• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 12 °C

AKP iktidarının karanlık hedefi ve çözüm önerilerimiz

Torun Ahmet TÜRKMEN

Yazar Ahmet Ümit bir kitabında “Şeytan ayrıntıda gizlidir” der. Gerçekten de öyle. Yaşam bize büyük fotoğrafa bakarken birçok şeyin detaylarda gizli olduğunu gösterdi.

Son günlerdeki detaylara baktığımızda, AKP’nin 13 yıldır ortaya koyduğu politikalardan farklı olarak son zamanlarda daha radikal uygulamaları ortaya koyduğu görülüyor. Sürece bırakılacak zamanları kalmadığı, iktidarlarını kurtarma adına her yolu mübah sayarak siyasal sistemi doğrudan değiştirme çabası içine girdiği görülüyor.

Öncelikle şu saptamaları yapmak gerekir. Bizi bu düşünceye iten birkaç veriye bir göz atalım.

Kurumsallaşan yolsuzluk, hırsızlığın yanı sıra sistematik uygulanan şiddet ve baskının bir noktadan sonra ters etki yaratacağı ve bu durumun toplumsal tepkiye yol açma ihtimalinin ortaya çıkabileceği endişesi,

Siyasal İslam referansıyla başlatılan çalışmaların, özel olarak desteklenen tarikat ve cemiyetlerin oluşturdukları güç zehirlenmesi ve bu gücün kullanımında ortaya çıkan riskler,

Yurt ve tarikat evlerinde var olan cinsel istismar ve şiddetin boyutunun saklanamaz noktaya gelmesi,

12 Eylül süreciyle başlayan, (sanılanın aksine) 28 Şubat ile devam eden siyasal islamı iktidara getirme projesinin vakıflar ve özel örgütlenmelerle toplumu kuşattıklarını düşünüyor olmaları,

Ergenekon ve benzeri projelerle Devletin güvenlik güçlerini dizayn etme çabalarındaki gelinen noktanın yeterli görülmesi,

Cumhuriyetin kuruluş döneminde sürece zarar verebileceği düşünülen tarikat ve benzeri odakları kontrol etme, “Devletin dini yönetmesi” dürtüsüyle oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığının gelinen bu noktada faşizan, otokratik- teokratik devletin ana kurumlarından biri olabilecek şekilde dönüşümünün sağlandığı algısına varmaları,

Devletin ortaya koyduğu ekonomik verilerin tartışılmaya açık olduğu artık saklanamıyor. Nitekim birkaç gün önce Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek’in mali- bankacılık sisteminin derin kriz içinde olduğunu ifade etmesi bunu anlatıyor. Aynı bakanın bir ay önce mali-bankacılık sisteminin çok iyi durumda olduğunu ifade etmesinin büyük çelişki olarak ortaya çıkması,

Bu saptamalar ışığında; hükümetin bu topluma verebileceği pek bir şey kalmamış gözüküyor.  500 milyar dolara yaklaşan dış borç ile ülke ekonomisi bir çıkmaza doğru yol alıyor. Suudi Kralı ve prensleri ile görüşme trafiğinin altında bu da yatıyor. Buna krizi aşma çabaları da denilebilir. Hükümetin dış borç bulma olanakları oldukça sınırlı. Uyguladığı dış politika nedeniyle gerek komşularıyla, gerekse dünya ülkeleriyle ilişkileri buna büyük oranda engel oluşturuyor.

Bunlar ve benzeri nedenlerle siyasi iktidar artık bu sistemde fazla zamanının kalmadığını düşünüyor. Bu nedenle, elindeki bütün kozlarını masaya sürüyor. Mutlak iktidarını baskıyla ve zor kullanarak elde etmek istiyor.

Meclis başkanının “Anayasa laik olmamalıdır” sözü rastgele söylenmiş bir söz olmayıp  zamanlaması ayarlanmış, altında bir takım başka planların olduğu büyük projenin bir parçasıdır.

Kamuoyuna sunulanın aksine siyasi iktidar ülkeyi yönetmekte zorlanmaktadır. 

Şimdi, demokratik güçlerin ne gibi reaksiyon göstereceği çok önemli. Ülkenin bu kaos ortamdan kurtarılması için acil olarak ciddi kararların verilmesi gereken günler yaşıyoruz.

Yanlış değerlendirme, yanlış sonuçlara yol açar. Her şeyi yeni bir gözle ve anlayışla değerlendirme zamanı. Kimi güçlerin öne çıkması gerekiyor. Kamuoyunda bu sorumluluğa en yakın parti olarak CHP görülüyor.

Bu nedenle CHP’nin kamuoyundaki algısını yükseltmek için özel bir çaba göstermesi gerekiyor. Bugün toplumda algı yaratmaktan çok kendini tekrar eden bir parti durumunda.

CHP artık başkalarının yarattığı gündemle değil, kendi gündemiyle toplumun karşısına çıkmalıdır. Günümüze uygun projeler ortaya koymalıdır. Parti yönetimi kendisiyle birlikte toplumu da dönüştürebilecek bir anlayışa kavuşmak zorunda. Ülkeyi aydınlığa çıkarma sorumluluğunun bilinciyle hareket etmelidir.

HDP dinamik tabanı olan önemli bir güç. 7 Haziran çizgisinden saparak her anlamda güç kaybetti. Yakın zamanda yaşanan süreç net bir şekilde Kürt halkının birlikte yaşam konusunda net bir tavır içinde olduğunu gösterdi. Barışın, kardeşliğin, Kürt sorununun demokratik bir şekilde çözümünün ancak demokrasi ve özgürlük mücadelesi içerisinde çözülebileceğini gördük. Ama öncelikli çözülmesi gereken bir sorun olduğu da açık.

Solun bu iki ekseni arasında tek yanlı olmayan doğru politikalar üretme süreci diğer demokratik odakların da bu süreçte yer almasına yol açabilir. Gereksiz tartışmalar yerine somut politikalar ve aktiviteler temelinde oluşabilecek ortak anlayışlar sürecin hem birlikte şekillenmesini, hem de daha uzun vadeli bir işbirliğinin zeminini yaratabilir.

MHP büyük bir kimlik bunalımı yaşıyor. 7 Haziran sonrası yarattığı ağır vebalin sorumluluğundan kurtulabilmesi için ülke realitesi gözetilerek sorumluluk üslenecek bir pozisyona kavuşabilir. Tayyip Erdoğan’ın MHP’deki var olan yapıyı koruma çabasına rağmen kongre süreci umarım değişimin kapısını aralar. MHP’den beklenen ideolojik, politik çizgisini değiştirmesi değil, kendi doğasına uygun hareket ederek sorumluluk üslenmesidir.

Hak ve özgürlüklerin büyük oranda askıya alındığı günümüz koşullarında parlamenter demokrasinin ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesinin yolu meşru zeminde her türlü hakkın kullanılmasından geçmektedir. Sokak ta buna dahildir.

Sokak meşrudur. Sokak insanların olduğu her yerdir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.