• BIST 108.153
  • Altın 153,530
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 9 °C
  • Antalya 12 °C

Ailenizin Troçkisti: Erdoğan'ı Jul Sezar'a benzetiyorum

Ailenizin Troçkisti: Erdoğan'ı Jul Sezar'a benzetiyorum
'AKP sol hassasiyeti olan insanları zengin ve toplum dışında göstermeye çalışıyor'

Çağdaş Gökbel
Sosyal medyada adından söz ettiren bir hesap Ailenizin Troçkisti. Takipçileriyle girdiği diyaloglarda bazen kavgacı, bazen de esprili bir üslubu tercih ederken, kimliğini saklamaya gerek duymuyor. Mütevazı kişiliği ve insani yönlerinin güçlü oluşu tanımayanları pişman edecek boyutlarda.

Ailenizin Troçkisti sanki kulağa yaramaz ve pek kabul görmeyen bir çocuğa yakıştırılan bir sıfatı ya da bir aile danışmanı kimliğini çağrıştırıyor. Böyle bir adı Twitter’da neden tercih ettiniz?

Bu ismi tercih etmemde esas etken Bolşevik geleneğe sahip çıkanlardan biri olduğumu göstermekti. Türkiye'de sol adına görüş bildirilirken genelde hangi gelenekten geldiğini vurgulamak esastır. Bu senin diline, kurduğun mantığa kadar işleyen bir şeydir. Bende zaten yakın arkadaşlarımın bildiği bir şeyi niye açıkça isim olarak kullanmayayım diye bu adı aldım. Troçkizmin temsilcisi değilim, böyle bir iddiam yok, hatta çok eleştirilecek yönüm vardır velakin isim seçerken bir Troçkist olduğumu söylemeyi daha önemli buldum.

Son zamanlar da sizin ve bazı fenomen hesapların ifşa edildiği görüldü. Sosyal medyada siyasi mesajlar veren bir hesap olmanın zorlukları nelerdir?
Bir noktayı düzelteyim önce, ben ve pek çok arkadaşım ifşa edilmedi. Çok değer verdiğimiz bir arkadaşımız olan Paracomandante nickli hesaba yönelik bir saldırı oldu. Bizde madem arkadaşımıza böyle hareket yapılıyor, niye yanıt vermeyelim dedik. Hepimiz zaten belli ölçülerde fotoğraflarımızı koyuyorduk. Bende koymakta beis görmedim. Bu bağlamda şunu ifade etmek isterim ulaşılamaz, bulunması zor bir adam değilim, çoğumuz değiliz. Çoğu solcu benim kim olduğumu biliyor, içlerinde bir sürü arkadaşım var, ufak bir araştırmayla kim olduğumu bulmak gerçekten zor değil.

Burada temel bir tutum önemli, doğru olduğuna inandığın şeyler için ayakta durmaya devam etmek, ilkelerini ne olursa olsun savunmak. Biz; kendisine sosyalist, laik ve emekçi diyen bir arkadaş çevresiyiz. Okumuş emekçileriz demek daha doğru olur. Biz savunduğumuz şeyleri toplum içinde haykırabilmek ve haklı olduğumuzu kanıtlamak için kendimizi açığa çıkarmakta beis görmedik. Bir bölümümüz örgütlü bende dahil olmak üzere, üniversitede, işçi havzalarında, şurada burada faaliyet yürütüyoruz zaten, ama bilhassa kentli emekçilerin Twitter'da artan etkinliği sizi bu mevzide bir şeyler yapmaya zorluyor. Kuşkusuz Twitter ideal bir yer değil siyaset tartışmak adına, ancak ilk temas için önemli.

flag_of_yugoslavia.jpg

Önemli bir ek yapmam lazım bu noktada, Twitter niye önemli gibi bir soru gelebilir. Çünkü artık siyasal, sosyal herhangi bir konuda kamuoyu oluşturmak noktasında Twitter büyük önem arz ediyor. Arap Devrimleri, İspanya, Yunanistan, Gezi ve nicesinde sosyal medyanın kitleleri bilinçlendirici ve seferber edici gücü ortaya çıktı. Artık parti gazetesini veya dergisini satabilmek kadar önemli Twitter'da kamuoyu oluşturmak. Bu anlamda belli başlı öne çıkmış isimlere yönelik saldırılar önem kazanıyor.

