• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 24 °C

Akademisyenler bildirisi için kim ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Hainlikle' suçlamasının ardından hedef haline gelen 'Barış İçin Akademisyenler Girişimi'nin bildirisine, siyaset, medya ve akademi dünyasından tepki ve destek açıklamaları gelmeye devam ediyor.

Türkiye ve yurtdışından binden fazla akademisyenin imza attığı “Barış İçin Akademisyenler Girişimi”nin bildirisine tepki gösteren Erdoğan, "Aydın değil karanlıksınız" diyerek imzacı akademisyenleri hedef gösterince belli çevreler tarafından akademisyenlere toplu bir saldırı başlatıldı. 

Üniversite yönetimleri 'Barış' diyen akademisyenlere savaş açtı

Akademisyenler yalnız değil, edebiyatçılar da 'barış' dedi

Erdoğan, 8. Büyükelçiler konferansı nedeniyle Türkiye’de biraraya gelen Türk Büyükelçilerine Saray’da verdiği öğle yemeğinde, şöyle demişti;

“Kendilerine güya akademisyen diyen bir güruh çıkıyor. Terör örgütünün eylemlerine karşı topraklarını savunan devletine dil uzatıyor. Hak ve özgürlükler ihlal ediliyormuş. Evet, terör örgütünün eylemleri yüzünden bölgede yaşayan milyonlarca vatandaşımızın hak ve özgürlükleri ihlal ediliyor. Bu ihlali yapan terör örgütünün ta kendisidir. Sokakları kazıp, hendeklerle kapatan terör örgütüdür.”

Akademisyenler bildirisine kimi çevreler doğrudan düşmanca bir tavırla saldırırken, bazı kesimler ise bildirinin içeriğine yönelik eleştiriler yöneltmekle beraber, söz konusu bildiride imzası bulunan akademisyenlere yönelik linç girişimine de tepki gösterdi.

İmzaya açılan bildiride, 'devletin' sorumluluğuna vurgu yapılırken, 7 Haziran'dan sonra çatışma ortamını karşılıklı olarak yükseltmeyi tercih eden başta Erdoğan olmak üzere AKP hükümeti ve PKK'ya açıkça yer verilmemesi de eleştiride bulunan bazı kesimler tarafından dile getiriliyor. 

İşte iki gündür Türkiye'nin gündemini değiştiren “Barış İçin Akademisyenler Girişimi”nin yaptığı çağrıya, siyaset, medya ve akademi dünyasından gelen tepkiler:

YÖK: Bildiri yayınlayan akademisyenlere gereği yapılacak!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Güneydoğu’daki operasyonlar konusunda bildiri yayınlayıp, barış çağrısı yapan 1100 akademisyeni hedef alan açıklamaları, YÖK’ü harekete geçirdi.

Bildiri konusunda acil olarak toplanan YÖK, bildiri yayınlayan akademisyenler konusunda, “gereği yapılacak” açıklamasında bulundu.

YÖK toplantısının ardından şu açıklama yapıldı;

“Bir grup akademisyen tarafından yayımlanan devletimizin, Güneydoğu’da sürmekte olan teröre karşı mücadelesini ‘katliam ve kıyım’ olarak niteleyen bildiri, tüm akademi camiasını zan altında bırakmaktadır.Teröre destek veren kişinin mesleği ve statüsü hiçbir demokratik ülkede kişiye imtiyaz sağlamaz, teröre destekçiliği hiçbir şekilde hafife alınamaz. Teröre destek veren bu bildiri, akademik özgürlük ile bağdaştırılamaz. Vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak devletin en temel görevidir. Bu bildiri ile ilgili olarak hukuk çerçevesinde gereği yapılacaktır. Rektörlerimiz ve Üniversitelerarası Kurul ile bu konuyu görüşmek üzere toplanacağız.”

Davutoğlu: Düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez

Ülkemiz adına bildiriye imza atanlar bir kez daha kendilerini muhasebeye çektiklerinde, tekrar imza attıkları metne baktıklarında hicap duyacaklardır. Umarım tekrar bir muhasebe yapmışlardır. Sivili katleden terör örgütleriyle mücadele ederken ülkenin bütün meselesine sahip çıkması gereken akademisyenlerin bu bildiriye imza atması gerçekten acı veriyor. Ben de açıkça ifade ediyorum: Bu dil ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez.

