• BIST 105.964
  • Altın 163,195
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Adana 8 °C
  • Antalya 11 °C

Anayasa değişikliğinin amacı; Erdoğan'ı Yüce Divan'dan kurtarmak

Anayasa değişikliğinin amacı; Erdoğan'ı Yüce Divan'dan kurtarmak
'Anayasa değişikliği ile amaçlanan Erdoğan'ı başkan yapmak değil Yüce Divan'dan kurtarmaktır.'

Ömer Faruk Eminağaoğlu

Başkanlık sistemi, 1982 Anayasası sistematiği gözetildiğinde, bir Anayasa değişikliği ile getirilemez.
Başkanlık, Anayasa'nın başlangıç bölümüne, ilk dört maddesine ve kurucu değerlere aykırıdır. 
Bu nedenle, başkanlığı getirmeye yönelik bir Anayasa değişikliği yapılamaz.
Hükümetin ifade ettiği, fiilen yaşananın başkanlık durumu olduğu ve bunun anayasaya taşınması konusu ise, fiilen yaşanılanın anayasayı ihlal suçu olduğunun açıkça itirafıdır. 
Ortaya çıkan bu suç durumunda yapılması gereken, bu suçu işleyen kişiyi başkan yapıp, bu konudaki anayasa değişikliği sırasında da anayasaya konulacak yeni sorumsuzluk hükümleri yoluyla bu kişiyi sorumsuz kılmak değil, öncelikle Yüce Divan'da hesap vermesini sağlamaktır. 
Anayasa'nın başlangıç bölümü ve ilk dört maddesi ile ilgili böyle bir başkanlık konusu, anayasanın değiştirilemez hükümler kapsamında kalmaktadır. 
Bu nedenle TBMM, bu konuda Anayasa değişikliği yetkisine sahip değildir. 

TBMM ERDOĞAN'I YÜCE DİVAN'A YOLLAMALI
Kurucu bir meclis olmayan, bu nedenle Anayasaya bağlı bir Meclisin yapacağı, Anayasa'nın değişmez hükümlerine ve kurucu değerlere aykırı hareket etmemektedir. 
Anayasaya bağlı bir TBMM'nin yapması gereken, öncelikle Erdoğan'ı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasından yargılanması için Yüce Divan'a sevketmektir. 
Yaşanılan durumun Anayasal yönden değerlendirilmesinin, Yüce Divan tarafından yapılması zorunludur.
Böyle bir değerlendirme yapmadan, bu nitelikteki suç ta söz konusu iken, böyle bir kişi, halkoylaması yolu kullanılarak, devletin başında geleceğe taşınmamalıdır.
Bu, halkoylaması yoluyla darbenin meşrulaştırılması adımı ve o anlamdadır.
1982'de, Anayasa'nın kabulü konusunda o günkü haline bile halk oylamasında % 92 oy verilmiş, o günkü metin bile halk oylaması yoluyla meşrulaştırılmak istenmiştir. 
Darbeciler yaptıklarının hukuksuzluklarını iyi bildikleri için, o Anayasa'nın Geçici 15 inci maddesi ile kendilerini sorumsuz da kılmışlardır. Buna rağmen söz konusu 1982 Anayasası, üstelik o günkü metni ile, anılan oy oranı ile kabul edilmiştir.
Kendini 12 Eylül darbesi ile devlet başkanı ilan eden kişi, anayasa ile ilgili o halkoylaması ile de kendini Cumhurbaşkanı ilan ettirmiştir.
Şu an Anayasa'nın o günkü metni büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. 
Geçici 15 inci maddesi de 2010 yılında ortadan kalkmıştır. 
AKP, üstelik o maddeyi kaldırmakla da övünmektedir.
Ancak o geçici 15 inci maddenin aynısını, bugün AKP iktidarı, bu süreçte çıkardığı 668 sayılı KHK'nın 37 inci maddesi ile bu hükümet için ve bu KHK'ları imzalayan başta Erdoğan da dahil olmak üzere o görevliler için acaba neden getirmiştir!

BURSA NUTKU'NUN YAŞAMA GEÇMESİ HAKKI
Şu an, hukuk ve demokrasi içinde bir mücadele söz konusu ise, böyle darbe hükümlerine neden gerek duymuşlardır.
Bu tablo karşısında, bugün yapılacak bir halkoylamasının anlamı, 1982'dekinden farklı değildir.
Bugün de başkanlık konusunu içeren bir anayasa değişikliği halka sunulacak, belki mevcut Cumhurbaşkanı da o metnin kabulü ile birlikte başkan seçilmiştir te denilebilecektir.
Öyle denilse de, iki ayrı oylama da olsa açıklanan tüm bu nedenlerle, böyle bir halkoylaması yapılamaz. 
1982 de yapıldığı gibi, ülkenin yarınları ve geleceği hiç bir biçimde karartılamaz.
Böyle bir anayasa değişikliği ve halkoylaması, halkın direnme hakkını, Bursa Nutku'nun yaşama geçmesini gündeme taşıyacaktır ki, aksi düşünülemez.

