• BIST 106.926
  • Altın 151,399
  • Dolar 3,6776
  • Euro 4,3280
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 23 °C

AKP İktidarı düşürdüğü uçağın altında kalıyor!

Merdan YANARDAĞ

Türkiye’nin sınıra yakın bir bölgede, ancak, Suriye hava sahası içinde –bu bilgi kesinleşti- El Kaide, El Nusra ve IŞİD bağlantılı cihatçı çetelere yönelik operasyon yapan bir Rus uçağını düşürmesi büyük bir krize yol açtı. Öyle görünüyor ki, bu olay hem bölge jeopolitiğini hızla değiştirecek hem de Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının kaderini derinden etkileyecek.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, Türkiye tarafından gerçekleştirilen saldırının "önceden planlı"ve "provokasyona yönelik" olduğunu açıklamasının ardından, uçağın sağ kalan pilotu da bunu destekleyen bir açıklama yaptı. Saldırıdan sağ kurtulan Rus pilot Konstantin Murakhtin, uçağının vurulmasından önce Türk jetleri tarafından herhangi bir uyarının yapılmadığını söyledi.

Türkiye’nin, Rus uçağının düşürülmesinin hemen ardından Moskova ile ilitişim kurmak yerine, hemen NATO’ya başvurarak toplantı istemesi, operasyonun hesaplı olduğu yönündeki iddiayı güçlendirdi. Erdoğan’ın Obama’yı da  telefonla arayarak destek istemesi, Rusya’nın tepkisini daha da sertleştirmesine yol açtı.

Bu arada, NATO ve ABD’nin beklenenin aksine AKP yönetimine güçlü bir destek vermediği görüldü. Dahası NATO ve ABD’nin, “Bu olaya bizi karıştırmayın, sorunu aranızda çözün” tadındaki açıklaması, AKP iktidarında bir paniğe yol açtı.

Özellikle Erdoğan ve Davutoğlu’nun, ABD ve NATO’nun kendilerini destekleyeceği varsayımıyla, daha olayın ilk saatlerinden itibaren hesapsızca konuşması tam bir ciddiyetsizlik örneğiydi. Erdoğan yönetiminin, hamasi açıklamalardan sonra durumun ciddiyetini görünce, ‘çark ederek’ gerilimi düşürmeye çalışması ise bir samimiyetzlik örneği oluşturdu.

AKP iktidarının hesabı ve yeni bölge jeopolitiği

Olası bir savaş felaketinin eşiğine gelmek bir yana, önümüzde tam anlamıyla bir rezalet var. Durum sanılandan çok daha ciddi. Çok katlı bir sorunla karşı karşıyayız. Şimdi, ‘Türkiye ve bölge nereye gidiyor’ sorusunun yanıtını arayarak olasılıkları ve kimi sonuçları sırayla görelim:

1- Mezhepçi bir anlayış ve dar siyasi hesaplarla Suriye’de IŞİD dahil, El Nusra, El Kaide, Fetih Ordusu Ahrar-u Şam, Sultan Abdülhamit Tugayları gibi, aralarında Sünni Türkmen çetelerinde bulunduğu islamcı terör örgütlerine üs, silah, cephene ve mali destek veren AKP yönetimi; Paris katliamı sonrasında zor duruma düştü. Batı Suriye politikasını değiştirdiği ve “Esad’lı bir çözüm” çizgisine yaklaştığı halde, Erdoğan-AKP iktidarı gerici hesaplarında ve Esad’ı devirme hedefinde ısrar etti. Bu durum AKP’yi yalnızlaştırdı.

2- Suudi Arabistan ve Katar gericiliği ile bölgede Sünni bir eksen ve/veya blok oluşturmak isteyen Erdoğan yönetimi, ‘Yeni Osmanlıcı’ bu hedefe ulaşmayı, kendi iktidarının sürdürülebilirliği ve kalıcılaştırılması için zorunlu görüyor. Pek yanıldığı da söylenemez. Çünkü, Cumhuriyeti yıkıp, “ılımlı” da olsa yerine bir dinci/islamcı rejim kurmak, ancak uygun bir bölge jeopolitiği ve ulaslararası iklimin bulunması halinde mümkün.

