• BIST 106.839
  • Altın 173,099
  • Dolar 4,0730
  • Euro 4,9572
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 29 °C

Anadolu halkı nasıl Türk ulusu oldu?

Anadolu halkı nasıl Türk ulusu oldu?
Mustafa İlker Gürkan yazdı...

Türk ulusunun, “ulusal varoluş” öyküsü bütün yurttaşlarımız için paha biçilmez bir “ulusal gurur ve onur” kaynağıdır.
Türk kavimlerinin batıya yürüyüşü çok eski zamanlardan bin yıl öncesine kadar gelmiş ve Anadolu vatan seçilmiştir. Türk kavimleri Anadolu'ya geldiklerinde, bu topraklar; “ıssız, “kimsenin yaşamadığı” boş alanlar değildi.

Türk Kavimleri: Anadolu'nun yerli ve yerleşik halkları ile, “kavimler kapısından yolu geçen, arta kalan farklı soylardan-boylardan insan topluluklarıyla, hiçbir kompleks taşımaksızın, kaynaşmayı ve onları da bütünleştirmeyi başarmışlardır. 

Mekodanyalılar gibi, Persler gibi, son derece güçlü orduları olan halklar… Bizanslılar gibi muhteşem kültür birikimine sahibi halklar.. Kimi şu kadar, kimi bu kadar.. Kaldılar ve gittiler. Ama hiçbirisi Anadolu’da-Anatolia’da kalıcı bir ulusal ya da etnik etki yaratamadı. Elbette bu evrilemeyişte, bu dönüşemeyişte , tarihselliğin bir rolü vardır ve olmuştur. Ancak insan toplumları tarihin tekerleğini tersine çeviremez belki, ama daha hızlı çevirebilir. Temel yaşama biçimi göçebelik olan bir kavmin, yeni koşullara uyum yeteneği ile toprağı ve diğer zenginlikleri olabildiğince paylaşmak geleneği, nasıl o kavmi yüzyıllardan beri bir arada tutmuşsa; Anadolu'da karşılaştıkları yerli-yerleşik halklara ve bu “kapıdan” geçen kavimlere de yakınlaşması, giderek kaynaşmasının yollarını açmıştır.

TÜRKLER ANADOLU HALKINI BÜTÜNLEŞTİREN KAVİMDİR

Bu günkü Türkiye'de bu kadar çok biyolojik farklılık taşıyan insanların “Türk ulusu” potasında bütünleşmesi, “ulusal gururumuzun” birinci dayanağıdır. 

“Kavimler kapısı” niteliğinde bir toprak parçası, vatanınız olacak ve siz hiçbir “kavimle/soyla” kavga etmeden, hegemonya taslamadan aynı potada erimeyi bileceksiniz. Müthiş yüksek bir erdemdir bu… Belki bilgim yetersizdir,  ama ben başka örneğini de bilmiyorum.

Ulusu oluşturan temel unsurların başında, “dil ile birlikte ortak kültür” gelir. Bugün Anadolu Türk kültürü, ne Orta-Asya, ne Kafkasya ne Rumeli, ne Akdeniz kültürü değildir tek başına.. Ama hepsidir. Özgün bir harmandır.. Bütün Anadolu halkı bu ortak kültür temelinde, dilini de ortak yapmıştır. O nedenle tümüne birden Türk ulusu diyoruz…

Ergenekon efsanesinden de, Demirci Kava efsanesinden de, Yatağan-Çine Çayının Marsiyas efsanesinden de hepimizin payına düşen bir onur, bir gurur vardır. Çünkü; bilimsel anlamıyla uluslar, “Yakın Çağın” bir olgusudur. 
Düşünebiliyor musunuz? İskender Mekodanya'dan çıkıyor İran’a kadar gidiyor. Ardından Roma İmparatorluğu, “Doğu Roma” ve Batıdan gelenler… Persler ve Moğollar ise Anadolu'ya doğudan gelenler. Bu geliş gidişlerde buralarda hiç kimse kalmadı mı? O nedenle ulusları “soy yada kanbağı” ile açıklamak doğru da değildir, bilimsel de değildir. 