VATANA İHANET!
Hükümet mensupları, başkanlık konusunda gösterilen tepkiye anlam veremediklerini ifade etmektedirler.
Buna gerekçe olarak ta, yapılacak olan bir anayasa değişikliğinin, fiili durumu hukuksal dayanağa kavuşturmaktan başka anlam taşımadığını belirtmektedirler.
Bu söylem aslında çok açıkça şu anda yaşanılanın bir anayasa ihlali olduğunun, anayasayı ihlal suçunu oluşturduğunun itirafıdır.
Beştepe'de oturan ve Cumhurbaşkanı sıfatını kullanan kişinin aslında, anayasanın dışına çıkarak fiilen Başkanlık yaptığının ortaya konulmasıdır.
Bu fiili durumun anlamı, Beştepe'de oturan kişinin ağır bir görev ihlali içinde olduğu demektir ki, ağır görev ihlali ise vatana ihanet demektir.
Vatana ihanet durumu, Cumhurbaşkanının görev sırasında cezai sorumluluğunu gerektiren, yargılanmasını gerektiren bir konudur.
O halde vatana ihanet, bir suç adı değil, göreve aykırılığın hangi boyutta olduğunu ifade eden bir kavramdır.
Yani göreve aykırılık en ileri dereceye varmakta, vatana ihanet boyutuna ulaşmaktadır.
Anayasayı ihlal suçunun varlığının ortaya çıkması, kuşkusuz bir vatana ihanet durumudur.
Şu anda Cumhurbaşkanı, sahip olduğu kamu gücünü, anayasa dışına çıkmakta kullanmaktadır. 
Kullandığı bu güç nedeniyle, hukuk devletinin kurumları çalışamamakta, anayasal sistem ve anayasa devre dışı kalmaktadır. 
Anayasanın dışına çıkmakta kullandığı bu kamu gücü, anayasayı ihlal suçu için gerekli olan cebir ve şiddet unsurunu oluşturmaktadır. 
Ortada, Anayasa'nın tanımladığı bir Cumhurbaşkanının yapması gerektiği gibi anayasayı koruyan değil, anayasanın dışına çıkarak anayasayı ihlal eden bir Cumhurbaşkanı olduğuna göre, anayasayı ihlal suçunun varlığı tartışmasızdır.
Bu tabloda vatana ihanet boyutuna varan ağır görev ihlalinin, iktidar partisince itiraf edildiği açıktır.
O halde yapılması gereken, anayasayı ihlal suçunu oluşturan bu durum nedeniyle, Cumhurbaşkanını bir TBMM kararı ile, Yüce Divana anayasayı ihlal suçundan yargılanması için sevketmektir.
TBMM'nin bu aşamadan sonra yapacağı tek şey, Cumhurbaşkanını Yüce Divana sevk etmektedir.
Çünkü ortada TCY'nın 309 uncu maddesindeki anayasayı ihlal suçu söz konusudur.
Bu yargılamayı ve cezai sorumluluğu bertaraf etmek için, anayasa değiştirilmekte, cezai sorumluluk ve başkanlık hükümleri farklılaştırılarak, fiilen başkanlık yapan Erdoğan, anayasal olarak başkanlık konumuna taşınarak, cezai sorumluluktan da kurtarılarak, böylece ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasından kurtarılmak istenilmektedir.
Anayasada başkanlık konusunda yapılmak istenilen değişlikliğin gerçek anlamı, "Cumhurbaşkanlığından başkanlık sistemine geçilmesi" demek değil, bununla birlikte Erdoğan'ın ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasından da kurtarılmasıdır.
Bu nedenle böyle bir anayasa değişikliği, TBMM'de görüşme konusu edilemez.
Hiç bir siyasi parti böyle bir görüşme içinde bulunamaz.
Böyle bir anayasa değişikliği halkoylamasına asla ve asla sunulamaz.
Yani Erdoğan'ın fiili başkanlık durumu, hukuksal olarak, anayasal olarak başkanlık durumuna taşınarak, Erdoğan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasından kurtarılamaz.
Bu tabloda Erdoğan Anayasal olarak asla başkan olmayacak, öncelikle ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasından mutlaka yargılanacaktır.
Her aşırı güç kendi sonunu mutlaka getirmekte olup, bu son Erdoğan için de söz konusu olmuştur.