Bu saldırıların nereden geldiği önemli ayrıca; Son zamanlarda gençlik içinde artan iki tip çürüme var. Birincisi iktidar eliyle geliştirilen dinci çürüme. Diğeri ise Türkçülük adı altında oluşan faşist düşünce. Nice genç bir oyun olarak görüyor bunları, Cizre'de çırılçıplak soyulmuş kadınlar cesetleriyle dalga geçerek iyi bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Oysa onlara hatırlatıyoruz: Gezi'de size saldıranlar bugün Cizre'de, yarın ise yine buraya gelecek ve sizi sindirecekler. Esasen sırf bu gençliğe hitap etmek için bile önemli bir kanal bu anlamda Twitter.

Troçki Türkiye’de pek anlaşılamayan bir teorisyen ve aynı zamanda ekim devriminin öncü isimlerinden birisi. Bize kısaca Troçki’nin nasıl bir tarihsel kişilik olduğunu anlatabilir misiniz?
Ben RED dergisi çevresindenim. Dolayısıyla bu konuda biraz kendi siyasi çevremin görüşünü dile getirmiş olacağım, bu konuya girmeden dürüst bir biçimde öncelikle bunu ifade edeyim.

İlk olarak, Troçki bana ne ifade ediyor onu anlatayım, Troçki siyasi geçmişinde bazen hatalara düşmüş ama yaşamının son döneminde en çok Lenin ve yoldaşlarının şekil verdiği Bolşevizmi savunmuş biri. St. Petersburg Sovyetinin 1905'teki lideri, 1917 Ekim Devrimi sırasında ayaklanmayı planlayan üç kişiden biri, Kızıl Ordu'nun kurucusu ve iç savaştan zaferle çıkmış muzaffer başkomutanı. SSCB bürokrasi tarafından yozlaştırılırken buna karşı durmuş, İspanya ve Almanya'daki Komintern zikzaklarına karşı devrimci duruşu savunmuş, işçi sınıfının davasından asla taviz vermemiş biri. Tüm ailesi, evlatları, binlerce yoldaşı gulaglarda veya hastane köşelerinde adice katledilirken bile davasını savunmuş biri. Bunlar biyografik özellikleri. Ben esas onun savunduğu geleneğin bugün için ne öneme sahip olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

“TROÇKİ HAKLIYDI”
Çoğu kişi Stalin mi haklıydı, Troçki mi tartışmasını 1940'ların ortamında yürütmeyi seçerek konuyu ciddi bir işlevsizliğe boğuyor. Esasında Troçki yalnızca o zaman değil, bugün dahil olmak üzere haklı. Troçki enternasyonalizmi savunur. Bu enternasyonalizm 'benim ülkemde devrimci bir örgütlenme var, arada bir sağa sola selam yollarım, onlarda bana selam yollar' şeklinde işlemez. Bir dünya partisi örgütlenmesi manasına gelir. Çünkü emperyalizm ve uluslararası sermaye sınıfı saldırılarını küresel boyutta örgütler. Irak'ın işgali için kaç tane ülkede kaç tane medya kuruluşunun nasıl arsızca yalanlar ürettiğini aynı anda hatırlayın. Bu örgütlüydü. Bugün kıdem tazminatına saldırı küresel bir ölçekte işliyor, sigorta haklarına, işçi ücretlerinin ısrarla baskılanmasına her ülkede rastlıyoruz hemen hemen. Emperyalist ülkeler, onların düşünce kuruluşları, orduları, finans çevreleri, sözde aydınları bu kadar örgütlü, planlı hareket ederken niye bir dünya partisini demokratik merkeziyetçilik çerçevesinde oluşturmayalım? Niye belli ülkelerde ortaya çıkan devrimci gelişmelere küresel anlamda örgütlenmiş bir devrimci güç olarak müdahaleler geliştirmeyelim? Niye Marx'ın, Lenin'in yarattığı enternasyonalizm geleneğini sürdürmeyelim? Troçki işte bunları savunur.

