• BIST 106.149
  • Altın 161,474
  • Dolar 3,8876
  • Euro 4,5859
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 17 °C

AKP’nin Müttefikleri iş başında

AKP’nin Müttefikleri iş başında
"Figen Yüksekdağ’ın bahsettiği ‘özgürlükçü laiklik’ birebir AKP parti programlarında savunulan bir kavramdı. Laikliğin içini boşaltmaya ve bunu dini özgürlükler kisvesi altında yapmaya çalışanlar sadece AKP yöneticilerinden ibaret değildir"

TBMM Başkanı İsmail Karaman’ın ‘Laiklik Anayasa’dan kaldırılmalı’ sözü ile fitilini ateşlediği kavga esasında AKP’nin iktidara gelişinde ve gücünü arttırmasında en önemli müttefiklerinin turnusol kağıdı gibi yeniden ortaya çıkışını da gösterdi bizlere. 2010 Anayasa Reerandumu’nda AKP’nin adil ve demokratik bir anayasa yapacağına can-ı gönülden inanan ve bu saikle ‘Yetmez Ama Evet’ diyen, öte yandan ‘ölüleri bile mezarlarından kaldırıp Evet oyu verdirin’ diyen Pensilvanya’daki zat ve müritlerinin bu tartışmalar esnasındaki ölü taklidini izliyoruz.

Aslında ölü taklidi yapmayanlar da var; onların en sevdiği argümanını 2010 referandumunda verdiği Evet oyunu vermediğini düşünen Umut Özkırımlı şöyle seslendiriyor; ‘Anayasa askıda, demokrasi, meclis iradesi kalmamış, devlet vatandaşını katlediyor ama konu laikliğe gelince ayağa kalkıyorsunuz’. (Bu minvalde tweet atan Özkırımlı daha sonra Twitter hesabını kapattığı için, tweet bağlantısını yerleştiremiyorum). Aslında bu serzeniş şu anda birçok Gülen Cemaati sosyal medya hesaplarında da tekrarlanıyor. Büyük çoğunluğu ellerinde tekelleştirdiği muhalif titrini kaybetmemek için suya sabuna bulaşmadan ölü taklidi yapmak istese de, bazılarının ‘o kadar kayyum oldu sustunuz, şimdi mi isyan ediyorsunuz’ minvalindeki yazılarına rastlamak zor değil. Peki haklılar mı? Elbette haklılar, böylesine skandalların olduğu bir toplumda halkın sessizliği elbette eleştirilmesi gereken bir husus. Ama esas soru şu; niyetleri bu sessizliğe mi isyan, yoksa AKP’siz tek çözüm ihtimalini sonlandırma isteği mi? İşte bu tartışılmaya değer.

En büyük korku Gezi’nin Tekrarı

2013 Haziran’ında patlak veren o büyük direniş en büyük korkusuydu AKP iktidarının, zira Türkiye’de ilk defa bir iktidar sivil bir halk hareketi ile sorgulanabilir hatta yıkılabilir bir noktaya gelmişti. Her ne kadar görünüşte çevre duyarlılığı ön planda olsa da, AKP’li yöneticilerin ve başta Tayyip Erdoğan’ın söylemde arttırdığı o muhafazakar-otoriter demeçlerin dozajının her geçen gün artması, toplumdaki endişeli laiklerin bardağını doldurdukça dolduruyordu. İşte o bardağın taşması Gezi’nin en önemli etmenlerinden birisiydi. Gezi’den sonra her ideolojik veya siyasi grup Gezi’yi sahiplenmek istedi istemesine, ama başlı başına apolitik ve örgütsüz bir hareketti Gezi Direnişi. Katılımcılarının belkemiğini de, ömrü hayatı boyunca devletin kutsallığına inanarak devlete ve onu idare eden iktidarlara isyan etmemiş, orta sınıf, seküler ve ağırlıkla CHP seçmen tabanından olan bir kitle oluşturuyordu. Daha doğrusu bahse konu cemaatçi ve liberallerin her fırsatta ‘Kemalist faşist ulusolcu’ diye aşağılayarak nitelendirdikleri kitle Gezi direnişinin bu denli büyük katılımlı ve kapsamlı olmasını sağlamıştı. O tarihlerde CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun CHP mitingine katılacak kitleyi Gezi Park’ına yönlendirmesi sayesinde Taksim meydanı o mahşeri kalabalığa ev sahipliği yapmıştı Haziran 2013’ünde.

