• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 21 °C

AKP’nin Has ve Öz 'Yeni Suriye' planı veya 'yalandan kim ölmüş' politikası

AKP’nin Has ve Öz 'Yeni Suriye' planı veya 'yalandan kim ölmüş' politikası
ABC Gazetesi Dış Haberler Editörü Çağlar Tekin, Suriye'deki son gelişmeleri ve AKP'nin yeni Suriye planını yazdı.

Çağlar Tekin / Haber Analiz
ABC Gazetesi / ÖZEL

Dün gece saatlerinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan birisi Obama’nın Erdoğan ve Davutoğlu ile seçimlerden 8 gün sonra gerçekleştirdiği telefon görüşmeleri ve aynı saatlerde Başbakan’ın CNN’in İran asıllı dış haber şefi Christiane Amanpour’a verdiği mülakatta “Suriye’ye müdahale sinyali” verdiği yorumları.

AKP iktidarı ilk yıllarında da önemli açıklamaları ya yurtdışında yapardı yada yurtdışı kaynaklara. O yıllarda AKP, açıklamalarıyla pohpohlandı ve Ortadoğu’yu kana boğan BOP’un Eş Başkanı ilan edilen Erdoğan hem anlamsız hayallere kapıldı hem de ülkenin alnına Ortadoğu’yu kana boğan planın eş başkanı olma kara lekesinin sürülmesine sebep oldu. Şimdi de dış kaynaklara yapıldı önemli açıklamalar, ama bu sefer dikkat çekmeye çalışan şımarık bir çocuğun çaresizliğiyle.

Davutoğlu, Gezi Direnişi yayınlarında küfürlere boğdukları Amanpour’a, Suriye’ye bir müdahale olması gerektiğini ve bunun ancak bir ortak koalisyon çerçevesinde olabileceğini söylüyor. (Sanırım biraz da Katar Dışişleri Bakanı’nın Türkiye Suriye’ye girsin, biz de parası neyse veririz açıklamasının gazına geldiği hissi uyandırarak) Yani, “Türkiye tek başına girmez ama girilmesinden yana” diyor Davutoğlu. Bu yeni bir durum değil. AKP, Suriye savaşına sadece cihatçıları üzerinden değil, fiilen de girme isteğini Şam’ın iki ayda fethedileceği “fikri”nin gerçekten saçmalık olduğunu görmek zorunda kaldığından beri gizlemiyor. Diğer yandan AKP’nin Suriye savaşına girmediği de kimse tarafından iddia edilemez. Daha, önceki gün IŞİD’e katılmak için 41 Faslı yakalandı ve ülkelerine gönderildiler. Oysa kısa süre önceye kadar on binlerce katil aynı güzergahları kullanarak, hatta bazen kendilerine tahsis edilen uçaklarla Suriye’ye taşındılar. Silahları ve o silahları nasıl kullanacaklarına dair eğitimleri, savaş suçu niteliğindeki kimyasal silahları, hatta beslenme ve maaşlarına kadar her türlü yardımı aldılar. Canlı yayınlarda izledik cihatçıların Antep’in, Kilis’in sınırından Suriye’ye saldırdıklarını. Uzatmıyorum bu bahsi ama IŞİD’le mücadele başlığında döneceğim tekrar.

Obama’nın telefonu

Peki ABD Başkanı Barack Obama’nın telefonu da bu yönde bir işaret vermiyor mu? Bunun için ise bazı gelişmeleri sıralamalı öncesinde. ABD Ekim ayı ortasında Suriye’nin Haseke kentine 50 tonluk silah indirdiğini açıkladı. Açıklamada silahların Rakka operasyonu için verildiği belirtilirken, YPG-PYD’ye teslim edildiği açık bir şekilde ifade edilmedi. Diğer yandan bu silahları YPG’nin kullanacağı zaten biliniyordu. Ki YPG’nin Arap ortakları, silah koordinasyonunun YPG’ye ait olduğunu defaatle açıkladılar. ABD ayrıca bölgeye sayıları 50 kişiyi aşmamak kaydıyla özel birliklerini konuşlandırarak buradaki partnerlerine eğitim sağlayacağını da açıkladı. Bunun bir diğer anlamı da PYD’yi eğiteceğini ilan etti. Bu açıklama elbette sadece bu anlama gelmiyor. ABD, Suriye’ye asker göndereceğini de ilan ediyor. Bu askerler cepheye gitmeyecekler belki ama havadan korumaları da yine ABD tarafından sağlanacak ve Rusya ile imzalanan anlaşma gereği bu bölge fiili bir “korunaklı bölge” olacak. Türkiye işin bu kısmıyla avunacak. Rusya da muhtemelen şimdilik Fırat Nehri’ni müdahaleleri için sınır kabul etmeye çok ses çıkarmayacak. Burada bir mola vermeli.

