• BIST 82.270
  • Altın 147,180
  • Dolar 3,7763
  • Euro 4,0329
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • Adana 9 °C
  • Antalya 11 °C

Akademisyenlerin 'suçuna' ortak olmalı!

Necdet SARAÇ

22 Temmuz 2015’den bu yana yüzlerce insanımızın öldüğü, öldürüldüğü ülkemizde “barış” demek linç edilmeyi göz almak anlamına gelmeye başladı. Kanal D’de “savaş olmasın, çocuklar ölmesin” diyen Ayşe öğretmen de, Beyaz da linç edildi. “O program” görüntüleri silindi, Beyaz’a da zorla diz çöktürüldü!

Kendilerine “Barış için akademisyenler” adını veren yaklaşık 1300 akademisyen Diyarbakır’da, Silopi de, Cizre’de yaşananlar için “devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyoruz, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağız” dediler linç edilmeye başladılar!

Nitekim, bu zihniyetin bir sonucu olarak “bu katliamın suç ortağı olmayacağız” diyen üniversite hocalarına Bartın’da, Düzce’de, Samsun’da soruşturma başladı bile…

Devlet partisi AKP, politikalarına karşı gelen herkesi “vatan haini” ilan ediyor…
Bütün muhalefeti, farklı çıkan her sesi “vatan hainliği” tezi ile teslim almaya çalışıyor…

“Savaş değil barış” demek, devlet terörünü eleştirmek vatan hainliği oluyor!
Erdoğan’ı eleştirmek, bu ülkede üniversite hocalarını ölümle tehdit eden bir mafyacıya “dava açacak bir savcı yok mu” demek de…
“Ankara, Paris ve Sultanahmet katliamlarının siyasal sorumlusu IŞİD’i besleyenler” demek de vatan hainliğine tekabül ediyor!
Bütün komşularımızla sorun yaşıyoruz, bunun sorumlusu 14 yıllık AKP iktidarı demek de…

BİR ÇOCUK NEDEN SİLAH ÇİZER?

Erdoğan’dan Sedat Peker’e kadar uzanan ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi vatan haini ilan eden “klasik linç ekibini” anlamak mümkün, çünkü onların bütün kurgusu farklı olana, farklı düşünene saldırı üzerine şekillenmiş…

Evet bu zihniyeti anlamak mümkün… Ama ülkede AKP’ye de, PKK’ya da, şiddeti öne çıkarmak isteyen herkese de “yeter artık, savaş değil barış istiyoruz” diyecek güçlü bir sese ihtiyaç varken, CHP sözcüsünün "parti olarak bu bildirinin arkasında değiliz” diye açıklama yapmasını anlamak mümkün değil!

Üstelik, daha dün 5 doktor milletvekilin Diyabakır’a gitmişken ve hazırladıkları raporda “bir çocuk neden çizdiği parkın etrafına tank, top, silah çizer” diye sorduktan sonra, “buradaki halk artık yeni karakol beklemiyor, tam tersine devletin şefkatine, hizmetine ihtiyaçları var. 40 günü geçmiş bir sokağa çıkma yasağı uygulamasının insani hiçbir tarafı yok” diye açıklama yapmışken…

Sonra da aynı milletvekili heyeti kameraların karşısında Cumhurbaşkanına seslenerek, “Her hafta kendi muhtarlarını Kaçak Saray’ında ağırlıyorsun, bir kere de bu bölgenin, Sur’un, Cizre’nin ve Silopi’nin mahalle muhtarlarını çağırıp bir dinleyin. Bakalım her şey kendilerine uzanan mikrofonlara anlattıkları gibi tozpembe mi” diye sormuşken…

Vicdanların bile kuruduğu ülkemizde Diyabakır’a gidip “kral çıplak” diyen CHP’nin doktor milletvekilleri Nurettin Demir’e, Ali Şeker’e, Niyazi Nefi Kara’ya, Çetin Arık’a, Murat Emir’e ve Orhan Sarıbal’a da, “bu katliamların suç ortağı olmayacağız” diyen ve diyecek olan herkese peşinen teşekkürler…

Hukuksuzluğa, baskıya, akademisyenlere yapılan saldırıya meydana çıkıp “hayır” demeden, “savaşa ve şiddete hayır” demek inandırıcı olmaz!

Öncelikle yapılması gereken ilk hamle bellidir. Bu hamle, CHP’nin doktor milletvekillerinin de Diyarbakır için anlattıkları acı tabloyu ortak bir bildiri ile gündeme taşıdıkları için “vatan haini” ilan edilen akademisyenlerin suçuna ortak olmaktır!

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.