Kafamı iki elimin arasına alarak düşündüm. Büyük üzüntü duydum. Terör örgütüne tek bir söz söylemeyenlerin devletin bölge haklarına katliam uyguladığını söylemesi esef vericidir.

Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanlığı makamı açısından çok büyük bir talihsizlik

"Aydınlara, akademisyenlere yönelik sert eleştirisi, Cumhurbaşkanlığı makamı açısından çok büyük bir talihsizlik. Aydınların farklı düşüncelerine siyasetçilerin saygı göstermesi lazım. Elbette ki bu bildiri tartışılmayacak anlamına gelmemeli. Görüşülebilir, tartışılabilir. Ama günlük politik bir dilin o makam tarafından kullanılması Türkiye açısından büyük bir talihsizlik olmuştur."

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, "Hiç bilmedikleri bir konuda anlamadıkları bir meselede sadece güncel medya haberlerine veya dezenformasyona dayalı haberlere bağlı olarak açıklama yapmaları Türk akademik hayatı açısından kaygı vericidir" 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da son günlerde bazı akademisyenlerin birtakım açıklamalar yaptığını hatırlatarak, "Ben eminim ki bu akademisyenlerin önemli bir kısmının o bölgede yaşananlardan haberi yok. Gidip gördüklerini zannetmiyorum. Doğru dürüst bir Şırnak, Cizre, Silopi ziyareti yaptıklarını, Sur'da ne olup bittiğini gözlemlediklerini düşünmüyorum" dedi.

Bahçeli: "Hainlere destek veren zihniyete çocuklarımızı emanet edemeyiz"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de teröre ve özellikle Güneydoğu Anadolu'daki o hazin ve cani tavra ne siyasi partiler ne de aydınlar tarafından hiçbir şekilde destek verilmemesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Aydınlar bu ülkenin evlatları ise ülkeyi yıkmaya yönelik felakete karşı aydınlatıcı ve sahip çıkıcı bir üslup olması lazımdır. Üniversitelerimizde hainlere destek veren zihniyete çocuklarımızı emanet edemeyiz. Onun için Yükseköğretim Kurulu'nun üzerine düşeni yapması ve ayrıca da üniversite rektörlerinin bu konuda hassas olmaları lazım."

Demirtaş: Tam olarak üniversiteyi bitirmiş mi ondan da emin değiliz

Erdoğan'ın akademisyenlere yönelik sözlerine tepk igöseren Demirtaş: "Kendisi zaten ülkemizin güzide akademisyenlerinden olduğu için çok sayıda biliyorsunuz fahri doktorası var. Hiçbir akademisyeni beğenmiyor olması, hepsine müsvedde yaftası yapştırması ancak kendisine yakışır. Kendisinin üniversite hayatı nasıldır örneğin Türkiye bilmiyor. Biz ülkemizin cumhurbaşkanının üniversite hayatını çok merak ediyoruz. Üniversite arkadaşlarını hiç görmedik. Tam olarak üniversiteyi bitirmiş mi ondan da emin değiliz. Fakat cumhurbaşkanlığı yapıyor ve akademisyenlere hakaret ediyor."

"Parti olarak bu bildirinin arkasında değiliz"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun "Parti olarak bildirinin arkasındayız" şeklinde bir açıklamasının olduğunun hatırlatılması üzerine, şunları kaydetti:

"Parti olarak bu bildirinin arkasında değiliz. Ben partinin sözcüsüyüm. Düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde herkes düşüncesini, ifadesini yapar. Bu hürriyetten yararlanır. Teröre davetiye çıkarmadan, şiddeti teşvik etmeden bu çerçevede düşüncesini ifade eder. Bunu hainlikle itham edenlerin, kendi düşüncesini ortaya koyması lazım" diye konuştu.

AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Mehmet Muş "Kendisini 'bilim insanı' olarak tanıtan bazı akademisyenlerin, PKK terörünü meşrulaştırmaya çalışması bilim ve insanlık adına utançtır" dedi.

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu: “Kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri mütareke döneminin işgal altındaki sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum” 

Mafya lideri Sedat Peker: Oluk oluk kanlarını akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!

