• BIST 107.726
  • Altın 152,828
  • Dolar 3,7171
  • Euro 4,3704
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 24 °C

AKP ve İttifaklar dizilişi

Deniz YILDIRIM

7 Haziran’dan sonra AKP’nin sandıkla kurduğu “bana yararsa milli irade, yaramazsa kaos” ilişkisi daha da görünür hale geldi.  Kaybetmemek için her şeyi yapmayı göze aldıkları ise bir kere daha netleşti.

Bunlar tamam. Seçimi seçimin dışındaki ve öncesindeki gelişmelerle; 1 Kasım’ı 1 Kasım günü dışındaki/öncesindeki işaretlerle değerlendirme ihtiyacı ise sürüyor.

Özellikle de AKP’nin ve asıl olarak Saray’ın siyasal, ideolojik, jeopolitik düzeylerde Ekim 2014 ve 7 Haziran 2015 sonrasında daha da belirgin biçimde içine girdiği yeni ittifaklar siyasetinin kavranması zorunlu.

 Bugün ve sonraki iki yazıda öncesi ve sonrasıyla bunu tartışacağız.

Bu yazıda; AKP’nin ittifaklar siyasetindeki esnekliği belirleyen ve 13 yıldır değişmeyen ana kriteri ele alacağız. Tasfiye Devri ittifaklarını açtıktan sonra; önümüzdeki yazılarda inşa dönemine geçiş ittifaklarını Ekim 2014’ten 7 Haziran’a ve 7 Haziran’dan 1 Kasım’a olmak üzere 2 alt başlıkta tartışacağız.

Bunu yapmak iki nedenle önemli.

Birincisi; AKP iktidarının 13 yıllık evrimini doğru saptamak; daha doğrusu AKP’nin ana stratejisini, değişmeyen stratejisini kavramak adına önemli. Zira ittifakları değişse de, ittifaklarını belirleyen pragmatik kriter hep aynı. İkincisi; AKP’nin özellikle 2014’ten bu yana geliştirdiği, fakat 7 Haziran’dan sonra somutlaştırdığı ittifakları görünürleştirerek buna karşı muhalefet hattının doğru zeminde kurulmasını sağlamak için önemli.

Önce AKP’nin 13 yıllık iktidarını 2 başlıkta, 2 döneme ayırarak inceleyelim: tasfiye devri ve inşa devri.

Tasfiye Devri İttifakları

AKP Siyasal İslamcı bir parti. 2001’de Milli Görüş içindeki yenilikçi-gelenekçi ayrılığı sonucunda kurulan; Şubat 2001 ekonomik krizinin yarattığı tahribatın; geleneksel sistem partilerinin topyekün çöküşünün; kriz karşısında halkın örgütlü sistem dışı bir seçeneğinin bulunmamasının ve 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından gelişen Ilımlı İslamcı ABD stratejilerinin rüzgarıyla 2002’de iktidara tek başına geldi AKP.

Yenilikçi-gelenekçi ayrımı; başka faktörlerin yanında, İslamcılar’ın taktiklerde ve ittifaklar siyasetinde ayrışmasının ürünüydü. Daha da ileri giderek yenilikçilerle gelenekçilerin temel ayrışmasının ittifaklar siyasetinde, taktikler düzleminde olduğunu saptayabiliriz. Sözkonusu ayrım ideolojik ya da stratejik/hedeflere dair bir ayrışmadan ziyade; hedefe ulaşacak araçlarda ayrışmaydı. Yenilikçiler taktiklerde ve ittifaklarda esneme; hedeflerde ise aşamalılık öneriyor; gelenekçiler taktiklerde ve ittifaklarda esnemeyi ihanet sayıyor; aşamacılığı ise reddediyordu.

 İslamcı gündeme ulaşma bakımından gelenekçiler azami programcıydı; aşamasızdı; yenilikçiler ise bunun 28 Şubat’ta duvara tosladığını söylüyor ve iktidarda tutunabilmek için aşamalı, asgari program temelinde, ana strateji değişmeden, amaca giden yolda araçları çeşitlendirmeyi ve esnetmeyi öneriyordu. Çatışmacı olunmayacak; adım adım gidilecek; hedefin etrafında geniş bir cephe örülecek, önce tasfiye, sonra inşa gelecekti.