ABD, PYD’yi eğitiyor ve donatıyor, çünkü Ankara’nın önerdiği kara partnerlerinin hemen tamamı gerçek dışıydı ve son olarak büyük ses çıkartılarak başlanan Eğit-Donat Projesi’nin de fos çıkmasıyla Washington’un karadaki tek ortağı YPG kaldı. Burkan El Fırat birlikleri ve Rakkalılar ise küçük gruplardan ibaret. Ayrıca her iki grup da YPG ile başka ortaklıklara sahipler. Ayrıca Rusya da YPG’nin Suriye’de önemli bir kuvvet olduğunu ifade ediyor ve bu sebeple ABD Suriyeli Kürtleri Rusya’ya kaptırmamak için ayrı bir önem veriyor.

Nihayetinde Suriyeli Kürtler politik ve sosyolojik olarak Suriye’nin bir parçası ve Rusya-Esad çizgisine çok daha yakın bir duruşları var. Suriye’de terörün son bulmasının ardından yeniden inşa sürecinde YPG de bir Suriye partisi olarak yerini alacak muhtemelen. Esad da zaten iktidarı paylaşabileceğini ta savaşın başlangıç sürecinden itibaren açıklamıştı. Ayrıca bölgede yer alan Süryanileri, Hıristiyanlar gibi diğer gruplar da Suriye hükümetine bağlılıklarını gizlemiyorlar. Son olarak Haseke’de kendilerinin yönetsel olarak Şam’ın kurallarına bağlı olduklarını deklare ettiler.

Sınırlar Kaide’ye teslim edilmişti

Aynı zamanda seçimlerden hemen önce Erdoğan, 24 ve 25 ekimde YPG’yi vurduklarını ve gerek görürlerse tekrar vuracaklarını açıkladı. AKP, Azez-Mare hattına YPG’yi sokmayacağını iddia ederek yapıyor bunu. Bu hattın IŞİD’e bırakılamayacağı da ABD operasyonunun ardından dillendirilmeye başlandı. Söz konusu hat, bölgedeki cihatçı teröristlere Türkiye’nin silah aktarma kanalı olarak kullanılmak isteniyor. Bölgenin IŞİD’e teslim edilmesi süreci de bizzat AKP eliyle gerçekleşti. 2012’de bölgedeki sınır kapıları Türkiye’den izinle geçen cihatçılar tarafından işgal edildi. IŞİD ise El Kaidecilerin bölünmesi sürecinde bölgeyi temizledi. Yani bugün AKP’nin IŞİD’e bırakılamayacağını veYPG’ye de teslim edilemeyeceğini söylediği hat, bizzat AKP desteğiyle işgal edilen bir bölge.

YPG’nin vurulması Fırat Nehri’nin hafif silahlarla taranmasından ibaretti ve bunu ilk duyuran YPG’ydi. TSK’dan ve hükümetten saatlerce açıklama gelmezken bunu Erdoğan’ın doğrulaması ise bir başka duruma işaret. AKP yönetimi ABD ve Rusya’nın değer verdiği Kürtleri kaçak “vurmayı” seçmek zorunda kalacak kadar aciz durumda.

“Has Suriye Ordusu”

Obama’nın telefon ettiği saatlerde, Suriye’de “yeni” bir silahlı oluşum kurulduğunu deklare etti. Başından beri AKP’nin arkasında durduğu Suriye İhvan’ı, yaptığı açıklamayla “Yeni Suriye Ordusu”nu kurduğunu açıkladı.