"Bu sözde aydınlara ve akademisyenlere şunu özellikle söylemek istiyorum: Siz yatın kalkın bildirgenizde kötülediğiniz bu devletin polisine ve askerine dua edin."
"(…) Kendi can sağlığınız için siz bu devleti batırmaya uğraşmayın. Şu an dahi hayatta olabilmenizin tek sebebi, devletin var olması ve ayakta durmasıdır."
"Tekrardan söylüyorum; Oluk oluk kanlarını akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!" 

Medyadan tepkiler

Hilal Kaplan; 'Bu kadar rezil bir çağrı olamaz. Entelektüel namusa uymayan bir tavır. Biraz şerefleri varsa devletin üniversitelerinden istifa edersiniz.'

Savcı Sayan: Bugün Türkiye'de 1100 çukur daha çıktı. Bir bildiri yayınladılar. Bu çukurlar neden gidip o hendeklerin başında nöbet tutmuyor. 1100 'batılı öğretim üyesi' neden gidip PKK'ya siz bu hendekleri kazmayın, biz hükümete gidip hangi hakkı istiyorsanız vereceğiz mantığıyla hareket etmiyorlar. Bunlar direk Türkiye'nin bölünmesini istiyorlar. Bunu söylemeye cesaret edemiyorlar. Kürtleri ve bölgeyi bahane ederek bölücü faaliyetlere destek veriyorlar. 

Melih Aşık: PKK’nın adı anılmadığı gibi o tarafa en küçük eleştiri yok

Kanal D’de Beyaz’ın programına telefon açarak “bebekler ölmesin” diyen öğretmenle 1128 akademisyenin imzaladığı “Suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriyi aynı masumiyet kabına yerleştirmek doğru değil. Akademisyenlerin bildirisi farklı. Orada iktidarı eleştiriyor görüntüsü altında devletin teröre karşı verdiği mücadeleye itiraz var. PKK’nın adı anılmadığı gibi o tarafa en küçük eleştiri yok. Sadece şu cümleye bakmak kâfi:

“Hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz”...

Özetle deniyor ki: “HDP’nin, PKK’nın, Kandil’in taleplerini karşılayacak bir program hazırla ve uygula...”

Ahmet Hakan: Bildiri sorunlu ama...

-1137’si Türkiyeli, 356’sı yabancı akademisyenin yayınlandığı bildirinin metni, olaylara yaklaşım biçimi, dili, üslubu çok sorunlu...

-Bildiride devletin yerleşim birimlerine hangi gerekçeyle müdahale ettiğine dair tek bir kelime bile yok! Hendek kazanlardan, barikat kuranlardan, şehirleri yaşanmaz hale getirenlerden, güvenlik güçlerine ateş edenlerden, silahlı mücadeleyle özerklik ilan etmeye kalkışanlardan falan da söz edilmiyor. Bildirinin en temel sorunu bu...

-Yine bildiride “kıyım” gibi, “katliam” gibi çok ağır ve çok büyük sözcükler, gayet rahat bir şekilde kullanılmış. Bu da çok sorunlu...

-Bildiri “Ortada bir sorun var, bu sorunun giderilmesi için devletin daha barışçıl adımlar atması gerekir” deseydi... Yine bildiri “Ağır silahlar, tanklar, toplar devreye sokulmadan bu sorun çözülmelidir, ölümler son bulmalıdır” deseydi... Çok daha yapıcı bir tutum sergilemiş olurdu.

-Ama durun bir dakika!

 -Bildirinin içeriği sorunlu, dili sorunlu, üslubu sorunlu, bakış açısı sorunlu diye ortalığı velveleye vermeyi, “hainler” diye bağırmayı, her türlü hakareti ortaya koymayı mazur mu göreceğiz?

-Bakın, siz “hainler” diye bağırarak o akademisyenleri hedef gösterince... Bundan cüret bulanlar,  “bu akademisyenlerin kanlarıyla banyo yapmaktan” söz etmeye başladılar. Hadi çıkın işin içinden bakalım. 

-Ben akademisyen olsam... Böyle bir bildiriye imza atmam. Nitekim 1137 akademisyenin dışında kalan binlerce akademisyen, bu bildiriye imza atmamış. Neden işin bu kısmına odaklanmıyoruz?