Şu an 1982 Anayasası bile, kalan yapısıyla ne olursa olsun bir omurgaya dayanmaktadır.
O da, anayasada belirtilen tüm anayasal kurum ve organlara, yasa ile görev ve yetki yüklenebileceği yolundadır. Bu kurum ve organların görevlerinin yasa ile düzenlenebileceği yolundadır. Ancak bu durumun üç istisnası vardır. Bu istisnai durumlar egemenliği kullanan üç ayrı erk alanındadır. Bunlara bakacak olursak;

TBMM'ne sadece Anayasa ile yetki ve görev yüklenebilir. TBMM; anayasada yer almayan bir yetki ve görev kullanamaz (Anayasa md 87).

Cumhurbaşkanı, sadece Anayasada sayılı yetki ve görevleri kullanabilir. Cumhurbaşkanına Anayasada sayılmayan konularda, yasalarla veya alt düzenleyici işlemlerle yetki ve görev yüklenemez (Anayasa madde 104/2). 

(Anayasa'nın 104/son maddesinde, Cumhurbaşkanına Anayasa ve yasalar ile yetki ve görev yüklenebileceği belirtilmiştir ki, Anayasa Mahkemesinin 2014/89 Esas ve yine 2014/122 Esas sayılı çoğunluk oyla verdiği kararlarında aksi vurgulansa da, 104/2 nci maddesindeki düzenlemeden sonra yer alan üstelik aynı maddedeki bu anayasal  hüküm, sadece yargı alanı ile ilgili konulara yöneliktir. Anayasada yer almayan konularda, Anayasa dışındaki metinlerde Cumhurbaşkanına görev yüklemenin anlamı demek, onu uzlaşmaya dayalı olmadan, bir yasa çıkarabilecek  derecedeki bir çoğunluk iradesine ugun biçimde, başkan hatta sultan yapmak demektir. Bu nedenle, Anayasanın söz konusu hükmü amacına uygun olarak yorumlanmalı, Anayasa dışı metinlerle, Cumhurbaşkanına anayasada olmayan konularda görev yüklenemeyeceği yolundaki anayasal felsefenin dışına çıkılmamalıdır)

Anayasa Mahkemesi, sadece Anayasa'da sayılan yetki ve görevleri kullanabilir. Anayasa Mahkemesine, Anayasa'da sayılmayan konularda yasalarla veya alt düzenleyici işlemlerle yetki ve görev yüklenemez (Anayasa madde 148, 148/son).

Bu her üç alandada, bir anayasa değişikliği ile bu organlara görev yüklenmesi söz konusu edildiğinde de, kuşkusuz bu değişikliklerde, Anayasanın başlangıç bölümüne ve ilk dört maddesine aykırı olmamalıdır. Yoksa, bu üç konuda, anayasa değişikliği ile her şey yapılabilir sonucu da asla çıkartılmamalıdır.
YETKİLERİ ANAYASA İLE SINIRLIDIR
Anayasadaki düzenleme bile, Anayasa'nın nasıl bir Cumhurbaşkanı modeli de öngördüğünü ortaya koymaktadır.
Cumhurbaşkanının, yetki ve görevleri, sadece Anayasa'da yer alan konularda söz konusudur. 
Anayasada yer almayan konularda, Cumhurbaşkanına yasalarla, herhangi türdeki KHK'larla veya alt düzenleyici işlemlerle yetki ve görev yüklenemez.
Anayasanın bu anlayışı itibarıyla Cumhurbaşkanına bir konuda yetki veya görev yüklenecek ise, tam bir uzlaşı ortaya çıkmalı, Anayasa'nın ruhuna, başlangıç ve ilk dört maddesiyle de çatışmayacak biçimde, yapılacak bir anayasa değişikliği ile yetki ve görev yüklenmesi yoluna gidilmelidir. Bir çoğunluk güç, Cumhurbaşkanını istediği gibi yetki ve görevlerle donatıp, O makamı temsili bir makam olmaktan, bu konumundan uzaklaştıramaz.
Kaldı ki kurucu değerlerle çatışır, anayasanın başlangıç bölümü  ve ilk dört maddesiyle de çatışır biçimde Cumhurbaşkanına asla ve asla yetki ve görev de yüklenemez.