Suudi Arabistan’a yakın haber kaynakları, Doğu Guta, İdlip, Halep ve sahil bölgelerinde bulunan İhvancı cihatçı gruplardan oluşan “Asalet ve Kalkınma Cephesi”nin “Yeni Suriye Ordusu” adı altında bir ordu kurduğunu ve bunun sadece IŞİD’e ve destekçilerine karşı savaşacağını bildirdi. İşin içinde Ankara’nın olduğunu bildirinin alt satırında yer alan, “IŞİD’in Suriye rejimi tarafından kurulduğu” cümleden anlaşılabiliyor. Zira dünyada bu tezi dillendirebilecek akıl sığlığına Suudlar bile sahip değiller. Ayrıca, IŞİD’in Azez-Mare hattından çıkarılması sürecine YPG’nin değil Arap kuvvetlerinin öncülük edeceği ve İhvancıların da bunun lider ekibi olacağı haberleri servis edilmeye başlandı.

ABD seçimi, AKP YPG’yi kabul etti

Bu haberler, Erdoğan-Davutoğlu kliğinin de bu sürecin YPG tarafından yürütüleceğini kabul ettiklerini gösteriyor. Servis edilen haberler ise yeni bir iç politika masalı yaratma maksadı taşıyor. Bu ekiplerin YPG olmadan IŞİD’e karşı mücadele şansları yok. ABD bunu biliyor ve Obama’nın telefonunu biraz da seçim ardından AKP’nin ülke içindeki durumunu kabullenme olarak yorumlayabiliyoruz. ABD, AKP’nin önüne iç politikada kullanabileceği bir malzeme vererek Rusya’nın müdahalesiyle silindiği Suriye’ye yeniden giriş yolu arıyor.

ABD’nin yeniden giriş için zorladığı iki ayrı durum var şu an Suriye’de. Bunlardan birisi IŞİD’in Irak-Suriye bağlantısını kesmek, ki bunun için YPG bir süredir Hul kasabası önünde IŞİD ile savaşıyor. Hul’ün IŞİD’den alınması Musul-Rakka bağlantısını kesecek ve IŞİD iki bölge arasındaki irtibatını yitirecek, bu başarı ikinci hamle olacak olan Rakka’nın temizlenmesi için elzem. Suriye’de ordu dışında IŞİD’le savaşan tek güç olan YPG, Hul’den Haseke-Halep hattına kadar hem IŞİD’le hem de Türkiye destekli diğer Kaideci-cihatçı çetelerle savaşıyor. Buradan hareketle diyebiliriz ki AKP’nin Kürt politikası şimdi verilen işaretlerin aksine kısa süre içerisinde değişecek ama bunun detayları bu yazının konusuna dahil değil.

Cihatçı destekçileri sivil avında

Rusya’nın Suriye’ye girişini, cihatçıları destekleyen ABD-Suud-AKP-Katar-İsrail-İngiltere cephesi kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu kabul sessizlik anlamı da taşımıyor ve taşımayacak. Putin’in karizmasının çizilmesi tüm bu cephenin sevinç kaynağı olur. Bunu sahada direk yapamayan bu cephe bir yandan cihatçılara yönelik desteğini artırma yoluna gidiyor. Diğer yandan da savaşı yeni cephelere taşıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki ABD Suriye’de Rusya’nın varlığına temelli bir itiraz geliştirmedi. Suriye bir yandan dünya siyasetinde Rusya’ya teslim edilerek ikincil derece önem listesine alındı. Washington bir süredir birinci öncelikli alanı olmasını istediği Asya-Pasifik hattına yüzünü döndü. Rusya-Çin ekseniyle esas hesaplaşmasını buraya taşıyor. Bu, bir sonraki yazımda değineceğim başlık.