“BUGÜN YOLDAŞ DEDİĞİNE ERTESİ GÜN ARSIZCA İFTİRALAR ATAN BİR SOLA SAHİBİZ”
Troçki işçi sınıfı devrimciliğini savunur. Meseleyi yeni toplumsal dinamikler, gerilla savaşı, kültürel, etnik ayrımlar üzerinden değil, sınıf üzerinden okur. Bu gelenek sayesinde bugün çeşitli liberal, postmodern sapmalara karşı, hem de işçi sınıfını kültürüne, aidiyetlerine göre yargılayan tutuma karşı durabiliyoruz. Bazı yoldaşların diğerlerinden daha ayrıcalıklı olduğu, mitleştirildiği bir ortamı engelleyen şey işte budur. Küçük burjuva tipte tapınmacı lider kültünün sol içerisinde yerleşmesine en çok işçi sınıfının bağrında taşıdığı gerçekçi anlayış ve yaşayış karşı durur.

Troçki işçi demokrasisini ve Bolşevik demokratik merkeziyetçiliği savunur. Yani parti üyeleri bir şefin kendi tekkesindeki tarikat üyeleri değildir. Parti hücrelerinde, teşkilatlarında, işçi komitelerinde, kongrelerde her yoldaş önemli bir yer tutar. Düzenin sola karşı düzenlediği saldırılarda sol içindeki devrimci ahlakın yitirilmesi büyük yer tutar. İşçi demokrasisi ve düzgün işleyen bir demokratik merkeziyetçilik buna karşı elimizdeki bir silahtır. Maalesef Türkiye solu bunu tartışmak dahi istemiyor, çoğu için yoldaşları sözlerini dinleyip, dergileri satıp, dediklerini yapması gereken birer köle. Bazılarının ifadelerine kadar yansıyor bunlar hatta. Lenin'in RSDİP'in kongrelerinde savunduğu devrimci ahlak ve tartışma üslubundan bihaberler. Bugün çoğu göstermelik kongreler yapan, kendi iç tartışmalarını kestirip atan, sevmediği üyeleri teşkilattan teşkilata süren bir sola sahibiz. Birbirine karşı şiddet uygulayan bir sola sahibiz. Lenin'in Martov'la tartışmalarındaki üslubun yarısına bile yaklaşamayan, bugün yoldaş dediğine ertesi gün en arsızca iftiralar atan bir sola sahibiz. Bu anlayışı değiştirmek zorundayız.

Tarihe olan ilginiz takipçileriniz tarafından biliniyor, AKP'yi tarihsel süreç içerisinde değerlendirdiğinizde ne görüyorsunuz?
Konuyu aslında AKP'nin ne yaptığı ve bizim ne yapmamız gerektiğine dair örneklerle ele almak önemli.

AKP'nin şuan geldiği nokta emperyalist ekonominin ihtiyaç duyduğu ve planladığı neo-liberal dönüşümleri, dincileşmeyle destekleyerek bir iktidar gücü oluşturuyor. Bazı noktalarda neoliberal yağma çabasının kural tanımazlığının zorunlu kıldığı emperyalizmle ve büyük burjuvaziyle ihtilaflara girme gibi durumlarda var.

fft5_mf704546.jpeg

“ERDOĞANI JÜL SEZAR’A BENZETİYORUM”
Velakin esas noktadan yaklaşmayı başarabilmeliyiz. Ben Erdoğan'ı Jül Sezar'a benzetmeyi uygun buluyorum. Sezar'da tıpkı Erdoğan gibi kimsesizlerin sesi olma sloganıyla düzene karşı çıkar gibi iktidara gelmişti. Onun döneminde patrici sınıfına rakip yeni adamlar ortaya çıkıyordu, biz bunu Tayyip Erdoğan'ın yanında somutlanan ve TÜSİAD'ın tekeline katılmak isteyen o garip burjuvaziye benzetebiliriz. Bu yeni adamlar daha çok temsil hakkı istiyordu ve daha çok gücü hak ettiklerini düşünüyorlardı, eski aristokrasiyi yok etmek değil, ona katılmak istiyorlardı.

Diğer yandan çok geniş bir mülksüzleştirilmiş, o dönem için söylersek topraksızlaştırılmış özgür yurttaş kesimi vardı. Bu kesim 100 senedir sürekli bir sınıf savaşı içerisinde Roma'da sesini duyurmaya çalışıyor, belirli aralıklarla bazı haklar elde ediyor ama hiçbir zaman gerçekten çözüme ulaşamıyordu sorunları, hala çok fakirlerdi.