1982 Anayasası bile, Cumhurbaşkanını daha fazla yetki ve görev sahibi yapma anlayışını öne çekmesine rağmen, bunun ancak anayasal sistem içinde ve Anayasa hükümleri ile olabileceğini kabul etmiştir.
(1982 Anayasasının bu anlayışından sapma durumu, ilk kez 2937 sayılı MİT Yasası'nın 26/4 maddesinde, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Yasası'nın 15/A maddesinde 2014 yılında yapılan iki ayrı değişiklikle, MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının görev suçlarında, Cumhurbaşkanı soruşturma izni vermeme işlemlerine karşı yapılan itirazlara bakmakla görevlendirilmekle söz konusu olmuştur. Bu durum, Anayasa'nın öngörmediği bir görevdir. Anayasaya aykırı bir görevlendirmedir. Cumhurbaşkanı bu düzenlemeler yoluyla, temsili ve sorumsuz konumundan uzaklaştırılmıştır)

BAŞKANLIK HALK OYLAMASINA SUNULAMAZ

ANCAK, Anayasanın başlangıç metni ve ilk dört maddesi oldukça, bu kurucu değerler temeline dayalı Cumhuriyette, bir Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı yerine başkanlık getirilemez. Bunun  halk oylaması da olmaz. Cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin kaldırılması nasıl ki halkoylamasına sunulamayacaksa, başkanlık sisteminin getirilmesi de kurucu değerler yönünden aynı bağlamdadır ve halkoylamasına sunulamaz.

Başkanlık konusu gündeme getirildiğinde, kamuoyu yeterli tepkiyi göstermekte, siyasi tarihten kaynaklanan nedenlerle, başkanlık karşıtlığı açıkça kendini göstermektedir.
Ancak kamuoyu sonuçları Cumhurbaşkanlığı kurumuna dokunulmaması durumunda, halkın aynı sonuçları doğuran şu iki yöntem söz konusu edildiğinde her nedense aynı tepkiyi vermediğini, bu yöntemlere duyarsız kaldığını göstermektedir ki, bu yöntemler de başkanlık ile ilgili olarak aynı sonucun ortaya çıkacağını açıkça göstermektedir.
Bu iki yola, kuşkusuz Cumhurbaşkanlığının şu an yaşandığı gibi fiilen başkanlık durumuna taşınması durumu dahil değildir. Şu an yaşanan fiili başkanlık olup, bundan Beştepe'de hükümet te yeterli derecede amacına ulaşmıştır. Bu duruma kayıtsızlık olduğunu da görmüştür. Bir de bu durum, üstelik diploma tartışması ile ayrıca boyut kazanmaktadır. 
Yukarıda açıklanan konulardan ilk yol, Anayasa'da yer alan, "Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir" hükmüdür. Anayasanın bu hükmünün kaldırılıp, partili Cumhurbaşkanlığının getirilmesi durumunda, Cumhurbaşkanı mevcut konumundan uzaklaşmakta, hükümet işlemlerinde fiilen daha baskın söz sahibi olmaktadır. Halk, partili Cumhurbaşkanlığının sonuçlarını tartışmamakta, bu konuya başkanlık kadar hatta yeterli derecede tepki göstermemektedir.


Diğer yol ise, Anayasada sayılmayan konularda, yasalar veya herhangi türdeki KHK veya düzenleyici işlemlerle, Cumhurbaşkanına (Anayasa'nın değişmez hükümlerine çatışır nitelikte bile olsa) yetki ve görev yüklenmesidir. Bu durumda, bir başkana tanınan görevler gibi, o derecede, o düzeyde görevler Cumhurbaşkanına yüklenebilecektir. Yine bu durumda da toplumda yeterli tepki ortaya çıkmamakta, oysa başkanlıkla amaçlanan aynı sonuçlar elde edilmektedir.
Olağanüstü hal KHK'ları, sadece olağanüstü halin gerektirdiği konularda çıkartılabilir. Son çıkartılan 676 sayılı olağanüstü hal KHK'sinin 85 inci maddesi yoluyla Cumhurbaşkanına, Anayasa'nın 104/2 maddesine aykırı olarak rektör atamak görevi bile yüklenmiştir. Oysa bu maddeye göre Cumhurbaşkanına ait olan görev ve yetki, rektör atamak değil, rektör seçmektir. Kaldı ki rektör atamak durumunun söz konusu edilebilmesi de, üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip olduğunu vurgulayan Anayasa'nın 130 uncu maddesine de ayrıca aykırıdır. 
Bu gibi KHK'larla, Cumhurbaşkanına görev yüklenmeye devam edildikçe, Anayasa Mahkemesi de bu KHK'ları ben denetlemem dedikçe, başkanlık sistemi fiilen değil, bu düzenlemeler temelinde, anayasaya ve de hukuka aykırı olarak, yasa ve KHK temelinde yaşanıyor demektir. Böyle bir anlayış sürdürüldükçe, başkanlık için bir anayasa değişikliğine de asla gerek kalmamaktadır.
KHK ile başkan olmanın anlamı, daha açık bir ifade ile başkanlığın temelinin bir olağanüstü hal KHK'sının olmasının anlamı, KHK'ları hükümet çıkarttığı için, hükümet ve cumhurbaşkanı tarafından fiilen anayasa dışına çıkılıp, ülke yönetimine el koymak demektir.