Yenilikçiler AKP’yi böyle kurdu; bu anlayışla geliştirdikleri taktik ittifaklar ve ideolojik esnemeler günün şartlarıyla birleşti ve AKP iktidar oldu. İttifaklar içeride sınıfsal olarak tekelci güçlerle, palazlanmak isteyen muhafazakar burjuvaziyi neoliberalizm temelinde uyumlulaştırma; krizden canı yanmış emekçi sınıfları dinle harmanlanmış bir yardım siyasetiyle acilen teskin etme temelinde gelişti. Dış politikada AB manivelası; yenilikçi kanadın gerçekten gelenekçilerden farklı olduğunu gösterme hedefi yolunda kullanıldı. Avrupa Birliği adaylık süreci; içeride liberallerin ve sermayenin AKP etrafında dizilmesi ve 2007 sonrasında hızlanacak eski rejimin tasfiye sürecine doğru AKP’nin kuvvet toplaması için kullanıldı. Uluslar arası açıdan; ABD’nin 11 Eylül sonrası Ortadoğu siyasetinde de yenilikçiler kendilerini radikal İslamcılığa karşı “Ilımlı İslam”ın temsilcisi; modeli olarak konumlandırdı. Jeopolitik düzlemde ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde eşbaşkanlığa terfi ile sonuçlanan bu ittifak; bölgede ABD çıkarlarıyla uyumlu bir İslamcı siyaset hattı/hizmeti geliştirmesi oranında, eski rejimin tasfiyesi ve AKP’nin önünün açılması sürecinde emperyalist kuvvetlerin açık desteğini aldı.

Önce 2007, ardından yüzde 49.9 oy oranı ile 2011 seçimleri; AKP’nin eski rejimi tasfiye sürecinde kurduğu ittifaklarla ve ona dayalı ideolojik-siyasal “dost-düşman” taktikleriyle kazanılmış (maddi süreçleri ayrıca ele alacağız); AKP bu taktik sayesinde yüzde 25’lik Siyasal İslamcı tabanın ötesine ulaşmış; etki sahasını tasfiye devrinin taktik ittifaklarıyla büyütmüştü.  Dolayısıyla 2011’in ittifakları da, ideolojik harcı da 1 Kasım 2015’ten farklıydı. Oransal/sayısal olarak bakarsanız; 1 Kasım 2015’le Haziran 2011 arasında büyük fark göremezsiniz. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a uzanan süreci sadece sandık sonuçlarıyla değerlendirirseniz fark yok gibidir. Buna karşın fark vardır; büyüktür ve nicel değil, nitel düzlemdedir. Sayısal değil, siyasal zemindedir. Taktikler ve ittifaklar çerçevesindedir. Meselemiz bu 3 yazıda bunu tarihsel olarak görünürleştirmek.

AB manivelası tüketildikten sonra, tasfiye döneminin özellikle 2007’yi izleyen yıllarda pekiştirilen ideolojik-siyasal harcı; “darbelerle mücadele, demokratikleşme, 12 Eylül Anayasası’ndan kurtulma, sivilleşme” masalıydı. İslamcı siyasetin kendi zeminini liberal bir dil ve taktikle ve bu siyasetin aygıtları-aydınları aracılığıyla genişlettiği, rıza ürettiği bu dönemde karşı cephede ise “darbeci, statükocu güçler” vardı.

İdeolojik harcını liberallerin kardığı bu dönemde Silivri Hukuku baskın hale geldi; özel yetkili mahkemeler ve sahte/kumpas davalar aracılığıyla eski rejimin tasfiyesi ve AKP’nin yeni rejim inşasında önünün açılması operasyonları gerçekleşti. Devlet katında, özel olarak da devlet içi zor aygıtlarında ittifakın taşıyıcısı Cemaat’ti; ideolojik düzlemde bu operasyonları “demokratikleşme” olarak sunan; rıza üreten ise liberallerdi.   

Eski rejimin tasfiyesi sürecinde bu rejimin dışladığı, taleplerini yok saydığı kesimlerin aktif olmasa da pasif desteğini almak; stratejik olmasa da taktik ittifaklar geliştirmek ve eylemsizleştirmek ihtiyacı AKP’yi Kürt Hareketi’yle; özel olarak da Öcalan’la ilişkilenmeye sevk etti. Her kurucu rejim; eski rejimin tasfiyesi sürecinde Kürdü yanına almaya; inşası sürecinde ise karşısına almaya yönelir. Kural değişmeyecekti.

Özetle tasfiye devrinde AKP özellikle 2014’e kadar temel taktik ittifaklarını Cemaat’le, liberallerle ve yine sonlara doğru taktik düzlemde Kürt Hareketi’yle inşa etti. 