- Bırak, bir kısım akademisyen düşüncesini söylesin. Söylediği hakkaniyetsizse, hakikatten uzaksa... Zaten kamu vicdanında gereken karşılığı bulacaktır. Sanki bildiride ifade edilenler, herkesten gizli tutulması gereken çok büyük bir gerçeği ifşa ediyormuş gibi pek mübalağalı ve çok telaşlı tepkilere ne gerek var?

-Dünyanın her gelişmiş demokrasisinde bir kısım akademisyenler, kendi ülkelerinin iç ve dış politika uygulamalarına karşı çok ağır eleştiriler yöneltirler, yöneltiyorlar. Kendi devletlerini çok acımasız, çok ağır bildirilerle, eylemlerle, kampanyalarla hırpalarlar, hırpalıyorlar. Hiçbir ülkeden bizimkine benzer bir tepki çıkmıyor.

- Hakikatle bağlantısı zayıf bir “söz”le karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorsanız... Buna karşı “hainler” diye bağırılmaz, “alayınızı üniversiteden atarız” diye parmak sallanmaz, “hepinizi mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüz” denmez, hele “kan banyosu” tehdidinde falan bulunulmaz.

-Gerçek bir demokraside hakikatle bağlantısı zayıf bir “söz”le karşı karşıya olduğunu düşünen bir kişi, buna sadece hakikatle bağının kuvvetli olduğuna inandığı başka bir “SÖZ”le karşı çıkar.

Ahmet Kekeç: Bildiride bir tek kez bile PKK ismi geçmiyor

İlk bakışta makul taleplermiş gibi görünüyor...

Elbette talepler dikkate alınsın,  müzakereler başlasın, bir yol haritası çizilsin, şiddet sona ersin... Olabiliyorsa, toplumun geniş kesiminden bir “bağımsız gözlemciler heyeti” müzakerelere eşlik etsin...

Kim bunlara itiraz edebilir ki?

Fakat bir de “realite” diye bir şey var.

Devlet şiddetinden söz edip, roketatarlı militanlara karşı operasyonu “katliam” alarak değerlendiren 1128 akademisyen, PKK şiddetini hiç görmüyor. (Bildiride bir tek kez bile PKK ismi geçmiyor...)

Bugüne kadar bölgede, 300’e yakın sivil öldürüldü.

Hepsi de, PKK militanlarının silahlarından çıkan kurşunlarla öldürüldü.

Devlet şiddetinden söz eden aymazlar, “Bu roketatarlar ve uzun namlulu silahlar da nerden çıktı? Bu hendekler niçin kazılıyor? Bu mayınlar niçin döşeniyor? Yollara dökülüp asker ve polisin bol olduğu bölgelere sığınan 200 bin Kürt vatandaşı kimin şiddetinden kaçıyor? Selo sen bu işe ne diyorsun?” diye sormuyor.

Müzakere masası kurulsun, yol haritası oluşturulsun, tamam da...

Bir masa vardı... Müzakereler başlamıştı... Toplumun geniş kesiminden bir “bağımsız gözlemciler heyeti” müzakerelere eşlik ediyordu... Sıra, PKK’nın Kandil’de toplayacağı “Silah Bırakma Kongresi”ne gelmişti.

Bütün bunlar olurken, kendilerine “aydın” diyen bu 1128 aymaz PKK’ya çağrı yapıyordu; “Demokrasi olmadan barış olmaz... Erdoğan’ın sizi aldatmasına izin vermeyin. Sakın silah bırakmayın...”

Hayır, “beşinci kol, aydın müsveddesi, hain, satılmış güruh” demiyorum, Sedat Peker’in tehditlerini de şiddetle kınıyorum ama bu tutuma da bir ad bulmak gerekiyor!

Barış olurken savaşı savunmak, savaş olurken “barış” diye tutturmak nasıl bir halettir?

Nedir bu arkadaşların derdi?

Nihayetinde ne olmasını istiyorlar?

Taha Akyol: PKK terörünü görmemek hiçbir insani, ahlaki, akademik değerle izah edilemez

İşte “1100 Akademisyen”in bildirisi de aynen böyledir! Batı demokrasilerinin ve evrensel hukukun yargı makamı olan AİHM’nin “terör örgütü” olarak tescil ettiği PKK hakkında hiçbir eleştirileri yok! 

PKK’nın kanlı terör eylemleri hakkında tek kelime “sitem” bile etmiyorlar! 

