• BIST 105.964
  • Altın 163,195
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Adana 8 °C
  • Antalya 11 °C

AKP ve Öcalan’ın Suriye pazarlığı: Yalanlar ve Gerçekler

AKP ve Öcalan’ın Suriye pazarlığı: Yalanlar ve Gerçekler
AKP-HDP-İmralı üçgeninde yaşanan kirli Suriye pazarlıkları ve PYD'nin silahlı cihatçı gruplarla ittifak yapması için yapılan planlar İmralı tutanaklarına açık şekilde yansıyor.

Geçtiğimiz hafta İmralı tutanaklarının kitaplaştırılmış halini ABC’de kaleme almış ve çözüm sürecinin nasıl rezilleştirilerek bir pazarlıklar manzumesine dönüştüğünü dile getirmiştim. Kaleme aldığım bu yazı beklediğimden de fazla ilgi gördü, zira muhalif medyanın liberal sol cenah ve Gülen Cemaati tarafından forse edildiği ve bahse konu muhalif medyada Kürt meselesi/Cemaat konularında inanılmaz bir otosansürün uygulandığı bir dönemde bu kitaba ilişkin hala ciddi bir değerlendirme yazısı okuyabilmiş değilim. Bu yüzden kitaba ilişkin aldığım notlarla çizmeye çalıştığım anatomiye devam etmek istedim. İstedim istemesine de malzeme o kadar çok ki insan nereden başlayacağını bilemiyor. İşte burada ülkenin siyasetçileri her zaman imdada yetişiyor çok şükür.

Meclis’te yapılan bütçe görüşmelerinde; TSK’nın Süleyman Şah operasyonunda PYD’den yardım alıp almadığına ilişkin tartışmalar esnasında söz alan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken; “AKP, eğer PYD cihatçı gruplarla beraber hareket ederse Ankara’da temsilcilik sözü, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın ticarete açılması sözünü vermiştir. PYD bunu kabul etmediği için tutumunu değiştirmiştir” cümleleri ile AKP’nin PYD ile ittifak yapma girişiminden bahsetmiştir. AKP’nin bu dönemki isteği elbette doğru olmakla birlikte, sayın Baluken tahminimce ilerleyen yaşından dolayı kaynaklanan hatırlayamama ihtimaline binaen bir gerçeği açıklamamış. Haydi gelin o gerçeğe birlikte bakalım ve bu ülkede inatla incelenmek/görülmek istenmeyen o kitaba geri dönelim.

Tarih 15 Ağustos 2014, Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ın seçilmesinden 5 gün sonra. Devlet heyeti ve İmralı heyeti, İmralı’da Öcalan ile görüşmeye gitmiş. Görüşmenin başında heyetin renkli! simalarından Sırrı Süreyya Önder Başbakan Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra tebrik ettiğini belirtiyor ve akabinde yeni kabineye atanması muhtemel olan Hakan Bey (Fidan) ve Efkan Bey’e övgüler diziyor. Sırrı Süreyya Önder özellikle Efkan Bey’in perspektif sahibi tarzını çok takdir ettiğini belirtiyor. Evet bildiniz, o Efkan Bey işte, HDP’lilerin Güneydoğu’da yaşanan ölüm ve katliamlardan mesul tuttukları Efkan Bey. Neyse diyelim, devam edelim.

Sırrı Süreyya ve Pervin Buldan’ın ‘aman Başkanım canım Başkanım, siz Önderlik olarak bize yol göstericisiniz’ şeklindeki olağan güzellemelerin arkasından yukarda ismini bahsettiğim İdris Baluken, Suriye konusunda malumat vermeye başlıyor. Bakın neler demiş;

“Davutoğlu ile yaptığımız iki görüşmede Türkiye’nin IŞİD’e destek konusunu ısrarla gündemleştirdik. Bu konuda Türkiye’nin tavrının değiştiği anlamına gelebilecek bazı bilgiler aktardı. IŞİD’e karşı olduklarını ve IŞİD’le mücadele için PYD ve Özgür Suriye Ordusu üzerinden oluşacak bir ittifaka destek verebileceklerini aktardı. Biz de bu durumu Kandil’deki toplantıda arkadaşlarla paylaştık. Özellikle Cerablus ve Til Ebyad bölgesinde ÖSO ile ittifak temelinde bazı ilişkiler gelişebileceğini arkadaşlar da aktardılar. Ayrıca Rojava’ya yönelik ambargo ve ablukanın Türkiye tarafında tamamen kaldırılması gerektiğini ilettik. Bu konuda Davutoğlu gerekli adımları atmaya hazır olduklarını ifade etti”. (İmralı Notları, s.359)

Buraya kadar doğru, tabi o dönemki konjonktür gereği İmralı’da ÖSO ve türevi ılımlı muhalifler daha cihatçı olarak adlandırılmıyordu Baluken ve HDP çevrelerinde. Ve bu ılımlı gruplar ile PYD arasındaki bir ortaklığa Türkiye’nin vereceği desteğin altı çizilmiş bizzat Davutoğlu tarafından. Peki Öcalan ne diyor, işte burada İdris Bey’in hafızasını tazeleyelim, bakalım bu ittifakı sadece AKP mi önermiş;

“Evet bu konular önemlidir. Özgür Suriye Ordusu ile ittifak temelinde bazı ilişkiler kurulabilir. Ben daha önce de Demokratik Suriye Konseyi’ni önermiştim. Diğer halklarla birlikte ortak bir arayışın olması gerektiğini çok önceden ifade etmiştim. Azaz-Cerablus-Bap üçgeninde ÖSO ve PYD işbirliği yapabilir. Davutoğlu’na böyle olursa o bölgeye Esad da, IŞİD de giremeyecek deyin. Bu başarıldığı zaman Esad Üçüncü Cenevre toplantısına çözümü kabul ederek gelmek zorunda kalacaktır… Suriye konusunda Davutoğlu da, Beşir de, Efkan da, bana onaylatma şeklinde değil de görüşümü almaları iyi olur ve önemlidir… PYD bu konuda işbirliğine açık olmalı, yani ittifaklar ve tutulacak bölgeler konusunda hazırlığını yapmalı” (sf.360).