Ancak bölgede etkinliğini azaltırken de Rusya’ya “Irak’tan uzak dur” dedi. Irak Başbakanı İbadi de, “Eğer Rusları buraya davet edersek ABD ile ortak çalışamayız” diyerek bunu ifade etti. Zaten ABD’li askeri yetkililer de bunu dillendirmiş, hatta ABD Genelkurmay Başkanı bizzat Irak’a giderek bu uyarıda bulunmuştu. Ancak Rusya Irak konusunda da denklemin dışına itilebilecek durumda değil. Bir yandan Bağdat’ta kurulan istihbarat merkezi üzerinden sürece müdahil olmuş durumda. Üstelik ABD’nin IŞİD’e karşı mücadelede isteksizliği Iraklıların da canını sıkarken Rus istihbaratının ve İran birliklerinin de desteğiyle ABD’nin 3 yıl sonra kurtarılabileceğini iddia ettiği ülkenin en büyük rafineri merkezi Beyci’nin geçtiğimiz ay kurtarılması Irak içinde de Rusya yanlısı seslere güç verdi. ABD Irak Ordusu’na yeterli hava desteğini vermediği gibi yapılan anlaşmalarla teslim etmesi gereken silahları da geciktiriyor. Irak bu süre içerisinde Rusya’dan saldırı helikopterleri ve füze savunma sistemleri aldı bile. Ayrıca ABD’nin Rusya’yı zayıflatmak için Suudilere petrol fiyatlarını düşürtmesi Irak ekonomisini de oldukça zora sokmuş durumda. ABD’nin Suriye’nin Hul kasabası operasyonunu biraz da buradan okumak gerek. Ayrıca Irak içinde Rusya’nın müttefiği İran’ın etkisi de hiç yabana atılır cinsten değil.  

Savaşın taşındığı diğer cepheler için ise net konuşmak gerekiyor. ABD yapımı omuzdan havaya atılabilen saldırı sistemlerinin cihatçılara ulaştığı ve sahada kullanılmaya başlandığı net bir biçimde açıklanmasa da yerel kaynaklar bunu dillendiriyor. Suriye Hava Kuvvetleri’ne ait bir Mig-24 önceki gün vuruldu. Ve vuran sistem ABD’ye ait. Daha büyük saldırı ise Mısır’da düşürülen Rus uçağına yapılarak 200’ün üzerinde sivilin ölümüne sebep olundu. Saldırının olup olmadığı ve olduysa da bir füzeyle mi yoksa uçak içinde patlatılan bir bombayla mı yapıldığı bilinmese de burada ABD parmağı aramak komplo teorisi kurmak olmasa gerek. Hele ki CIA’in Afganistan’ın cihatçı işgalinden temizlenmesi operasyonu esnasında yaptıklarına şahit olan Sovyet mirasçısı Ruslar için.

ABD bu başlıkta Irak’ta IŞİD’in ele geçirdiği füzeleri adres olarak gösterse de bu inandırıcı bulunmuyor. Zaten Rusya’nın bu gelişmenin hemen ardından dün İran’a S-300 satışını yılbaşı öncesinde gerçekleştireceğini açıklaması da buna karşı hamle olarak okunmalı. Sivil kayıpların Putin’i yıldıracağı tezi ise tamamen temelsiz. Rus halkı ABD’nin desteklediği cihatçıların acısını hala hissediyor ve diğer yandan da Rusya’nın artık ayağa kalkması gerektiği fikri bunun için ödenecek bedelden daha fazla rağbet görüyor. Rus halkı ayrıca Putin’in sessiz kalmasının da daha büyük bir bedeli olacağının farkında. Suriye’de eğitim alan cihatçıların bir sonraki hedefinin kendileri olacağı şüphe götürmüyor. Bu sebeple Rus topraklarında da cihatçılara yönelik sürekli bir operasyon süreci işlemeye devam ediyor.    

Rusya sessiz kalır mı?

Öncelikle belirtmek gerekir ki Rusya’nın Suriye operasyonu Türkiye’de doğru okunamıyor. Rusya, bölgeye ABD ile benzer saiklerle gelmedi. Suriye ve Başkanı Esad Rusya için herhangi bir mesele değil. Rusya’nın Suriye’ye giriş sürecini “bitmiş bir rejimi diriltme/ayakta tutma” olarak anlamak ancak dış politika cehaletiyle anlamlanabilir. Hiçbir ülke, hele ki Rusya gibi bu başlıkta tarih boyunca ders alınabilecek bir ülke biten bir rejime yatırım yapmaz. Ayrıca Rusya’nın bölgeye savaşı bitirmek üzere gelmesi Esad’ın sayesinde oldu. Suriye tüm Arap ülkeleri ABD ile kucak kucağa iken hem Filistin mücadelesini hem de İsrail’in bölgedeki terörüne karşı mücadele eden tek ülke oldu. Suriye, 110’dan fazla ülkenin kendisine yönelik saldırılarına direndiği ve boyun eğmediği için Rusya’nın dönüşüne olanak sağladı. Rusya ve Suriye arasındaki ilişki ABD’nin niyetlendiği gibi bir işgal değil, iki müttefikin dayanışma sürecidir. Suriye’nin İran’la ilişkileri de buna benzer bir durumda. İran, Saddam’ın kendisine açtığı savaşın Arap-Fars savaşı haline gelmesini engelleyen tek ülke olan baba Esad’ı ve direniş cephesinin en önemli halkasını asla yalnız bırakmaz.

