlamakta zorlandığımız, bir paragrafın önceki paragrafla ilgisini bulmakta güçlük çektiğimiz çok olur. Birçok şey birbirine girmiş, birçok şey işlenmeden bırakılmış duygusu verir bize. Yazarın kendi deyişiyle bir “insicamsızlık” gösterir bazen onun öykülerinde.”

Nâzım Hikmet’in Şiiri adlı kitabında; Dehanın Yalnızlığı Dehanın Toplumsallığı, Şiirlerinin Gelişim Çizgisi - İlk Şiirleri, Yepyeni Bir Dünya Yepyeni Bir Şiir, Büyük Şiirler Dönemi (1925-1938 Dönemi, 1938-1950 Dönemi, 1951-1963 Dönemi), Destanları, Jakond ile Si-Ya-U, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Taranta Babu’ya Mektuplar, Şeyh Bedreddin Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları, Temaların Ayrıştırılması (Nâzım Hikmet’in Duygu ve Düşünce Dünyası) başlıklı bölümlerle karşılaşıyoruz. Nâzım Hikmet’in Şiiri adlı yapıt diğer yapıtlara göre daha felsefi diyebiliriz. Bunun nedeni de Nâzım Hikmet’in şiirlerindeki düşünsel yapı olduğu kadar Afşar Timuçin’in felsefeci olmasıdır. Ayrıca diğer iki yapıta göre tarihsel olaylar daha ayrıntılı olarak ele alınmış görünüyor yapıtta.

Günümüz kitap eleştirmenleriyle karşılaştırdığımızda Afşar Timuçin’in yapıtları ayrıksı görünecektir. Ne anlamını kendisinin bile bilmediği kavramları ya da sözcükleri entelektüel gözükmek amacıyla tümce aralarına serpiştirerek okuru yormuştur, ne de piyasa edebiyatının bir gereği olarak bugün sana yarın bana anlayışıyla tümüyle övme, parlatma, satışa sunma, pazarlama çabası içine girmiştir. Aydın için olmazsa olmaz bağsız-bağımsız bakış açısının en örneklerinden birkaçını göstermiştir Afşar Timuçin bu çalışmalarıyla. Ali Şeriati’nin de dediği gibi “Birilerini rahatsız etmek aydının görevidir.” Varsın rahatsız etsin…

Yazının başında eleştirinin eleştirilen yazara yararından söz etmiştik. Afşar Timuçin’in bu üç yapıtı -ne yazık ki- yaşamayan üç büyük yazarımıza değerlerinin belirginleşmesi dışında doğrudan yarar sağlamamıştır kuşkusuz. Ama okurlar göz önünde bulundurulduğunda, her üç yazarımızın da yapıtlarının daha iyi anlaşılması için yararlı olacaktır. Eleştiri yazmaya yeltenenler içinse üç büyük örnek çalışmadır.

Eleştiride Estetik Yargının Ölçütleri

Yapıtlar yalnızca var olan yetenekle ortaya çıkarılmaz. Bilgi ve kültür gerekir. Buna bağlı olarak da estetik kaygısı. Hayranlık duyduğumuz bir şeye, hoşlanma duygusuna dayanarak ya da haz duyduğumuz için güzel diyemeyiz. Estetik bir ölçüt ya da yargı yetisine sahip olmalıyız. Bunların olmadığı yerde eleştiriden de söz edilemez. Eleştiri yoksa özgünlük ve yaratıcılık da yoktur. Peki, ne vardır? Öykünme vardır ve öykünme yapaylıktır. Öykünme, özgünlüğü yok eder. Öykünmenin olduğu yerde eleştirinin de yokluğu hesaba katılarak önüne konulanı yer herkes. Beğeni düzeyi güdülenir. Başkalarına göre hareket edilir.

Öykünmeyle ilgili Afşar Timuçin, “Özgürlüğün koşulları da her şeyden önce bilincimizin koşullarında içkindir. Gerçek ya da gerçekçi sanat öykünmez, o bir yaratıdır özeldir özgündür. Yapıt herhangi bir şeyi öykünmeyen ve hiçbir koşulda öykünülmemesi gereken şeydir. Bu çerçevede yaratmak güzeli oluşturmaktır.” diyor Estetik adlı yapıtında.