Elbette bu yaşananları elf gözleriyle ‘ufukta darbe tehdidi’ olarak görenler oldu olmadı değil. O darbe tehdidi görenler de 2010’daki referandumda evet oyunu büyük bir iştahla verenler de gelecekteki kaçınılmaz otoriterleşmenin kurbanı olacaklardı, fazlasıyla oldular da. Şu anda kendilerine yönelen her türlü baskıdan, hukuksuzluktan, iktidarın yaptıklarından şikayet etme ve bütün bunlara halkın sessiz kalmasını eleştirme hakları elbette vardır. Lakin nasıl ki onların böyle bir isyan etme hakkı varsa, laiklik çerçevesinde AKP’nin attığı her adıma şiddetle karşı çıkmakta bahse konu kitlenin sonuna kadar hakkıdır. Daha da önemlisi AKP iktidarının sona ermesi için bir halk hareketi ancak bu kitlenin desteği ile olacaktır. Açın Gezi döneminin fotoğraflarına bakın. TGB’li ile BDP’linin el ele tutuşmasını, Taksim Meydanı’nda birbiriyle aynı ideolojik düzlemde hiçbir koşul ve şartta kesişmeyecek grupların birlikteliğini, o kitlelerin Diyarbakır’da Kalekol inşaatını protesto gösterisinde ölen Medeni Yıldırım için yapılan anmayı, o apolitik kitlenin sadece AKP iktidarını değil o iktidara can suyu olan Doğan Medyasından Gülen Cemaati’ne, Yetmez Ama Evet’çilerden, yandaş medyaya kadar herkesi nasıl eleştirdiğini gördü bu gözler.

Tabi bunu görmek istemeyenler oldu, polis panzerlerine çıkıp ‘haydi evinize dağılın’ diyenler (ki günümüzde büyük muhalif liberallerdendir kendisi) çıktı. Veya oradaki kitleleri Kürt düşmanı veya militan laiklik anlayışının temsilcileri diye yazdılar. İşte şimdi onların ruhu tekrar canlandı. Laiklik meselesinin tartışılması ve hatta Anayasa yoluyla etkisizleştirilmesi elbette istedikleri bir olgu. Bugün HDP’nin Eş Başkanlarından Figen Yüksekdağ’ın bahsettiği ‘özgürlükçü laiklik’ birebir AKP parti programlarında savunulan bir kavramdı. Laikliğin içini boşaltmaya ve bunu dini özgürlükler kisvesi altında yapmaya çalışanlar sadece AKP yöneticilerinden ibaret değildir. İşte Kahraman’ın açtığı laiklik tartışması bize bu gerçeği hatırlattı. Dertleri gerçekten iktidarın gidişatını önlemek olsaydı, ölü taklidi yapmak yerine, ellerinde Gezi Parkı’ndaki gibi bir şekilde yönlendirilip Kürt sorunu, özgürlükler bağlamında değişebilecek/dönüşebilecek bir kitleyi harekete geçirirlerdi. Ama ne Cemaat’in ne de bu liberallerin böyle bir niyeti olmadıkları aşikar, tek dertleri AKP iktidarının ‘tek adam’ rejimi ile otoriterleşmesi sonucu sivil iktidar alanında kaybettikleri gücü geri almak.

Sorum oldukça basit bu zatlara, AKP iktidarının tüm hücreleri ve nüveleriyle durdurulmasını mı istiyorsunuz yoksa tek derdiniz gerçekten Erdoğan mı? Daha da önemlisi bu gidişatın durdurulmasında halk desteği mi önemli, yoksa ABD ve AB ülkelerinin büyükelçilerinin desteği mi? İsyan eden halkın Kemalist veya ulusalcı olmasından ötürü ‘olağan dışı’ bir müdahale veya AKP içi kavga ile Erdoğan’ın devrilmesi daha mı çok işinize gelecek? Sorular basit, içtenlikle yanıt verebilecek cesur isimler çıkar diye umuyorum. Ayrıca, bu süreçte böylesi bir tartışmayı basit bir iki tweet ve grup toplantısında esip gürlemeyle geçiştirerek bu toplumsal muhalefete önderlik etme fırsatını elinden kaçıran Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu basiretsizliğini de elbet tarih yargılayacaktır, o da unutulmasın!..

 

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)