Görüldüğü gibi Öcalan bu noktada Davutoğlu ile aynı fikirde olup, o dönemin ılımlı İslamcısı fakat şimdilerde cihatçı Nusra çetesiyle işbirliği yaptığı iddia edilen ÖSO’nun PYD ile işbirliği yapmasını istiyor ve bu başarılırsa Davutoğlu’nun isteği olan Esad’ın gidişinin kolaylaşacağını ifade ediyor. Yani İmralı’daki o meşhur masanın ortasına Suriye ve Esad yönetimi bir pasta gibi konulmuş, Öcalan ve AKP iktidarı tarafından bir paylaşıma gidilmiş. Bu noktada Sırrı Süreyya’nın ‘Suriye konusunda nihai kararı siz mi vereceksiniz?’ sorusuna Öcalan ‘evet ben ve devlet birlikte vereceğiz’ cevabını veriyor.

Erdoğan Out, Davutoğlu In

Tabi içinizden 'e ne oldu da işler tersine döndü' diye sorabilirsiniz. Dikkat edilirse bütün bu görüşmelerde tek bir ismin adı geçmedi? 2013’deki görüşmelerde, ‘Öcalan’ın her istediğini yaparım ama tek kırmızı çizgim Suriye’ diyen Erdoğan. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra yapılan bu görüşmede her ne kadar resmen açıklanmasa da Davutoğlu fiilen Başbakan kabul edilmiş gibi gözüküyor. Akabinde ise Kobane’de yaşananlar ve 6-8 Ekim olayları sonrası sekteye uğrayan süreçte devlet ve İmralı heyeti ile ilk görüşme Ocak 2015’de yapılıyor. İlgi çekici olan bu görüşmenin hemen başında Davutoğlu ile heyetler arasında yapılan kapsamlı toplantıdan ve bu toplantıdan duyulan memnuniyetten bahsediliyor defalarca. Aynı zamanda bahse konu ÖSO-PYD işbirliği teklifi Erdoğan’dan değil ilk kez Davutoğlu’ndan geliyor. Ve sürecin daha da hız kazanması gerekliliği ile birlikte Dolmabahçe Süreci’nin önü açılıyor ve Öcalan’ın Nevruz mesajında bahsettiği ‘Eşme Ruhu’ ile Süleyman Şah Türbesi Eşme köyüne taşınıyor.

Ne var bu süreçte diyebilirsiniz? İşte kritik nokta burası, özellikle Öcalan ve HDP heyeti sürecin bundan sonrasını Erdoğan ile değil Davutoğlu ile yürütmek niyetinde gözükmüş. Özellikle Davutoğlu’nun Osmanlıcılık ideası ile Öcalan’ın bütün kitap boyunca ‘Kürtler ile İslam’ı bir araya getirme' projesindeki benzerlik Suriye’de PYD-İslamcılar ittifakını doğurmuş. Bu ittifak tablosunun dışında kalacağını hisseden Erdoğan ise söylemlerinde aniden 180 derecelik bir değişime uğramış ve Kürtlere yönelik daha baskıcı bir tutum izlemeye başlamıştı. Dolmabahçe sürecini her fırsatta eleştirmesi ve 7 Haziran’a kadar meydanlardaki milliyetçi söylemi esasında Suriye’de Erdoğan’ın oyun dışı kalma istememesinin tezahüründen başka bir şey değildi. PYD de bu süreçte Erdoğan’ın masayı devirmesi ve Rusya’nın Suriye’ye müdahil olmasından sonra rotasını/ortaklığını Rusya ve Esad rejimine doğru yönlendirerek bölgede hakimiyet alanı genişletme çabasına giriyor.

Peki ya HDP? HDP ise bu kirli ve rezil pazarlık sürecinin tüm yükünü AKP iktidarına atarak başta Öcalan olmak üzere kendi siyasi sorumluluklarını temize çekme gayretinde fakat bu gayret ne kadar büyük olursa olsun bu tutanakların ortaya çıkardığı kirli ilişkileri hafızalardan silemeyecektir. Zira neresinden bakarsak bakalım hiçbir şekilde temize çıkarılamayacak kadar kirli ve rezil pazarlıkların döndüğü, Kürt sorununun çözümü namına hiçbir ciddi önerinin getirilmediği bir süreçten bahsediyoruz. Umuyorum bu yazılarımdan sonra, bu ülkenin namuslu/vicdanlı köşe yazarları veya gazetecileri hala vardır ve bu kitabı köşelerine taşıyacak cesareti bulabilir.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
  • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
  • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
  • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
  • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
  • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
  • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
  • Liyakat25 Ekim 2017 Çarşamba 10:12
  • Yok mu Fethullahçı Örgütün Sempatizanı Rasim’den Hesap Soracak?23 Ekim 2017 Pazartesi 18:23
  • Popülizm Etkisi Avusturya’yı da Sağa Taşıdı19 Ekim 2017 Perşembe 11:36
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)