Fakat devletin “kasıtlı ve planlı kıyım” yaptığını, operasyon ve sokağa çıkma yasaklarıyla bölgede “özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğini” söylüyorlar.

PKK terörünün bölgedeki vatandaşlarımızın “özgürlük ve güvenlik hakkı”nı nasıl ihlal ettiğine dair tek kelime etmiyorlar! Hatta şöyle diyorlar:

“Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam...”

Bu tek gözü kapalı, öbür gözü mikroskopla bakan ajitatif bildiri “akademisyen” vasfının gerektirdiği objektifliğe de, etik değerlere de taban tabana zıttır. Bu bildiri “akademik” kaliteden yoksundur, sıradan bir siyasi eylemdir. 

PKK terörünü görmemek hiçbir insani, ahlaki, akademik değerle izah edilemez.

Hüseyin Gülerce: Yüzde 1 bile değiller

Bu bildiriye imza atanların zihniyetinin, fikriyatının, düşüncesinin bu toplumda, siyasette hiçbir zaman karşılığı olmadı. Bu zihniyet sahipleri, en doğruyu kendilerinin bildiği saplantısıyla parti de kurdular. Halktan yüzde 1 bile oy alamadılar.

Yayınladıkları bildiri, millet vicdanında ters tepecektir. Müstemleke aydınlarının sesine ancak bölücüler ve Erdoğan/AK Parti düşmanlığı üzerinden muhalefet yapmaya kalkanlar ses verecektir.

Bu müstemleke aydınları, asla barış istemiyor. Barışı değil, hendekleri, silahlı direnişi, devlete isyanı savunuyorlar. Barışı değil, devletimize diz çöktürülmesini savunuyor ve istiyorlar... Devletin bölücü terör örgütü ile müzakere masasına oturmasını, kendilerinin de gözlemci olmasını istiyorlar...

Millet de, devlette de sizin ne yapmak istediğinizin farkında. Görev icabı yazılan bildiri, sadece paçavradır. Yırtılıp, atılır...

Ali Karahasanoğlu: Bu ülkenin kamu görevlileri öldürülmesin diye başlattınız mı?

Bu sözde aydınlara, akademisyenlere göre..

Örgüt silah bırakmayacak. Ama  devlet, Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldıracak..

Bu kadar ince hesapçı.. Bu kadar terör örgütü yalakası tipler, bunlar..

Bir savcı.. 

Tüm bu kampanyaları, bunların önüne koyarsa..

Ve sorarsa, “Allah rızası için.. Bir tane imza kampanyası da.. Askerler için, polisler için.. Asker ve polis aileleri için.. Bu ülkenin kamu görevlileri öldürülmesin diye başlattınız mı?” diye..

Emin olun, kendileri bile “Biz ne hainmişiz” diyeceklerdir..

Atilla Yayla: Görüşlerine katılmıyorum ama

Bildiricilerin görüşlerinin çoğuna katılmıyorum. PKK şiddetini, PKK’lıların işlediği cinayetleri görmezden gelmelerini kınıyorum, ayıplıyorum. Ama aynı zamanda onların konuşma, bana ne kadar saçma ve haksız görünürse görünsün fikirlerini ve taleplerini açıklama haklarını da savunuyorum.

Üniversitelerin tepkisi

Siyasiler ve gazetecilerin yanı sıra bazı akademisyenler ve üniversitelerden de söz konusu bildiriye tepki gösterildi.

Bingöl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Gül, "Bir akademisyen olarak bize düşen görev, eğitim ve öğretimin yanında terör örgütleriyle mücadele eden devletimize her türlü desteği vermektir. Akademisyenlerin sunduğu bu bildiriyi, hiç birine yakıştırmıyorum" dedi.

Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat da "Bu açıklamaya imza atanlar 'Bir siyasi muhalefet hareketi olarak bunu yapıyoruz' deseler, diyecek sözümüz olmaz. Ama kalkıp akademik özgürlük kılıfının altında böyle bir şey yapılırsa olmaz" dedi.

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Güvenç de bildirinin içerik olarak hakikatten ve aynı bilimsellikten de yoksun olduğunu söyleyerek, bu tür araştırmaların Türk üniversite sistemini ve akademisyenlerini bağlayıcı nitelikte olmadığını dile getirdi.