Gezi sonrasında liberallerle; 17-25 Aralık sonrasında Cemaat’le; Kobane merkezli gelişmeler ve 6-8 Ekim olayları sonrasında ise Kürt Hareketi’yle ittifaklar fiilen bitti; gerekçeler farklıydı: AKP’nin liberallere ihtiyacı kalmadı; Cemaat “tasfiye bitti, sopa aygıtı kimin elinde kalacak?” kavgasıyla atağa geçti; Kürt Hareketi de “tasfiye bitti, çözüm için engelin kalmadı; buyur çözüm modelim olarak özerklik” dedi ve tasfiye devri ittifakları farklı nedenlerle de olsa sona erdi.

2 Ekim 2014’te Meclis’ten MHP desteğiyle Suriye’ye ve Irak’a Savaş Tezkeresi’nin geçirilmesi; 30 Ekim’de MGK’da askeri aygıtla AKP’nin “her türlü paralel yapıya ve teröre karşı” ortak güvenlik konsepti, benzer tehdit algıları etrafında kaynaşması ile birlikte tasfiye dönemi sona erdi; inşa devrine dönük bir fetret/geçiş süreci başladı. Geçiş sürecinin ve özel olarak 1 Kasım’ın yeni ittifakları ise uç vermekteydi.  Bu açıdan 1 Kasım; Erdoğan’ın CB seçilmesinden sonra Saray etrafında rejimi inşa ve aygıtları toparlama hedefi doğrultusunda Ekim 2014’ten itibaren devlet içinde geliştirdiği yeni “milli ve yerli” taktik ittifaklar-koalisyonlar dizilişinin sandığa yansıması olarak görülebilir. 2002’de toplumdan devlete doğru yönelen tasfiye dönemi ve ittifakları bitmiş, AKP devletleşmiş ve Ekim 2014 sonrasının yeni ittifakları temelinde, devletten topluma doğru yeni ittifak siyaseti ve stratejisi 1 Kasım’a taşınmıştır. Bu açıdan 3 Kasım 2002 ile 1 Kasım 2015 seçimlerinin tek ortak noktası; Kasım ayında gerçekleşmeleridir; ittifaklar ve güç dengeleri bakımındansa denklem değişmiştir.

AKP’nin İttifaklar Siyasetinde Ana Kriter Nedir?

Öyleyse AKP’nin tasfiye ve inşa olarak iki döneme ayırdığımız 13 yıllık iktidarında ittifaklar siyasetini belirleyen temel soru nedir?

Tasfiye devrinde bu soru: “eski rejimin tasfiyesi sürecinde önümdeki engeller hangi kuvvetlerdir?” sorusuydu. Aynı şekilde inşa devrindeyse “yeni rejimin inşası sürecinde Saray merkezli tekelleşme gündemimi/inşayı engelleyen; yavaşlatan kuvvet/kuvvetler kimlerdir?” sorusu ana kriterdir. AKP’nin her iki devirdeki ittifaklar siyasetini belirleyen, bu soruya verdiği yanıt olmuştur. Önce bu saptanır; yani “karşı kuvvet”.

Ardından “iç düşman” algısı kendi ideolojik gündeminin dışında ama hizmetinde bir ideolojik takviye aracılığıyla bu temelde yaratılır; ittifaklar bu eksende belirlenir, güncellenir, esnetilir, bozulur ve yenilenir. Sonra bu “düşman” karşısında farklı siyasal-ideolojik nedenlerle de olsa, kimlerin ortaklaşabileceği saptanır. İttifaklar, işte bu “ortak düşman” karşısında, AKP’nin ilerlemesini durduran kuvvet ya da kuvvetlerin tasfiyesi hedefiyle belirlenir. Tasfiye devrinde de, inşa devrinde de AKP’nin ittifaklar siyasetinin özü budur; AKP’nin hedeflerini öyle ya da böyle; demokratik ya da değil, engelleyen kuvvetler düşman; buna karşı duranlarsa taktik olarak müttefiktir. Mesele ittifak siyasetinde belirlenen değil, belirleyen olmaktır AKP açısından.

Ve bir diğer mesele; ittifakların ideolojik harcının asla ama asla doğrudan Siyasal İslamcılık olmamasıdır. Bu nedenle tasfiye dönemi ittifaklarının taktiksel ideolojik harcında baskın olan doz liberalizm iken; inşa döneminin ittifaklarının taktiksel ideolojik harcında baskın olan doz şu aşamada milliyetçiliktir. Ana eksen ve strateji İslamcılık; bu hedefe uygun dizilişleri sağlayan araçlarsa taktik ittifaklardır.

Bunları akılda tutarak Ekim 2014-Kasım 2015 arasına bakmaya; yani tasfiye ile inşa devri arasındaki geçiş sürecine ve ittifaklar siyasetinin bu geçiş sürecinde devletten topluma doğru nasıl yapılandığını tartışmaya Salı günü devam edeceğiz. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)