3- Öte yandan, AKP ve Erdoğan’ı iktidara getiren bütün dış dinamiklerin değiştiği görülüyor. Bir Amerikan projesi olarak kurulan, iç dinamiklere olduğu kadar, başlangıçta daha çok dış dinamiklere yaslanan AKP iktidarı, aslında tarihsel ömrünü tüketmiş görünüyor. Ancak bunun ne AKP farkında ne de Erdoğan. AKP yönetimi ve Erdoğan’ın yaptığı tek şey, siyasal ömürlerini uzatmaktan ibaret.

4- Suriye’de rejimin yıkılma tehlikesinin oluşmasıyla Rusya, İran, hatta Çin’in devreye gireceği açıktı. Çünkü Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceği herkesin bildiği bir sır gibiydi. Diğer tarftan eğer Suriye düşseydi, Rusya Ortadoğu’daki en önemli müttefikini ve Akdeniz’deki tek deniz üssünü (Tartus) kaybedecekti. Dahası Rusya gibi, Sovyetler Birliği’nin varisi ve yeniden süper güç olmaya çalışan bir ülkenin, Ortadoğu denkleminin dışına düşürülmeyi kabul etmeyeceği kesindi.

5- Türkiye’nin ABD ve Batı adına bir tür vekalet savaşı yürütmesinin başlıca nedeni de buydu. NATO ve ABD, Rusya ile doğrudan bir savaşı göze alamadıkları için Türkiye’yi vekaleten savaşa sürmüşlerdi. Eğer NATO Libya’da olduğu gibi doğrudan Suriye’ye de müdahale etmeye kalksaydı, bu savaşa Rusya’nın yanısıra bölgenin güçlü ülkesi İran katılacak ve fiziki uzaklığına karşın belki Çin de devreye girecekti. Batı bunu biliyordu. Ancak ufukları imam hatip tedrisatıyla sınırlı olan AKP kadroları bu gerçeği bir türlü göremedi.

6- AKP, kendisine biçilen rolü fazlasıyla abarttı. Erdoğan yönetimi, kendi dinci programını açıkça uygulamaya başladığında Batı’dan aldığı desteğin sürmeyeceğini görüyor, bu nedenle bölgede güçlü bir yaşam alanı, bir tür "hinterland" yaratmaya çalışıyordu.

Rusya'nın dönüşü, IŞİD ve değişen dengeler

7- Ancak, IŞİD’in ilkel bir yıkıcı güç olarak ortaya çıktığı ve “Avrupa uygarlığı”nı tehdit ettiği koşullarda, hem ABD ve Batı Suriye’de sonuç alınamaycağını görmüş hem de Rusya Libya’da düştüğü tuzağın bilgisiyle beklenmedik şekilde ve hızla devreye girmişti. Özellikle Rusya’nın askeri gücüyle devreye girmesi bölgedeki bütün denklemleri değiştirdi. Daha önce bir tür “mahallenin delisi” muamelesi yapılarak kışkırtılan Erdoğan ve AKP yönetimi, işte bu durum değişikliğini yeterince okuyamadı. Okusa da kabullenmek istemedi.

8- Öyle görülüyor ki, ABD ve Batı da AKP’nin Suriye hamlelerini başlangıçta destekleyerek Rusya’nın“ılımlı muhalefet” denilen güçleri tasfiyesini önlemeye çalıştı. Ancak, Rusya geri adım atmayıp tutumunu daha da sertleştirdi. Paris katliamının da etkisiyle ABD ve Batı ısrarını sürdüremedi. Bunun üzerine, Suriye’de devre dışı kalan Erdoğan yönetimi, kurnazca bir hamle yapmaya kalkıştı. Bir oldu bitti hali yaratarak Suriye konferansı öncesinde ABD ve NATO’yu sıcak çatışmanın içine çekmeyi denedi. Ancak, bu ‘şark kurnazlığı’ tutmadı.

9- ABD ve NATO, açıkça “biz yokuz, sorunu kendi aranızda çözün” dedi. Olay, dinci tüccar kurnazlığıyla dış politika yürütmeye çalışan Erdoğan yönetiminin kavrayamayacağı kadar ciddiydi. Soğuk Savaş döneminde bile, ne ABD ne de NATO bir Rus/Sovyet uçağını düşürmeyi göze alamamıştı. Bilindiği gibi Ukrayna krizi sırasında bile, Rusya devreye girince, Batı, daha önce desteklediği isyancıları yalnız bırakmak zorunda kalmış ve olan biteni seyretmişti.