Erciyes Üniversitesi Senatosu da "Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin ortaya koyduğu ihanet belgesini reddediyoruz. Haksız yere devletimizi suçlayan, ülkemize uluslararası gözlemci davet eden ve terör örgütüyle müzakere isteyen bu zihniyete karşıyız" değerlendirmesinde bulundu.

Yalova Üniversitesi Rektörlüğü de bildirinin, üniversitedeki akademik camiayı asla temsil etmediği kaydetti.

Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğünce yapılan açıklamada, "Yayımlanan bildiriyi imzalayan öğretim elemanlarının savundukları düşünce sadece kendi şahsi görüşlerini ifade etmekte olup, üniversitemizde görev yapan 2 bin 500'e yakın öğretim elemanının görüşlerini kesinlikle temsil etmemektedir" denildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ise bildiriyi yayınlayan akademisyenleri kınayarak, "Son günlerde kendisine 'sözde aydın sorumluluğu' yükleyen bir grup akademisyen, tarihsel tecrübeyi görmezden gelerek, buradan ilham alınarak kurulmuş devletimizi, iftira dolu sözlerle tarih, vicdan ve hukukun asla affetmeyeceği bir ithamın altına sokmaya çalışmaktadır" değerlendirmesinde bulundu.

Düzce Üniversitesi (DÜ) Rektörü Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar: "Tabii ki gereken yapılacak. Bunun merak edilmesi bile bana zul geliyor. Biz üniversite olarak her zaman olması gereken yerde, olması gereken duruşu sergileriz. Milli, manevi değerlerimize bağlılığımız tartışılmaz ve asla, bunlara karşı bir aktivitenin ya da faaliyetin içinde olan personel, öğretim üyesi, öğrenci, taşeron personel ayırt etmeksizin müsamaha gösterilmez. Bu kadar net söylüyorum. Öğretim elemanlarıyla ilgili yönetmelik, atamaya yetkili amire yetkiyi verdiği için, öğretim üyemizle ilgili ben de o bana verilen yetkiyi kullandım" 

Fırat Üniversitesinde 6 öğretim üyesi tarafından, "Barış için Akademisyenler İnisiyatifi"nin yayınladığı bildiriyi imzalayan akademisyenler hakkında, Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.

İmza atanlara soruşturma

- Abdullah Gül Üniversitesi Rektörlüğü, bildiriye imza atan Prof. Dr. Bülent Tanju’nun istifasını istedi. Kayseri Başsavcılığı da “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ile 301. maddeye göre “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama”dan soruşturma açtı.
- Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, Hürriyet’e, 13 akademisyene soruşturma başlatıldığını söyledi.
- Abant İzzet Baysal Üniversitesi, bildiriye imza atan 3 akedemisyen hakkında soruşturma başlattıklarını duyurdu. 
- Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğü, 6 öğretim üyesine soruşturma başlattı. 
- Aralarında Atatürk, Gaziantep, Akdeniz, Çanakkale Onsekiz Mart, Muğla Sıtkı Koçman, Adnan Menderes, Yalova’nın da olduğu birçok üniversite imzacılara yasal işlem başlatılacağını duyurdu. 
- Samsun Başsavcılığı, imza atan OMÜ akademisyenleri hakkında resen soruşturma açtı.
- Bartın Başsavcılığı, bildiriyi imzalayan Bartın Üniversitesi öğretim üyesine soruşturma açtı.
- Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ali Çeliksöz bu görevinden istifa etti. Hakkında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Çeliksöz, öğretim üyeliğini ise sürdürecek.
- Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nezir Akyeşilmen, imzasını, ‘barışa hizmet etmediği’ gerekçesiyle geri çekti. 
- İTÜ’den Dr. Muhsin Kadıoğlu’nca internet üzerinden Cumhurbaşkanı’na “teşekkür” kampanyası başlatıldığı, İTÜ, Yıldız Teknik, İstanbul ve Yeditepe üniversitelerinden destek verildiği vurgulandı.

KURULDAN TEPKİ DERNEKTEN DESTEK
- Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı: Bildiri sadece imzalayan bir grup öğretim elemanın kanaatini ifade etmekte olup 150 binden fazla akademisyenin görüşlerini temsil etmemektedir. 

- Üniversite Konseyleri Derneği: 12 Eylül dönemini hatırlatan bir linç kültürüyle, cadı avıyla karşı karşıyayız. Hedef gösterilen meslektaşlarımızın yanındayız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)