Ulus; ortak bir kara parçası (vatan) üzerinde, ortak bir “dili” olan, ortak bir “kültürü” paylaşan, ortak bir “ekonomik pazar” etrafında örgütlenmiş, tarihsel bakımdan “istikrarlı insan topluluklarına” denir. Bu tanımda soy-kan bağı, ırk yoktur. Örnek olsun; Amerikan ulusu…. O zaman, ırk esasına göre hiçbir zenci Amerikan ulusundan sayılmaması (!) gerekir. Soy ve kan bağı kavimlere ait bir ölçüttür.

Şunu belirlemek lazım Osmanlı uyanışında önemli bir rol oynayan Mısır Hidiv’i Mehmet Ali Paşa (Mart 1769 - 2 Ağustos 1849), Napolyon (1769 – 1821) ile çağdaştır ve bir anlamda Napolyonvari bir Batılılaşmanın öncüsüdür. . Napolyon ise; günümüzdeki özgürlük (laiklik) ve ulusalcılık gibi kavramların babası değilse bile dedesidir.

Laiklik nedir? Özetle, siyaset ile din işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Dolayısıyla, laiklik; yurttaşların siyasal yaşamda din farkı gözetilmeksizin eşitliğini önceler. Bu etki diyalektiği gereği elbette karşılıklıdır. laiklik de devletin, yurttaşlara karşı din farkı gözetmeksizin aynı Ulusun mensupları olarak işlev görmesinin teminatı olur. Yani tamı tamına yalnız ve ancak “ulus devlet” olursa laiklik olabilir ve laik olunursa da ulus devlet sağlıklı biçimde varlığını sürdürür..

Sonra... Ulus devlette, toplumsal yaşamın kuralları, koşullara göre, o ‘maddi’ koşullarla uyumlu olacak biçimde değişir. Ezelden ebede değişmez ve değiştirilemez kutsal kurallar değildir. Yurttaşın hukuksal ve toplumsal sorumluluğu ulusa ve ulusu temsilen ulusal devlete karşıdır. ‘Ulus devlet” yurttaşına, yaşarken topluma karşı bu sorumlulukları yerine getirmeyi emreder, zorlar. Yapmazsa yine yaşarken cezalandırır.

TÜRK ULUSU ANADOLU UYGARLIKLARININ TARİHSEL MİRASCISIDIR

Türkiye halkı, uluslaşma sürecinde en esaslı adımı olan, tarihin ilk muzaffer anti-emperyalist savaşını 1923'de başarmıştır. Böylece çeşitli soylardan, bir insan topluluğu-halk olarak uluslaşmasının önündeki en zorlu engeli aşmasını bilmiştir. Böylesi büyük bir tarihsel başarının ardında görkemli bir birikim olduğu kesindir. Bu birikimin kaynağında; Anadolu'nun “uygarlıklar kavşağı” olmasının büyük payı vardır.. Tarihin, “sakınımı kanunu" ... Hiçbir toplumsal nitelik, özellik ve gelişme vardan yok olmaz ve yoktan da var olmaz. Toplumsal süreçler de birikimlerin ürünüdür.

Ulusumuzun bir ikinci gurur kaynağı Anadolu toprağında, Hattiler Huriler, Luviler Karyalılar, Likyalılar, İyonyalılar'dan Kürtlere, Ermenilere, Araplara, 600 yıllık Osmanlılara kadar ve daha nice bu toprakların kadim halklarıyla/kavimleriyle tüm halkımızın, adını vatanından alan “Türk ulusunu” inşa ederken bu birikimin, yani Anadolu uygarlıklarının doğal ve tarihsel mirasçısı olduğunu, -bütün Batılı-emperyalist itirazlara rağmen- ispat etmiş olmasıdır.

MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞIMIZ TÜRK ULUSU’NUN İNŞASINDA NASIL ROL OYNUYOR?