12 EYLÜL'ÜN MGK BİLDİRİSİ, BUGÜN KHK'LARLA EŞTİR
12 Eylül'de de Kenan Evren bir MGK bildirisi ile yönetime el koymuş, bir MGK bildirisi ile Devlet başkanı olmuştur.
Anayasal sistem yönünden o MGK bildirileri, bugünkü olağanüstü hal KHK'larına denk gelmektedir. Yani Erdoğan olağanüstü hal KHK'ları ile yönetime el koymakta, bu durumunu pekiştirerek devlet başkanı olarak bile değil de, fiili başkan, ya da KHK Başkanı olarak görevine devam devam etmektedir. Cumhurbaşkanı sıfatı sadece Anayasada yazıldığı ile kalmaktadır.

Tüm bu tablodan ortaya çıkan, Cumhurbaşkanlığı yerine anayasa değişikliği ile getirilmek istenilen başkanlık, gerçekte bir anayasa değişikliği değil, Erdoğan'ı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası ile Yüce Divan'da yargılanacağı bir anayasayı ihlal suçunda kurtarmaya yönelik bir adımdır. 
Atılmak istenilen bu adımla yapılmak istenilen değişiklik, Anayasa'nın başlangıç bölümüne ve ilk dört maddesine de aykırı olan bir değişikliktir.
Böyle bir anayasa değişikliğinin görüşülmesi, böyle bir değişikliğin yapılması, halkoylamasına sunulması asla ve asla söz konusu edilemez.
Yapılmak istenilen Anayasa değişikliği ile önce başkanlık konusu getirilebilir. Daha sonra Cumhurbaşkanının görev süresi dolunca, seçim söz konusu edilebilir.
Ya da Anayasa değişikliği ile, halkoylaması yoluyla değişiklik gerçekleştiğinde, mevcut Cumhurbaşkanının başkan olarak göreve devam edip etmeyeceği yolunda ayrı ve geçici bir hüküm eklenebilir.
Bu konudaki anayasa değişikliği gerçekleştiğinde, mevcut Cumhurbaşkanının görev süresi dolana kadar görevine Cumhurbaşkanı olarak devam edeceğinden hareketle, mevcut Cumhurbaşkanının başkanlığı konusunda bir hüküm konmayabilir. Ancak, başkan konusunda anayasa değişikliği yoluyla getirilen görevlerin tamamı veya bir kısmının, mevcut Cumhurbaşkanı tarafından da kullanılabileceği yolunda bir geçici hüküm getirilerek, mevcut Cumhurbaşkanının, anayasal yönden ne olduğu belli olmayan, anayasal olarak Cumhurbaşkanı ve başkan karması, daha doğrusu Cumhurbaşkanı ve başkan kırması bir modelde görev yapması sağlanabilir. Şu an öne çıkan düşüncenin de bu son olasılık olduğu ifade edilmektedir.
Anayasa'nın başlangıç bölümüne ve ikinci maddesine, yine 104/2 nci maddesine aykırı olarak, Cumhurbaşkanına; yasalarla, herhangi türdeki KHK'larla veya düzenleyici işlemlerle yetki ve görev yüklenmesi demek, fiili temelde yaşanan başkanlığa, bu düzenlemelerin temel yapılmaya çalışılması demektir. 
Başkanlığın, bu düzenlemeler temelinde sürdürülmesi demektir ki, bu durum da ayrıca anayasaya aykırıdır ve de çok açıkça da suçtur, anayasayı ihlal suçudur! 
Ve de 15 Temmuz'da hükümetin yaptığı darbenin adım adım ilerlemesidir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
    • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
    • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
    • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
    • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
    • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
    • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
    • Liyakat25 Ekim 2017 Çarşamba 10:12
    • Yok mu Fethullahçı Örgütün Sempatizanı Rasim’den Hesap Soracak?23 Ekim 2017 Pazartesi 18:23
    • Popülizm Etkisi Avusturya’yı da Sağa Taşıdı19 Ekim 2017 Perşembe 11:36
    • 123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)