• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 26 °C

AKP iktidarı silkelense yıkılacak durumda!

Merdan YANARDAĞ

Daha önce de ifade ettiğim gibi; gücünün doruğunda olduğu sanılan AKP iktidarı, paradoksal olarak tarihinin en zayıf dönemini yaşıyor. Öyle ki, neredeyse silkelense yıkılacak durumda... Ancak sorun tam da burada bulunuyor; ortada iktidarı silkeleyecek bir güç/muhalefet görünmüyor.

Bu yazıda konuyu kimi yönleriyle biraz daha açalım.

Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirerek fiili bir başkanlık rejimi kuran Tayyip Erdoğan ve 7 Haziran 2015’te seçimleri kaybettiği halde, muhalefetin çapsızlığı nedeniyle 1 Kasım’da iktidarı yeniden gasp eden AKP, aslında partinin amblemindeki ampul gibi ülkenin tepesinde asılı duruyor. Yani bu iktidarın altı tamamen boşalmış durumda.

Erdoğan ve AKP, kendisini iktidara taşıyan bütün iç ve dış dinamikler değiştiği ve  bütün iktidar gücünü yitirdiği halde, ülkeyi yönetmeye devam ediyor. Bu durum bir gerilim kaynağı ve kriz halidir.

Toplumun her kesimiyle kavga eden, Cumhuriyetin bütün kurucu kuvvetleriyle çatışan ve geleneksel iktidar blokunu yıktığı halde yeni bir iktidar bileşimi oluşturamayan AKP, adeta boşlukta salınıyor.  

Siyasal islamcı AKP, cumhuriyetçilerle, toplumun laikleşmiş bütün kesimleriyle ve emekçilerle çatışıyor. Kürtlerle savaşıyor. Mezhepçi önyargıları nedeniyle Alevilerle itişiyor, aydınlara düşmanca saldırıyor.

Cemaatle birlikte askerlere kurduğu tuzağın açtığı yara hala kanıyor. İstanbul burjuvazisiyle (batıcı büyük sermaye) yolun başında sağladığı zoraki uzlaşma ise, bütünüyle kopmasa bile, çoktan bozulmuş görünüyor.

Oysa AKP, izlediği sinsi iktidar stratejisi gereği güç kazanana kadar geleneksel egemen sınıf ve güçlere sürekli güven vermeye çalıştı. Bu süreci, liberallerle (özellikle sol liberallerle) ittifak yaparak ve bu çevreleri yedekleyerek götürdü. Entelektüel açığını, cehaletini, donanımsızlığını, kültürel yetersizliği liberallerin ve devşirme kadroların katkısıyla kapattı. Ortaçağ artığı zihniyet dünyasını ve gerici programını bu destekle örtmeye çalıştı.

FRAKSİYON PARTİSİ!

Kuşkusuz AKP iktidarında geçen 13 yılda, küresel sermayenin ve Türkiye burjuvazisinin talep ettiği bütün neo-liberal (piyasacı) düzenlemeler yapıldı. Küresel sermaye ve yerli ortakları AKP hükümetlerine bütün kirli işlerini gördürdü. Vahşi, insanlık dışı ve hoyrat bir ekonomik ve toplumsal düzen kuruldu.

AKP ve siyasal islamcılar şöyle düşünüyordu; İslam’ın nasılsa kendine özgü bir ekonomi politikası yoktu. Bir ticaret diniydi ve "rızkın onda dokuzu kardır" diyen bir anlayışa sahipti. Dolayısıyla liberal kapitalist politikalarla siyasal İslam pekâlâ yan yana olabilir, vahşi bir piyasacılık İslamcıların ekonomik modelini  oluşturabilirdi. Böylece batıcı sermaye çevreleri ile AKP arasında 2011’e kadar gelen bir uzlaşmanın zemini oluşturuldu. Bu nedenle başta İstanbul burjuvazisi olmak üzere, genel olarak sermaye sınıfı AKP iktidarını ilk iki dönem boyunca destekledi. 

AKP Hükümeti, 2008 dünya ekonomik krizini de çok özel uluslararası koşulların sonucu olarak hafif atlattı. Sıcak para girişinin sağladığı geçici ve yanıltıcı rahatlamayı, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için bir fırsata çevirdi. Ancak AKP’nin kurmayı hedeflediği yeni rejimin sınıfsal ve ekonomik temelini oluşturmaya yönelmesi, İstanbul sermayesinin alanının daraltılması demekti. Bu durum başlangıçtaki uzlaşmayı bozdu. Rejim değişikliği köklü bir dönüşüm demekti ve eski dönem güçlerinin pozisyon kaybetmesi kaçınılmazdı.

Devleti bütünüyle ele geçiren AKP, özellikle 2008 ve 2010 operasyonlarından (Ergenekon davaları ve Anayasa referandumu) sonra kendi dar dinci programını da yaşama geçirmeye yöneldi. Bir anlamda aslına rücu etti. Böylece, giderek bütün sermayenin değil, sadece sermaye içi bir fraksiyonun, muhafazakâr ve dinci bir kliğin partisi haline geldi.

