• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 26 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 25 °C

AKP başkanlık için gerginlik stratejisi uyguluyor

Torun Ahmet TÜRKMEN

Günler ağır, günler ölüm haberleriyle geçiyor. Yine bir patlama, yine kan, gözyaşı, 44 genç ölü, onlarca yaralı. Yaşamın baharında sönen yürekler, kaybolan hayatlar. Ölümlerin etrafında sönen hayaller, arkada bırakılan analar, babalar, eşler, çocuklar. Ve toplumun tümünün yaşadığı ağır bir travma.

Bir toplumun hiçbir zaman yaşamaması, kabullenmemesi gereken bir durum bu. Ama ne yazık ki yaşıyoruz ve en kötüsü bizi kanıksamaya, yaşamın bir parçasıymış gibi göstermeye zorluyorlar.

Ülkemiz terörün insafına terk edilmişe benziyor. Nerde, ne zaman patlatılacağı belli olmayan bombalar ülkenin gündemini belirliyor. Adeta siyasetin rotasının belirlenmesinde ana etkenlerden birisi haline getiriliyor. Bu arada vatandaşların gündeminden uzaklaştırılması istenen tüm konular gündemden düşürülüyor. Aş, ekmek, özgürlük, adalet, hak arama gibi kavramlar gözlerden uzak tutulmaya çalışılarak, bu uğurda mücadele edenler kıyıma uğratılıyor.

Bu günlerde herkesin kafasında bir soru var; Ülke olarak nereye gidiyoruz?

Ülke çürütülüyor. Pul pul olup dökülmeye başladı. Yerleştirilmeye çalışılan biat kültürü ile, binlerce yıldır hep beraber insanlık adına biriktirdiğimiz değerlerimiz pazara sürüldü. Haraç mezat satışa sunuldu. Toplum olarak tam bir çöküşün eşiğindeyiz.

Yoldan geçen insanlara bir bakın, çok azının gülümsediğini, mutlu olduğunu görürsünüz. Bugün oturduğum semtte görev yapan “postacı” ile karşılaştım. Bana sıkıntılarından bahsederken insanların çok huzursuz olduklarından bahsetti. Mahallelinin borç batağında olduğunu, bir süre öncesine kadar görev alanı içerisinde günde 7-8 icra tebligatı yaptığını, bu günlerde bu sayının 150- 160 civarında olduğunu söyledi. Korkunç bir rakam bu.

Bugün ülke etnik, mezhepsel ve yaşamsal değerler açısından bölünmenin eşiğine gelmiş bulunuyor. Ayrı ayrı kutuplar oluşuyor. Ayrıştırılan insanlar kendi içlerinde kümeler oluşturmaya başlıyor. Her an bir çatışma ortamıyla karşı karşıyayız. Bu bir ülke ve toplum için çok tehlikeli bir durum olsa gerekir. Oysa bu kadim topraklar üzerinde binlerce yıldır çok farklı kültürden, inançtan olan insanlar birlikte yaşadı.

AKP hükümetinin bugün ülkeyi getirdiği nokta bu. Ekonominin durumu,iç ve dış konjonktür itibari ile bu durumun olumlu hale gelme ihtimali bulunmuyor. Siyasi iktidar bunu bildiğinden tek çıkış yolu olarak şiddeti ve terörü, karşıtından başlayarak topluma dayatıyor. Baskılayarak, zorbalıkla iktidarını sürdürmeye çalışıyor.

Görünen o ki, AKP ve Tayyip Erdoğan tüm stratejisini ve geleceğini başkanlık sistemi üzerine oturtmuş gözüküyor. Yakında meclise sunulması öngörülen Anayasa taslağına göre, seçildikten sonra 80 milyona mutlak olarak hükmedecek olan bir başkan söz konusu. Atayacağı yardımcısından, bakanlarından adli sabıkasızlık aranmayacak bir tasarı var ortada. Yani herhangi ağır bir adi suçtan mahkum olmuş birinin cezasından sonra görev alabileceği ve topluma yöneticilik yapacağı bir taslak söz konusu. 90 yıllık Cumhuriyet, kör- topal da olsa onlarca yıllık bir demokrasi deneyimi yaşamış bir toplumdan böyle bir anayasayı kabul etmesi beklenebilir mi?

AKP, olağan koşullarda, OHAL çerçevesinde bile olsa bu sistemin geçmeyeceği endişesini taşıyor. Kendi yaptırdıkları anketlerde bile AKP oyunun açıklananın çok altında, başkanlık sistemine olan desteğin ise çok daha aşağılarda olduğunu biliyor. Geçtiğimiz günlerde Dünya çapında yabancı firmaya yapılan ankette AKP oyunun yüzde 45, başkanlığa ise desteğin yüzde 42 düzeyinde olduğu medyaya yansıdı. Açığın toplum terörize edilerek ve muhalefeti baskılayarak kampanya sürecinde kapatılacağı öngörüsü yapılıyor.

Birkaç gün önce hükümete yakın Akit gazetesinde yayınlanan “Ya başkanlık ya kaos” başlıklı yazı çok şey anlatıyor sanırım. Ya başkanlığı kabul edersiniz ya da bizden çok çekersiniz demek isteniyor. O zaman terör, şiddet kesilir deniyor. Tıpkı 12 Eylül diktatörlüğünde terörün ilk günden aniden kesilmesi gibi.

Önümüzdeki süreçte toplumsal muhalefete ve partilere baskılar daha da artabilir. HDP için öngörülen senaryonun, toplum ve doğal tabanı içerisinde itibarsızlaştırma, parti liderlerini ve toplumda karşılığı olanların çeşitli biçimlerde susturulması şeklinde olabileceğini düşünebiliriz. Hatta “Meclisten çekilme, olası referandumu boykot etmeye” zorlama şeklinde de olabilir.

Benzer yöntemlerin (eğer gerekirse) CHP için bile düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Nitekim yakın tarihte bu ortaya atıldı ve kısa sürede kapatıldı. Bunun abartılı bir değerlendirme olduğunu düşünmemek gerekir.

Yapılması gereken toplumsal muhalefeti hiçbir gücü dışarıda bırakmayacak şekilde yeniden düzenlemektir. Bu konuda demokratik kamuoyu CHP’den özel bir misyon üslenmesini, iktidarın baskısı karşısında son günlerde attığı geri adımı telafi ederek cesaretle adım atmasını istiyor. Aksi durumda ortada CHP bile kalamayabilir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)