Bir konu açıktır; Sevr anlaşması ile vatan elden gidiyor. Devlet (Osmanlı) ülkesinde asayişi bile sağlayamayacak ölçüde zafiyet halinde çöküyor. Vatan ulusun evidir.. Milli Kurtuluş Savaşı ulusun evine sahip çıkmasıdır. Kuva-yı Milliye'nin, Bir yandan emperyalist işgalcilerle şavaşırken, diğer yandan; Türk ulusunu temsil eden ve Büyük Millet Meclisi güçlerine karşı olan, “Kuva-yı Muhammediye” adlı “dinci”, İşgalci emperyalistlerle; iş ve amaç birliği içindeki güçleri etkisiz hale getirmesidir.. Sözcükler olan biteni açıklıyor: “Kuva-yı Milliye = Milli Kuvvetler” yani ulusun kuvvetleri…

Biz böyle bir ulusuz… Çok sorunlar yaşayarak bu güne geldik… Kavimlerin kardeşliğinin değerini, bizden iyi bilen yoktur. Hep övündüğümüz “Tarihin ilk muzaffer anti-emperyalist savaşında / Milli Kurtuluş Savaşımızda” İslam’ın muazzam olumlu etkisini de en iyi biz biliriz..

MESELE TEBLİĞ ETMEKTE DEĞİL BÜTÜN YAŞAMI İLE TEMSİL ETMEKTE…

Rahmetli Ünal Türkeş ağabeyimizin bize öğrettikleri; Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi.. Muğla'da görev yapan Çineli Hacı Süleyman Efendi, İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Manisa Müftüsü Alim Hoca ve isimlerini saymakla bitiremiyeceğimiz daha bir çok Müslüman önder -hepsini temsilen Büyük Millet Meclisinde, yan yana aynı sırayı paylaşan iki ismi belirtelim.. Balıkesirden Hasan Bari (Çantay) ve Mehmet Akif (Ersoy) efendiler geniş kitlelerin Emperyalist İşgale ve Milli Kuvvetlere destek olmasına bizzat ön ayak olmuşlardır. Bu din adamlarımız yalnızca inançları “tebliğ” etmekle kalmamışlar, inançlarının gereğini hem de en son katresine kadar yerine getirerek bizzat “temsil” de etmişlerdir.

Bu davranış bu günde yolumuzu aydınlatıyor. Hiç kimse Türk ulusu için salt İslami yaşam biçiminin “tebliğcisi” olmaya soyunmasın… Söylediklerini ve İslami inançları gereken biçimde ve gerçekten “temsil” etsinler..

Şimdi bizden “Türkiye Cumhuriyeti milli devletimizin” rövanşını almak istiyorlar.. Bu tamamen “yeni sömürgeci” bir projedir… İnsanlık; bu anlayışın her gün bir parçasını daha, tarihin çöplüğüne atmakta ki, bunu ilk, biz Türk ulusu başardık.. Yenilenirse yeniden başarmak azim ve kararındayız.. 
 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Korkaklardan cesur adım beklenmez...22 Mart 2018 Perşembe 10:54
  • Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okuyan yeni FETÖ’ler20 Mart 2018 Salı 14:18
  • Başakşehir hak ederek Beşiktaş'ı yendi19 Mart 2018 Pazartesi 10:59
  • Şeker fabrikaları neden özelleştirilmemeli?19 Mart 2018 Pazartesi 10:38
  • Dünya derbisinde futbol da, gol de yok18 Mart 2018 Pazar 08:46
  • Beşiktaş 1- Bayern München 815 Mart 2018 Perşembe 08:48
  • Bilgisizliğin saldırısında sıra sözlüklere mi geldi?12 Mart 2018 Pazartesi 15:49
  • İnançlar, aydınlanma, laiklik sorunları11 Mart 2018 Pazar 19:30
  • Beşiktaş yola devam ediyor11 Mart 2018 Pazar 09:00
  • Spor hukuku08 Mart 2018 Perşembe 16:51
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)