İKTİDAR DARALMASI

AKP iktidarının sosyal ve siyasal bileşimi alabildiğine daralmış durumda. Çünkü farklı sınıflar arasında uzlaşmaya dayalı olan devleti dar bir ideolojik anlayışa göre (dincilik) yeniden şekillendirme çabası, toplumu bir arada tutan bütün dengeleri bozdu. Dizginsiz bir kadrolaşma, kurumların içini boşaltma ve bir hırsla devleti ele geçirme anlayışı, devleti -neredeyse kağıt üstünde bile- herkese ait olmaktan çıkardı.

Oysa ulus devletler, son çözümlemede açık sınıfsal (burjuva) niteliklerine karşın, yukarıda da ifade ettiğim gibi, toplumun bütün temel sınıfları ve unsurlarının dolaylı da olsa uzlaşmasına dayalıdır. Bu anlamda onların çıkarlarını da içerir ve yansıtırlar. Örneğin, yasalar önündeki eşitlik ilkesi bunun en temel kurumu ve açık işaretidir. İşte AKP ulus devletin bu yapısında köklü bir bozulma yaratmış durumda.

AKP iktidarı sadece, servetten daha çok pay almaya çalışan aç gözlü ve yağmacı yeni bir tacir kesimi ile çeşitli yollarla oyunu aldığı ve her an bu tercihini değiştirebilecek bir seçmen çevresinin desteğine dayanıyor. Militan bir islamcı çekirdeğin –bu çekirdek bugün hayli genişlemiş olsa da- verdiği destek ise tek kararlı kesimi oluşturuyor.

İktidar bileşiminde ve dayanaklarında meydana gelen böyle sert bir daralma ile sadece dinci AKP değil, hiçbir siyasal güç iktidarda kalamaz. Bu nedenle Erdoğan-AKP iktidarı, giderek daha fazla zor araçlarına, Polis-Adliye gücüne baş vurmak yolunu seçiyor.

Çünkü AKP artık toplumdan yeni bir siyasal rıza/onay üretmekte zorlanıyor. Liberalleri de kullanıp buruşuk peçete gibi bir kenara attığı için, yeni meşruiyet alanları yaratamıyor. Entelektüel açığını kapatamıyor ve ahlaki zeminini de yitiriyor.

YIKTILAR AMA KURAMADILAR

Erdoğan-AKP iktidarı, Cumhuriyeti yıktı ama yerine kendi rejimini, düşük yoğunluklu da olsa bir şeriat düzenini kuramadı. Bugün yaşanan siyasal gerilim ve krizin temel nedeni budur. O nedenle Erdoğan-AKP kliği, iktidarı kaybetmekten ölümcül bir korku duyuyor. Özellikle Gezi/Haziran direnişini gördükten sonra, dinci-faşizan karşı devrim sürecini tamamlamak ve geri dönüş eşiğini geride bırakmak için elinden geleni yapıyor.

Bu anlamda karşımızda kötülüğü siyasallaştıran ve toplumsallaştıran çok tehlikeli bir mezhepçi/dinci faşizan klik bulunuyor. Bu unutulmamalıdır. Bu somut saldırı, gerici yıkım ve kuruculuk karşısına alınması gereken siyasal-felsefi tutum 'yaratıcı bir yıkıcılık', yani devrimci bir muhalefet ve mücadele anlayışıdır. 

MUHALEFETİN GÜCÜ

AKP iktidar gücünü, esas olarak muhalefetin etkisizliği ve güçsüzlüğünden alıyor. Bu bakımdan Türkiye’nin öncelikle aşması gereken güncel sorununu, muhalefet alanındaki bu büyük boşluk oluşturuyor.

Şu bilinmeli ki, AKP iktidarı ne kadar güçsüz olursa olsun, kendiliğinden yıkılıp gitmeyecektir. Üstelik Erdoğan, demokratik yollardan ele geçirdiği iktidarı aynı yoldan bırakmaya niyeti olmadığını göstermiş durumda.

Bu nedenle kavga etmeyi göze alacak, etkin, mücadeleci, yaşamın bütün alanlarını kuşatacak; sokağı yeniden fethetmeyi amaçlayacak ve nihayet iktidarı hedefleyecek bir muhalefete ya da siyasal harekete ihtiyaç var.

Cumhuriyetçilerden sosyalistlere uzanan, toplumu kucaklayacak, CHP'nin ya da CHP'lilerin de içinde yer alacağı geniş bir laik, kamucu, halkçı, yurtsever ve devrimci cephe oluşturulmalıdır. Gerisi kolaydır... AKP’yi ve sarayı kuşatarak iktidarı geri almak zor olmayacaktır.

Çünkü, Suriye savaşını kaybeden, ABD-Batı desteğini yitiren ve izlediği dış politikası da bütünüyle çöken AKP iktidarı, yıkılmaya en yakın durumdadır. Silkelense yıkılacak haldedir. Silkelenmelidir. İhtiyacımız olan şey, kurucu iradeyi de içinde taşıyan ve iyiliği toplumsallaştırıcak yaratıcı yıkıcılıktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)