• BIST 108.953
  • Altın 144,354
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 25 °C

Ali Rıza Aydın: Gündem Yeni Anayasa mı?

Ali Rıza Aydın: Gündem Yeni Anayasa mı?
'Tartışma, ilk üç maddeye rağmen daha gerici, daha baskıcı, şiddeti meşrulaştıran yeni bir düzen isteğinden kaynaklanıyor. Bir kez daha vurgularsak, o maddelerde yazılan cumhuriyet ilkeleri, evrensel hukuk ilkeleri, laiklik zaten uygulanma dışı'

Ali Rıza AYDIN

Bugün Türkiye’nin hangi sorun ya da kriz başlığı açılırsa açılsın, gündem yeni anayasa değil ve olamaz. Ne eşitsizlik, sömürü ve adaletsizlik, ne hak ve özgürlük ihlalleri, ne iş ve kadın cinayetleri, ne gericilik, ne de silahlar ve bombalarla yaşam/yaşamsızlık Anayasa’dan kaynaklanıyor. 

Bu saptama, mevcut Anayasa’nın mükemmel olduğu anlamına gelmez. Maddi yaşam gerçekleri, toplumsal ilişkiler, üretim ilişkileri ve düzen siyasetinin etkili olduğu yapının sorumluluğu da yazılı üst kurallara yüklenemez. Sınıflı toplumsal yapının sorumluluğunun, o yapının ürünü olan Anayasa’dan beklenmesi, çarpık ve yozlaşmış siyasetin gerçek yüzünü anayasa kılıfı içinde saklamaya hizmet eder. Bu saptama yapılmadan yeni anayasayı öne çıkarmak ya da anayasa tartışmalarını sıcak tutmak,düzeni “hukuk kılıfı” içinde saklama hizmetine destek anlamına gelir. 

CUMHURİYETÇİ BİRÇOK MADDE UYGULANMIYOR

Bugün bir Anayasa sorunu/krizi varsa, yürürlükteki Anayasa’nın sözünden ve özünden önce uygulanmamasından ya da çifte standart uygulanmasından kaynaklanıyor.Anayasa’nın başta laiklik olmak üzere, cumhuriyet ilkelerine ilişkin birçok maddesi uygulanmıyor, demokratik toplum düzeni gibi birçok ilkesi de çifte standart uygulanıyor. Eşitlik ilkesi kağıt üzerinde... Aynı durum temel hak ve özgürlükler için olduğu gibi anayasal organlar için de geçerli. Ulus adına yetki kullanması gereken yasama organı işlevsizleştirildi, yargı organı güdümlüleştirildi. Anayasa ve yasalara bağlı olması gereken yürütme organı ise tek lidere bağlı olarak hukukta “keyfilik” diye tanımlayacağımız bir yöntemle çalışıyor.

AKP’nin yeni anayasa isteği,  kendilerinin ortaya çıkardığı -bu uygulanmayan ya da çifte standart uygulanan anayasaya bağlı- kaotik duruma, kendi piyasacı/gerici/işbirlikçi siyaset ve düzenlerine, kendileri tarafından yaratılan fiili ortama hukuksal meşruiyet kazandırmayıamaçlıyor. 

AKP ANAYASAYI ZATEN DEĞİŞTİRDİ

Her ülkenin kendine özgü anayasası var. Ancak bu anayasalar karıştırılarak, oradan buradan kopyalanıp yapıştırılmış bir anayasa metni çıkarmak anlamsız. Bu tür karşılaştırmalar evrensel anayasa ve hukuk ilkeleri ile tarihsel anayasa hareketlerinden destek alınarak anlam kazanır. Birilerinin kafalarındaki yönetim şeklinin yazılması anayasa yapma sayılmaz. Kaldı ki, Türkiye, anayasa hareketleri bakımından deneysiz de değil; olumlulukları da olumsuzlukları da taşıyor. “Ne yapılmalı, ne yapılmamalı” konularında örnekler çok.   

1982 Anayasası’nın özgün metni faşist askeri darbe ürünü; 1961 Anayasası’nın 12 Mart muhtırasından sonra 1971’de uğradığı kıyımın da devamını taşıyor. Güçlü yürütme, otoriter/baskıcı devlet, dar siyaset, aşırı sınırlandırılmış hak ve özgürlükler gibi özellikleriyle öne çıkıyor. Ancak, yürürlüğe girdiği tarihten bu yana birçok değişikliğe uğradı. Bu değişikliklerin bir bölümü sermayenin isteklerine, bir bölümü siyasetin isteklerine göre yapılırken, bir bölümü de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun yapıldı. Anayasa değişikliklerine niceliksel olarak da ideolojik olarak da damgasını vuran ise AKP…

ANAYASANIN EKONOMİ POLİTİĞİ 

Değişikliklere karşın, güçlü yürütmenin hakimiyeti değişmedi, lider etkisi arttı; yargı, Anayasa’da bağımsız denilmesine karşın, daha bağımlı hale geldi; yasama işlevsizleştirildi, çoğunluğa takılıp kaldı. Temek hal ve özgürlük sınırlamaları, özgün metne göre esnetilse de çıkara bağlıkatılıktan kurtulamadı. Laiklik, Anayasa hükümlerine rağmen yalnızca bir dinin bir mezhebinin özgürlüğüne sıkıştırıldı. Asıl sorun ise bu Anayasa’nın ekonomi politiğinin “sömürü” olmasında…

AKP’nin özelliği, bu sorunlar zincirinin tüm olumsuzluklarını 2002’den bu yana artan oranda taşıması. Liderini cumhurbaşkanlığına taşıdıktan sonraki son dönem ise “hukuksuzluk hukuku”nun tüm özelliklerini (!) taşıyor. Bu taşıyıcılık hem idari hem de siyasi… İdari olanın hukuksallığıda bitti. “İdare” artık siyasete kayıtsız koşulsuz bağımlı. 

