• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 24 °C

AKP'nin siyaset yapma alanı daralıyor

Torun Ahmet TÜRKMEN

Son bir haftadaki gelişmeler bir hafta önce ifade etmeye çalıştığım gibi yeni sayılabilecek birçok olguyu ortaya koydu. AKP iktidarının stratejik çizgisi ve uyguladığı politikalara karşı bir dizi noktada daha öncekilerden farklı olarak  gelişmeler  yaşandı. Dünya’dan Türkiye’ye dönük politika değişiklikleri artık diplomatik teamülleri bile zorlayacak boyut kazanarak bir karşı duruş ortaya çıktı. 

Amerika, Avrupa ve hatta NATO Türkiye’ye karşı aynı pencereden bakmaya, ortak tavır doğrultusunda tutum almaya başladılar. Deyim yerindeyse; Futbol deyişiyle “Kırmızı kart” göstermeye başladılar.  

Avrupa çok istedikleri “Geri kabul” anlaşmasını bile riske atma pahasına açık tavır koymaya başladı. Amerika, yargılanan Rıza Sarraf olayında mahkemenin yargılama sürecinde “İşin ucu nereye giderse gitsin” engellemeyeceği noktasında mahkemeye güvence vermiş gözüküyor. İşin ucununsa AKP’den birçok isme uzanabileceği, hatta daha yukarılara kadar çıkabileceği konuşuluyor. Bu durumda 17- 25 Aralık soruşturmasının bu defa kesin kanıtlarıyla birlikte ortaya çıkabileceğini öngörebiliriz.

Bu noktada sormak lazım; diktatörlük, rejim karşıtı güçlerin olası bu gelişmeler karşısında ne yapacakları, bu sürece hazırlanma konusunda doyurucu bir çalışma yapıp yapmadıkları bilinmiyor. Bir olgu daha var Amerika ile Türkiye’nin arasında “Suçluların iadesi” anlaşması var Bu anlaşmaya göre Amerika’da tutuklanan birinin doğrudan burada da tutuklanması gerekiyor ( tüm bu noktalardaki öngörülerimi ve uyarılarımı 2 ay önceki bir yazımda ifade etmiştim) 

Asıl politika farklılıkları iç politikanın kimi alanlarında da ortaya çıkmaya başladı. Kürt sorunu konusunda keskin bir politika değişikliği hissediliyor. Zaman içinde keskin bir u dönüşü beklenebilir. Son 8- 10 ayda yapılanlar, toplu yok edişlerin, yaratılan insanlık dramının suçu birilerine havale edilebilir. Yapılanların bir kısmı “Terörle mücadele ve devlet olmanın gereği” türü gerekçelerle izah edilemez. Kimi uygulamaların “İnsanlık suçu” olduğu gerçeğini asla unutturamaz. Topyekün bir kenti ortadan kaldırmak, bir tarihi, kültürü, insanların anılarını, fotoğraflarıyla birlikte yok etmek asla terörle mücadele olamaz. Devlet olmanın kriteri asıl bu gibi konularda alınan tutumla ortaya çıkar.  

AKP hükümeti bu politikayı ülkenin doğusunda sürdürme şansına sahip değildir. Sürdürmeye çalışırsa bu tam bir yıkıma yol açar. Ayrıca sorunun bölge boyutu da var. Irak’ta Kürt devleti fiilen kuruldu. Yakında meşrulaştırma planı uygulanacak. Suriye topraklarında Türkiye yok sayılarak fiili bir uygulama devam ediyor. Muhtemel olarak bu süreçte yakın zamanda bir noktaya gelecek. Amerika, Rusya, İsrail, Avrupa gibi büyük aktörler rolleri konusunda şu an için anlaşmış durumdalar. Türkiye’ye “Hariçten gazel okuma” dışında bir rol düşmüyor. Koskoca Suriye devletinin karanlığa sürükleme, 3 milyon mültecinin sorumluluğu, ithal edilen ve yakın zamanda artacağı muhtemel köktendinci terörün ana yükünü omzunda taşıyarak. Kısacası, sorunun çözümünün uluslar arası boyutu var. Bu hesaba katılmadan sorunu çözmenin olanağı kalmamış gözüküyor.  

Tek bir kişinin ülke geleceğine ipotek koyması amacıyla yaşatılan ve PKK’nın da hendek politikasıyla destek olduğu bu kanlı süreç siyasi iktidarın tam bir başarısızlığı olarak ortaya çıkmaktadır. Aksi yöndeki iddiaların “Kürt halkının ikna edildiği” yönündeki propagandanın asla temeli yoktur. Aksi durum olsaydı, HDP’nin baraj altında kalacağı, her gün yaptırılan anketlerde çıksaydı şu ana kadar çoktan erken seçim kararı alınmıştı. Aynı durumun MHP için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Aksine yakın gelecekte fezlekeler nedeniyle olası tutuklamalar sonucunda doğabilecek yeni ortamda HDP’nin “Mağdur” durumda olduğu algısıyla oyunu önemli ölçüde arttırabileceğini düşünüyorum. Ayrıca sınırlı sayıda tutuklama dışında kitlesel boyutta bir tutuklamanın olabileceğini sanmıyorum. Bu AKP açısından “Süreci aşırı zorlama” olur. Bu konuda atılacak her adım “Fezlekeler” konusunda attıkları “Bölücü, yıkıcı” adıma bir boyut daha katacaktır. Bunu göze zor alırlar. 

İbrelerin AKP iktidarının aleyhine dönmeye başladığı bu süreçte herkesin atacakları adımlar konusunda olağanüstü dikkat etmesi gerekiyor. Diktatörlüğe karşı mümkün olan, her sağduyulu sese kulak veren bir anlayış temelinde düşünmek gerekiyor. Bunu yok sayan her girişim şiddetle reddedilmelidir. 

Bunları yaparken asıl olan toplumsal ve siyasal sürece doğrudan etki yapabilecek güçlerin ne yapacağı, bu süreci nasıl yönlendireceğidir. Sol ve özgürlükçü siyasal partilerimizin sürece dönüştürücü güçler olarak aktif müdahil olması Türkiye toplumunun acil beklentisidir.  

Cumhuriyet ve Cumhuriyetin temel değerleri yok edilirken CHP bu değerlere sahip çıkmanın yanında demokratik bir dönüşümü gerçekleştirmek durumunda. Bu temel bir beklentidir. Bunu yaparken içinde yaşadığımız dönemin gereği olarak özgürlükçü bir karakter esas alınmalıdır. Giderek flu’laşan ideolojik politik duruş netlik kazanmalı emek ve üretim eksenli bir duruş temel alınmalıdır. Tüm bunları kimin yaptığı ikincil bir noktadır. Önemli olan gerçekleştirmektir. Şartların bu fırsatı yarattığını düşünüyorum. Bu fırsat kaçırılmamalıdır.  

HDP için de benzer olanaklar önünde duruyor. Kürt halkının her şeye rağmen birlikte yaşam iradesini temel alarak duruşunu, yapılan yanlışlıkları da dikkate alarak yeniden tanımlamalıdır.  

Bu süreç demokratik, insanların özgür bireyler olarak kendilerini ifade edebileceği bir Türkiye’nin önünü açabilir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)