Roma bu anlamda hem gücünün doruklarında hem de içte ciddi krizler yaşayan bir cumhuriyetti. Sezar tüm bu krizi hem kendi kişisel iktidarı lehine hem de yenilenmiş aristokrasi lehine yenilenmeyle çözecek bir formüle sahip olarak çıktı. İktidara yürüyüşünü hızlandırmak için Galya savaşını kullandı. Bugün Kürtlere karşı yürütülen savaş gibi. Galya savaşı sayesinde kendi rakiplerini bir süreliğine susturdu ve kişisel iktidarının taşlarını döşerken aslında bunu Roma'nın çıkarları için yapmış gibi gösterdi. Sezar'ın en önemli numarası düzenlediği yağma savaşında ve iktidara yürüyüşünde çevresinde kümelenen fakir kitlelere ve yeni adamlara kendisinin esasen Romalı olduğunu, bu değerleri savunduğunu, diğerlerinin ise yozlaşmış olduğunu propaganda olarak kullanmasıydı. Sezar sürekli bir halk politikacısı olduğunu söylerdi, kendisine karşı duranları ise halka düşmanlar olarak nitelerdi.

1728659_orig.jpg

“ERDOĞAN TIPKI SEZAR GİBİ KENDİ KİŞİSEL İKTİDARI İÇİN HİÇBİR KURAL TANIMIYOR”
Bugün AKP aynısını yapıyor hemen hemen. Laik düşünen ve o şekilde yaşayan, sol hassasiyetlere sahip olan insanları zengin ve toplum dışı göstermeye çalışıyor. İşçi sınıfını işçi sınıfına kırdırmaya çalışıyor; dini kullanıp soyut bir bölünme yaratmaya çalışarak. Sanki biz işçi sınıfından değilmişiz gibi. Bu noktada bir parantez açmak elzem: Kültürel farklılıkları sınıf farklılığı gibi tanıtan, Beyaz Türk diye var olmayan bir şeyi icat eden Türk liberalizmi kendisiyle gurur duymalı. Erdoğan'ın fakir kitleleri kendi çevresinde toplamasında üretilmiş bu suni kavramın ve düşmanlığın payı büyük.

Aynı şekilde kendi çevresinde kümelenmiş o garip burjuvazinin çıkarlarını, neoliberal yağmayı halkın çıkarı gibi satmayı başarıyor gericilik sayesinde yaptıklarını perdeleyerek.

Ve en önemlisi Erdoğan tıpkı Sezar gibi kendi kişisel iktidarı için hiçbir kural tanımıyor, her şeyi yakıp yıkabileceğini düşünüyor.Sorun ama şu şekilde ortaya çıkıyor: Sezar gücünün doruğunda olduğunu hissederken kendi partisi içinden çıkan bir hizip tarafından hançerlendi. İktidarı ona bırakmadı aristokrasi. Ve bunlar kendilerine kurtarıcılar diyerek halkı yine kandırmayı, oyalamayı başardılar. AKP içinden çıkan yeni tipte bir partinin söylentileri dolaşıyor şimdi, Arınç'ın, Gül'ün liderliğini yaptığı. Aynı şekilde Amerikancı bir darbe riski hiç olmadığı kadar dorukta. HDP ve CHP'den dillendiriliyor bu iddialar. Yani Sezar'ın geleceği hiç parlak değil, ona bırakmayacaklar iktidarı.

Biz sol olarak ne yapacağız peki? Soru bu.

1908 devrimini, Gezi'yi ve nicesini gerçekleştirmiş bir halka sahibiz. TEKEL'de, metal işçilerinin grevinde dayanıklılığını gösterebilmiş bir işçi sınıfı var pek çok noksanlığa rağmen.

Biz acaba örgütlenip, bir program çerçevesinde kitleleri seferber edebilecek miyiz? Yoksa restorasyonu mu izleyeceğiz? 2002 AKP'si güzellemelerine mi tav olacağız?

Yoksa laikliğin sınıfsal yönünü öne çıkararak, greve karşı fetva veren diyaneti teşhir ederek, tıpkı Fransız devrimindeki topraksız köylülerin kiliseye, monarşiye başkaldırması gibi bir isyana mı önderlik edeceğiz? Yoksa Portekiz'deki gibi sömürgeci savaşın yarattığı yıkıma karşı ayaklanacak mıyız halk olarak bugün Kürtlere yapıldığına benzer şekilde? Çok sorun var ve hepsinin çözümü meseleye sınıfsal yaklaşmaktan geçiyor. Umudunuzu kaybetmeyin. İçinde tutsak kalmış gibi gözüktüğümüz bu öfke, işte bu bizi zafere taşıyacak.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)