‘Eleştiri ödülden üstündür’ sözü bağlamında ödüllerin hem okurun hem de yazarın estetik bilincini yok edebileceğini söylemeliyim. Yazar ya da yazar adayı için “yükselme-tanınma” düşüncesi estetik kaygıyı zayıflatır ya da unutturur. Öncelikle bir öykünme sorunu baş gösterecektir. Ödüle aday olan yazar adaylarındaki estetik bilinçsizlik öykünmelere yol açabilir. Ödüle katılacak aday daha önce aynı ödülü almış birçok yazarın yapıtını inceleyecek, isteyerek ya da istemeyerek onlara öykünecektir. Ne kadar çok ödül o kadar çok ayrı öykünmeyi getirecektir. Yaratıcı düşünce yerine bir tür biçimcilik gelecektir. Bir sonraki aşamada ise, ödül alanın bilincinde şu vardır: “Ben oldum. Özene gerek yok. Nasıl olsa ne yazsam beğeniliyor.” Yani yazara bir tür dokunulmazlık özelliği yüklenecektir. Ödülle gelen kendini üstün görme hissi yaratıcılığı ve özgünlüğü engeller. Ödülü bu anlamda çocuğunun önüne bomboş beyaz bir sayfa yerine sınırlı çizgileriyle çocuğun düş gücünü kısıtlayıp yaratıcılığını körelten boyama kitabı koyan anne babaya benzetebiliriz.

Öykünmeye Götüren Ödül

Ödülle ilgili düşüncelerim elbette tümüyle Afşar Timuçin’in düşüncelerini yansıtmıyor. Buraya kadar yalnızca eleştirinin sağladığı yararlardan, ödül sisteminin yazar adaylarında yaratacağı yozlaşmadan söz ettim. Ayrıca etkilenmeyle öykünmeyi de birbirinden ayırmalı.

Bu konuyu Afşar Timuçin’in bir paragrafı çok güzel özetliyor: “… Etkilenmek ne ölçüde haksa ya da hatta bir kaçınılmazlıksa öykünmek o ölçüde yasadışıdır. Gerçekte böyle midir? Genç insanların kişiliklerini oluştururken birilerini, özellikle saygı ve sevgi duydukları birilerine öykündüklerini biliyoruz. Öykünme kişilik oluşturmada sağlam dayanaklardan biridir. Başkası gibi davranmak diye tanımlayabileceğimiz öykünme yeni yetişmekte olan kişinin yaşamında bir aşama koşulunu belirler. Örnek almak ve örnek olmak eğitimin vazgeçilmez temel koşullarındandır. Eğitimbilimciler bize öykünmenin eğitim alanında yadsınamaz bir ağırlık taşıdığını bildirirler. İnsan önce başkaları gibi olur, sonra kendisi olur. Yeni yetme şair adayı istese de istemese de birilerinin şiirine öykünecektir. Bir zaman sonra öykünmeden etkilenmeye doğru bir geçiş yapılır. Zamanla etkilenmenin de gücü azalır. Kendi sanatçı kişiliğini oluşturan şair özgün olanı yakaladıkça sevinçli olacaktır. Şair için en büyük heyecan benzersizi yakaladığı yerde kendini gösterir. Sanatçı kişiliğini oluşturamamış şairler, ressamlar, müzikçiler başkalarının yarattıklarından derme çatma bileşimler kurmaya çalışırken mutsuzdurlar. Kendi kurallarını koymayı becerememiş ve kendi kurallarıyla yıkışmayı göze alamamış bir şair başıbozuk bir yönelim içinde bugün onun yarın öbürünün arkasına takılıp giderken acılı bir görünüm ortaya koyacaktır.”(Estetik Bakış)

Ödülün yazar ve yazar adayı için zararı tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Ödülle gelen yükselme hissi yazarı bir türlü özgünlüğe ulaştıramayacaktır. Kendi yazar ve sanatçı kişiliğini oluşturması için düşünce bağımsızlığını engelleyecektir.

Sözü çok uzatmadan söylemek gerekirse Afşar Timuçin’in bu üç yapıtı eleştiri anlamında örnek alınması gereken temel yapıtlardandır. Afşar Timuçin bu üç yapıtıyla sevdiğimiz yazarların yapıtlarını ‘güzel’ gibi genel-geçer sözlerle geçiştirmememiz, yalnızca öznel yargılarla değerlendirmememiz gerektiğini ve dolayısıyla da eleştirinin ve doğru bir eleştirel bakışın son derece gerekli oluşunu ortaya koymuştur.

Afşar Timuçin, Nazım Hikmet’in Şiiri (128 s.), Bulut Yayınları

Afşar Timuçin, Öykü ve Romanlarıyla Sabahattin Ali (104 s.), Bulut Yayınları

Afşar Timuçin, Sait Faik’in Dünyası (68 s.), Bulut Yayınları

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)