Rusya karşılık vermezse iddialarını yitirir

10- Yeniden bir “süper güç” olarak yükselen, kaybettiği etki alanlarını geri almaya çalışan, bu amaçla devlet yapılanmasını, silahlı kuvvetlerini ve ekonomisini hızla toparlayan Rusya; eğer küresel iddiaları konusunda inandırıcı olmak istiyorsa, böyle bir saldırıyı yanıtsız bırakamaz. Rusya, eğer uçağını düşüren Türkiye’ye sert, etkili ve bütün dünya nezdinde örnek oluşturacak bir yanıt veremezse, kimse onun küresel iddialarını ciddiye almayacaktır.

11- Rusya’nın Türkiye’ye askeri karşılık vermemesinin, siyasal ve ekonomik bazı yaptırımlarla yetinmesinin tek yolu; Erdoğan yönetiminin açıkça özür dileyerek, “ben yaptım sen yapma” tutumunu takınmasıdır. Dahası Suriye’deki bütün faaliyetlerini durdurması ve cihatçılara desteği kesmesi gereklidir.

12- Rusya, öncelikle “angajman kuralları” denilen diplomatik-askeri şartı tersine çevirecektir. Örneğin, Suriye sınırına 10 km yaklaşan bütün yabancı uçakların vurulacağını ilan edecektir. Bu durum Türkiye için bölgede tam bir uçuş yasağı demektir. Öyle ki, Türk savaş uçakları Mardin üzerinde bile uçamayacak duruma gelebilir. Suriye sınırlarını Rusya koruyacak, cihatçı geçişlerine ve silah-cephane sevkiyatına izin vermeyecektir. Ve emin olun ki, ilk fırsatta bir Türk savaş uçağını vurmayı da planlayacaktır.

13- Rusya ayrıca Türkmenlere yardım bahanesiyle Suriye topraklarında yasadışı şekilde bulunan Türk Özel Kuvvetlerini vuracaktır. Daha önemlisi, sadece IŞİD değil, Türkmen çeteler dahil bütün islamcı terör örgütlerine yönelik sert bir imha operasyonuna girişecektir. Emin olun Batı bu duruma hiç ses çıkaramayacaktır. Tayyip Erdoğan’a gelince; cılız bir-iki açıklama yapmakla yetinecektir.

Uçak krizi Esad ve Erdoğan'ın kaderini belirleyecek

14- Öyle anlaşılıyor ki, Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan kriz ve oluşan tablo hem bölgenin hem de Erdoğan yönetiminin kaderini temelden etkileyecek. Türkiye’de 7 Haziran seçim sonuçlarını zorla değiştiren, toplumdan tazelenmiş bir onay üretmekte zorlanan, halkın yüzde 50’sinden fazlasının derin bir nefretini kazanan Erdoğan-AKP yönetiminin, bölgedeki gelişmelerin de etkisiyle bu kez 4 yıllık iktidar dönemini tamamlaması zor görünüyor. Çünkü öyle anlaşılıyor ki, Suriye’de gericilik yenilecek ve Esad kalacak. Daha önce defalarca yazdığım gibi; Esad kalırsa Erdoğan gidecektir.

15- Rusya’nın bölgesel hesapları ve kapitalist sistem içinde tuttuğu yer ne olursa olsun; bu tarihsel dönemeçte belli ki, insanlık için olumlu ve aydınlanmacı bir rol oynayacak. Ancak, bu konuda yine de temkinli olmakta yarar var. Çünkü, yine belli ki, tarihin biçtiği bu “olumlu rol”, kısa 20. yüzyılın ardından insanlığın aleyhine akan tarihin bir tesellisi olmaktan öteye geçmeyecek. Ayrıca not düşmekte yarar var ki; bazı kritik tavizlerin koparılması ve Erdoğan yönetiminin geri çekilmesi halinde, Rusya’nın bu olayı unutması da benim açımdan sürpriz olmayacak.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)