Rusya, Suriye’ye gelirken ne kadar ciddi olduğunu zaten gösterdi. Rusya’nın gelişinin ardından cihatçılar her sıkıştığında yardımlarına koşan İsrail bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Kısa süre içinde Suriye’yi taciz eden İsrail ve Türkiye uçakları engellendi, İsrail’e ait İHA’lar düşürüldü ve son olarak henüz ilan edilmese de Suriye karasularına S-300 taşıyan bir Rus gemisi yanaştı ve artık tam bir koruma sağlandı. Hazar üzerinden gelen füzeler Türk medyasında “boy gösterisi” olarak lanse edilse de durum aslında daha farklı. Rusya’nın böyle bir boy gösterisine ihtiyacı yok, söz konusu füzelerin varlığı tüm dünya tarafından biliniyor. Putin, Hazar’dan füzeleri, “Rusya, Suriye’de terörü tamamen bitirecek ve bunun için ordu her noktada seferber durumda” demek için kullandı. Rusya, Sovyetler Birliği gibi tüm dünyada varlığını sergileyecek güçten uzak olsa da, hinterlandında NATO ve ABD’nin kafasına göre iktidar değişikliğine izin vermeyeceğini ortaya koyuyor. Rusya, “Suriye iktidarına Suriyeliler karar verir, terörü temizleyip sandığı koyalım” diyor. Cihatçı destekçileri ise sandık sonuçlarını bildikleri için bu çözüme yanaşmıyorlar.

Dünya savaşına doğru mu?

Peki tüm bunlara rağmen, yani ABD’nin gönlünün olmamasına rağmen son dönemde sıkça dillendirildiği üzere Suriye savaşı bir dünya savaşı haline gelir mi? Dünya savaşından ne anladığımızla ilgili tartışmaları kenara bırakırsak bu olasılığı yüksek görmüyorum. Evet, daha önceki gün ABD Savunma Bakanı, “Rusya ve Çin kurduğumuz dünya düzenini zorluyor, ama bu düzeni yıkmalarına izin vermeyeceğiz” dedi. Suudların böyle bir gücü yok, daha başlarını sokup iki haftada hallederiz dedikleri Yemen’de Direniş Cephesi’ni bırakın yenmeyi, 4. savaş gemilerini kaybettiler ve sekiz ayın sonunda bin bir güçlükle işgal ettikleri çok sayıda alandan geri çekilmek zorunda kaldılar. Suud hanedanı da bu sebeple kaynıyor ve Kral Selman’a bir darbe yapılması gerektiği artık açık açık konuşuluyor. Türkiye için ise şu söylenebilir ki, hareket kabiliyeti neredeyse sıfır olan Erdoğan’ın mantıklı olmayan bir tavır da sergilemesi ihtimali var. Ancak, Erdoğan her ne yaparsa yapsın böyle bir savaşta ABD ve NATO’yu arkasında bulamayacak. NATO ve ABD bir yandan Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklarken diğer yandan uyardılar da. Rus uçakları Suriye’yi taciz eden Türk F-16’larını “hizaya” getirirken NATO bir yandan Türkiye’yi desteklediğini açıkladı, ancak aynı anda Patriot füzelerini de geri çekti. NATO ve ABD, Rusya’ya meydanı bırakma yanlısı değiller ancak dengesini ve meşruiyetini yitiren bir tek adam için de savaşa girmeyecek kadar makuller hala. Her şeye rağmen Türkiye’nin başını daha büyük bir belaya sokma ihtimali var. Çünkü ne yazık ki Türkiye’nin başında Erdoğan var. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)