AHA ÇOK PİYASACILIK, DAHA ÇOK GERİCİLİK

Böyle bir ortamda toplum da devre dışında… Zaten, Anayasa’da “ulus” soyut bir kavram olarak yer alıyor. Bu soyutluk, halka yönelik tüm olumsuzlukların “ulus adına” yapılıyormuş gibi gösterilmesine hizmet ediyor.  Soyutluğun bir başka anlamı ise sınıflı toplumu perdelemesi, sınıfsal karşıtlığı yokmuş gibi göstermesi. Böylece egemen olarak sermaye sınıfının özne kabul edildiği bir durum söz konusu…

Yeni Anayasa tartışmaları, AKP’yle birlikte bu öznenin güdümünde pompalanıyor; temel özelliği piyasacılık ve gericilik... Etnik kavgalar bu iki özelliği besliyor. Şimdi istenilen, askeri darbe anayasası diye tanımlanan bir anayasadan kurtulma bahanesiyle ondan daha geri, daha karanlık, daha baskıcı, ama aynı zamanda da sermayenin sınırsız tahakkümünün ve dinselleşmenin önünü bütünüyle açan bir anayasa. Aynı siyasetin bir insanını öne çıkaran başkanlık sistemi gibi tartışmalar ise bir yandan “kalıcı”lığı pekiştirmekten, diğer yandan “gidici”liği geciktirmekten öte anlam taşımıyor.

FEDERALİZM TARTIŞMASI SAHTE BİR KAVGA

Uluslararası sermaye ve emperyalizmin anayasa kaygısı, işbirlikçi siyasal yönetimin ve istikrarın sürdürülmesine bağlı. Politikalarını kayıtsız koşulsuz kabul edip uygulayan, halkın tepkilerini bastıran bir düzen ve bu düzeni yaşatmaya yarayan, biraz da bireysel soslarla donanınmış anayasa ile keyifleri yerinde olur. Anayasa/hukuk gibi konular sermaye düzenine set çekmedikçe talidir.

Halka en yakın yönetim biçimi olarak tanımlanan yerellik ya da özerkleştirme ise aslında küreselleşmenin ikizi. Federal olup olmamak, egemen sınıf için, onun düzeni ve hukuk için bir biçimlendirme... Yeni anayasa hedefini bu tür tartışmalara sıkıştırmak da bir çeşit saptırma.

DEMOKRASİ OYUNU NEREYE KADAR

Cumhurbaşkanının Anayasa’yı ve yargıyı tanımaması ya da kendi siyasetine uygun olmayan kural ve kararlara uymaması, somut durumun somut analizi ve yorum istemez. Düzen muhalefetinin, bu duruma birçok konuda olduğu gibi çözüm üretememesi, ayrıca gerçek muhalefetin önünü tıkaması da ayrıca not edilmeli.Bunun adı, iktidar için demokrasi oyunu…

Düzenin anayasası, sermayenin önünü açar, emeğin önünü kapatır; eşitsizliği meşrulaştırır. Sermaye düzeni tarafından, özünde sınıfsal karşıtlığı sindirmek için emek dünyasına verilen kimi haklar yanılsamadır. Emek dünyası tabii ki haklar için mücadele eder, kazandıklarını korumak ve ileriye taşımak ister. Ama bununla yetindikçe yanılsama başlıkları arttığı gibi, haklar da esnetilmeye başlar. Bugün Türkiye’de bu esnetme politikaları uygulanmaktadır. Yeni anayasa bu esnetmeleri artırarak yansıtacak.

AMAÇ DAHA BASKICI VE DAHA GERİCİ BİR DÜZEN 

1982 Anayasası'nın değiştirilemez maddeleri için tartışmanın yoğunlaştırılması iseartık şekli olmaktan öteye gitmez.Gericilikle beslenen sermaye düzeni ve onun siyasal uzantısı egemen oldukça hangi madde nasıl yazılırsa yazılsın fark etmez. 

Tartışma, ilk üç maddeye rağmen daha gerici, daha baskıcı, şiddeti meşrulaştıran yeni bir düzen isteğinden kaynaklanıyor. Bir kez daha vurgularsak, o maddelerde yazılan cumhuriyet ilkeleri, evrensel hukuk ilkeleri, laiklik zaten uygulanma dışı.  

EŞİTLİK MÜCADELESİ VE TOPLUMCU ANAYASA

Tüm hukuk kuralları gibi anayasalar da akıl ve bilimin ürünü. Anayasalar egemen düzenin masasında oturularak yazılmaz; yazılırsa anayasa olmaz. Dinselliğin etkisinde yazılanlar, dinselliği yansıtan kurallar da anayasa olmaz. Ancak, akıl ve bilimin esas alınması ilkesiyle yetinmek, ona sığınmak da gerçekçi değildir. “Kimin aklı, kimin emrine amade bilim” sorularının sorulması gerekir.  

Karanlık ve yozlaşmışlıktan, sömürücü ve gerici düzenden toplumcu bir anayasa çıkmaz. Eşitleştirilmiş ve özgürleştirilmiş bir toplum için mücadele edilmeden ve bu mücadele kazanılmadan toplumcu anayasa yapılamaz. Anayasa maskesiyle kandırılmamak gerekir, ama yetmez; sınıfsal karşıtlığı ve mücadeleyi keskinleştirmek gerekir. 

*soL Haber Portalı yazarı, Hukukta Sol Tavır Derneği Başkanı.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)