• BIST 105.964
  • Altın 163,597
  • Dolar 3,9427
  • Euro 4,6503
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 14 °C

Ali Bayramoğlu: Neden bir hükümet, gazetecinin tutuklu yargılanmasını ister?

Ali Bayramoğlu: Neden bir hükümet, gazetecinin tutuklu yargılanmasını ister?
Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu isim vermeden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı eleştirdi.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinin yazarlarından Ali Bayramoğlu "Hukuki denetimin nasıl yapılacağını, ne tür kararlar vermesi gerektiğini yürütme söyleyebilir mi?" diye sordu. Bayramoğlu yazısında isim vermeden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı eleştirdi. Anayasa Mahkemesi'nin daha önce 'vesayet rejimimin aktörü' olduğunu iddia eden Bayramoğlu,  "Anayasa Mahkemesinin daha önce vesayet rejiminin aktörü rolüne soyunmuş olması, bugün ona siyasi iktidardan, devletin katından yapılan ona müdahaleleri ve eleştirileri haklı kılar mı?" ifadelerini kullandı. 

Ali Bayramoğlu'nun yazısı şu şekilde; 

Milli iradeyi temsil, böyle bir işleve kapı açar mı?

Siyaset-toplum, devlet-siyaset ve devlet-toplum ilişkilerinin bildik ve evrensel bir 'demokratik şema'sı vardır.

Bu şemada toplumun talepleri esastır.

Toplumsal talepler, bu şemanın başka bir esasıyla, zamanın ruhu ve evrensel değerlerle birleşir, onların süzgecinden geçerler.

En nihayet bu yolla siyasi kararlara dönüşürler. Bu, bir etkileşim sistemi içinde meydana geldiği oranda, sadece bir karar süreci değil, aynı zamanda bir katılım sürecidir. Sadece bir katılım süreci değil, aynı zamanda bir denetim sürecidir.

Denetim bu şemada önemli bir yer tutar.

“Siyasi denetimi” ucu seçimlere, seçmene kadar ulaşan bir mekanizma, yetki-sorumluluk mekanizması yapar. “İdari denetimi” hukuk ilkeleri çerçevesinde, teamüller ve etik değerleriyle kurumlar hiyerarşisi yapar. “Hukuki denetimi” ise hukukun üstünlüğü çerçevesinde bağımsız yargı yapar.

Bu şemanın mevcut olmaması ya da eksikliği, kolektif aklın ve katılımın devre dışı kalması, devreye keyfiliğin girmesi demektir.

Keyfilik devlette, siyasette, toplumda fiili durumlar yaratır, farklı kesimler, birimler, organlar arasındaki ortak değer ve kurallar üreten iletişim kanallarının tıkanmasına yol açar.

Ve hukuk zemin kaybeder, güçlünün imha aracı haline gelir.

Bu, bu ülkede yıllarca böyle oldu.

Nitekim askeri vesayet günleri, askerin siyasi iktidarı, yasama organını, siyasetçiyi sigaya çektiği dönemleri geride bırakmamızın üzerinden çok geçmedi. Son askeri muhtıra 2007 tarihlidir, asker baskısıyla açılan parti kapatma davası 2008 tarihlidir.

Yukarıdaki satırlar da bu köşede ilk kez o günlerde yer aldı.

Birkaç gün önce 28 Şubat'ın yıldönümü bu açıdan kimi tartışmalarla doluydu. “Askeri vesayet sistemini, vesayet düzenini geride bıraktık mı” sorusu etrafında yapıldı bu tartışmalar.

Yukarıdaki şema bugün yaşananlarla ilgili bir anlam taşıyorsa, sorulan soru eksik, yapılan tartışma yarım demektir.

Asıl soru şudur:

“Türkiye vesayet sisteminden kurtulabildi mi”?

Bu soruyu yukarıdaki şemanın işlerliğine bakarak yanıtlamak gerekir.

Çok derine inmeye gerek yok, hukuki denetimin olmadığı, araçsallaştığı, yargının siyasallaştığı ve devleti kontrol etme cihazına dönüştüğü bir ülkede o şema işlemiyor demektir.

Demokratik şemanın özünde karşılıklı denetim ve etkileşim esası vardır. Bu esaslar ise temel olarak özerklik fikrine dayanır. Demokrasi, hukukun, ekonominin, toplumun, kültürün birbirilerine oranla, ancak özellikle siyaset karşısında özerk oldukları bir düzenin adıdır. Bir sistemin demokrasiye benzemesi o sistemin demokratik olması anlamına gelmez.

Anayasa Mahkemesi etrafında yapılan son tartışmalar sizce bu çerçevede nereye yerleşir?

Hukuki denetimin nasıl yapılacağını, ne tür kararlar vermesi gerektiğini yürütme söyleyebilir mi?

Milli iradeyi temsil, böyle bir işleve kapı açar mı?

Anayasa Mahkemesinin daha önce vesayet rejiminin aktörü rolüne soyunmuş olması, bugün ona siyasi iktidardan, devletin katından yapılan ona müdahaleleri ve eleştirileri haklı kılar mı?

O zaman demokratik şemanın neresindeyiz?

Yürütülen tartışmalarda vahim olan yön, tartışmanın iki gazetecinin tutuklu yargılanıp yargılanmaması meselesinden çıkmasıdır.

Neden bir sistem, bir hükümet, siyasi irade gazetecinin tutuklu yargılanmasını ister?
Neden?

O zaman demokratik şemanın neresindeyiz?

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)