• BIST 107.359
  • Altın 151,681
  • Dolar 3,6702
  • Euro 4,3105
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 27 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 29 °C

Amerikalı sosyalistlerin asırlık mücadelesi

İrfan TAŞTEMUR / Londra

2016 seçimlerinde ABD Başkan adaylarından biri olan Vermont Bağımsız Senatörü Demokratik Sosyalist Bernie Sanders'in beklenmedik yükselişi politik analizcileri ve siyaset bilimcileri şaşırtmaya devam ediyor.

Uzun zamandır, belki de hiçbir zaman, Amerika'da bir sosyalist  bu kadar popüler olmamış. İktidar ve sermaye sınıfı kendi kontrollerinin dışına çıkan bu tür sosyalist muhalif hareketlerin önünü kesme konusunda her zaman hızlı davranmış. Soğuk Savaş zamanında sadece sosyalist olmak bile birinin kariyerinin hatta özgürlüğünün önünde bir engel oluşturabilmiş.

Kapitalist propaganda ve hem liberalleri hem de muhafazakarları saran Kızıllar korkusu, sosyalist lafını bile bir tür aşağılamaya ve hakarete dönüştürmüş. 

Amerikan tarihinde Sanders ile benzer bir popülerliği bir başka sosyalist daha yaşamış; Sanders'in de kahramanı olan Eugene V. Debs. Aslında 1979'da Sanders, 20'nci yüzyılın başında 1912 yılında Amerikan Sosyalist Partisi'nin adayı olarak başkanlık yarışına girmiş ve oyların yüzde 6'sını almış olan Eugene V. Debs'le ilgili bir dökümanter de hazırlamış. Sanders'in ofisinde Debs'in bir plaketinin yer aldığı da söyleniyor. 

Bernie Sanders gibi senatör olmamasına rağmen Debs'in Amerikan siyasetindeki rolü büyük olmuş.

Birinci Dünya Savaşı'na karşı çıkması ve "Askere gitmeyin!" çağrısı nedeniyle 1918 yılında 10 yıllık hapis cezasına çarptırılmadan önce “Big Bill” Haywood, Mary Harris, “Mother” Jones, Daniel De Leon gibi işçi liderleriyle birlikte radikal işçi sendikası Dünya Sanayi İşçileri Sendikası'nı (IWW) kurmuşlar. Bu sendika ve Amerikan Sosyalist Partisi, tıpkı bizdeki DİSK ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi önemli bir güç olmuşlar. 

Birinci Dünya Savaşı bu tür organizasyonları baskı altına almak için iktidara mükemmel bir bahane teşkil etmiş ve 1917 yılında “askerliğe karşı çıkmak ve ulusal güvenlikle ilgili sırları açıklamak” suçlamasıyla yüzlerce sendikacıyı ve sosyalisti tutuklamışlar.

Debs politik hayatına 1875'de demiryollarında bir meslek örgütünün sekreteri olarak başlıyor. İlk yıllarda Debs'in radikal değil aksine grevlere karşı çıkan bir muhafazakar olduğunu görüyoruz. Counter Punch'da yer alan yazıda, Debs'in mesleğinin bu ilk yılları şu sözlerle anlatılıyor: 

“Kendisini işine adamıştı. Çok fedakardı. Kayıp, umutsuz, yoksul kesimlerle kendisini özdeşleştiriyordu. Bir aziz gibi cömert davranıp, cebindeki bütün parasını yoksullara dağıtıyor ve üşüyen birine çıkartıp kendi ceketini veriyordu. Yoksulun, suçlunun yanındaydı. 'Hapishanede biri varsa benim ruhum da özgür değil' diyordu. 1893 yılında Amerikan Demiryolu Sendikası (ARU) ortaya çıktığında Debs, Amerika'nın en sevilen işçi lideri olmuştu bile.”

Debs, ılımlı muhafazakar işçi liderliğinden radikal sosyalistliğe geçişini 1894 yılındaki büyük vagon fabrikası Pullman Şirketi grevi sırasında yaşamış. Debs'in örgütlediği büyük Pullman grevine 27 eyaletten işçiler destek verince ulusal basın kendisini hedef almış, “İnsanlık Düşmanı” ve “Kral Debs” gibi başlıklar atarak damgalamış. 

Federal Birlikler ve polis tarafından kırılan grev sonunda Debs tutuklanmış ve 6 ay hapiste kalmış. Hapisteyken sosyalist ve Marksist yazıları okuyan Debs, dışarıya sıkı bir Marksist olarak çıkmış ve “Mesele Sosyalizm-Kapitalizm karşıtlığıdır. Ben insanlığın yanında olduğum için Sosyalizmi seçtim” diyerek bunu ilan etmiş.

Amerikan Sosyalist Partisi lideri olan Debs, 5 kez Başkanlık yarışına katılmış ve en iyi olduğu durumda 340 ayrı yerel yönetimde 1200 yöneticilik kazanmış. Durumdan rahatsız olan Başkan Roosevelt, bir noktada Başsavcıya “Yazılarından dolayı Debs hakkında bir şeyler bulabilir miyiz?” diye sormuş.

Roosevelt'i asıl rahatsız eden ise yeni kurulan ve üye sayısı yüzbinleri aşan örgütlü, kararlı ve bilinçli Sanayi İşçileri Sendikası olmuş. Üstelik bu sendikanın üyeleri birlikte kitaplar okuyorlar, konuşmalar yapıyorlar ve şarkılar söylüyorlarmış. Hatta ırk ve cins ayrımı yapmaksızın bütün işçilere açıklarmış. Dünya işçilerinin birliğinden de söz ediyorlarmış.

Debs, savaş karşıtlığından tutuklandığında mahkemede savunma yapmayı reddetmiş ama jüriye şunları söylemiş: “Savaşı engellemekle suçlanıyorum ve bunu kabul ediyorum. Baylar, savaştan nefret ediyorum. Tek başıma da kalsam yine savaşa karşı çıkardım. Nerede yaşadıkları ve hangi bayrak altında doğdukları farketmeksizin bütün ezilenlerin ve mücadele edenlerin yanındayım.”

Debs, en son 1920 yılında hapisanedeyken yine Başkan adayı olmuş ve 1 milyon oy almış. Aralık 1921'de Başkan Warren Harding'in özel affıyla hapisten çıkarılmış ve 5 yıl sonra da 70 yaşında vefat etmiş.

Counter Punch yazarı Conor Lynch'e göre, Başkan Barack Obama için Abraham Lincoln ne ifade ediyorsa Senatör Bernie Sanders için de Eugene V. Debs aynı şeyi ifade ediyor. 

Sanders'in sosyalist lider Eugene V. Debs'e niçin hayranlık duyduğunu anlamak ise zor değil. “Çünkü O işçi sınıfının yorulmaz bir savaşçısıydı. Kendisini bu davaya adamıştı ve sermaye sınıfını korkudan titretmeyi başarmıştı."

Amerika'nın radikallik tarihi oldukça zengin. Senatör Sanders'in yaptığı da bu geleneği uyandırmak. Debs'in Birinci Dünya Savaşı'na karşı çıktığı için tutuklanmasının üzerinden neredeyse bir asır geçti. Ancak muhalefet, isyan ve sınıf mücadeleleri hiç bu kadar önemli olmamıştı.

ABD Başkanlık seçimlerinde aday olan Senatör Bernie Sanders'in “milyarderler sınıfı” adını verdiği sermaye sınıfını ne kadar titreteceğini ve Amerika işçi ve emekçi sınıflarının ne kadarının desteğini alacağını göreceğiz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)