• BIST 107.895
  • Altın 151,838
  • Dolar 3,7068
  • Euro 4,3500
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 24 °C

Anayasa torbasının adı da kendine benziyor

Doğan YURDAKUL

Yamalı bohçaya benzeyen anayasa değişikliği torbasına aranan ad nihayet bulundu: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi!”

İktidar ve sözcüleri, nedense “rejim değişikliği” sözünden çok korkuyor, her fırsatta “bu bir rejim değişikliği değil sistem değişikliği” deyip duruyorlardı. Sonunda Erdoğan da bu sıkıntıyı gidermeye çalıştı. Elazığ konuşmasında, “Türkiye’de rejimin değişmediğini, sadece yönetim sisteminin değiştiğini, bu sistemin adının, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olduğunu söyledi.  

Torbanın ucubeye benzeyen içeriği o kadar çok irdelendi ki, onu ele alacak değilim.

Demokrasinin birbirlerinden ayrılmasını şart koştuğu dört kuvvetini (yürütme, yasama, yargı ve basın), bir kişinin eline vermek başından beri en büyük amaçlarıydı. Son seçimde bunu başarmak için 400 milletvekili isteyip de alamayınca ertelediler. Sonra 15 Temmuz oldu, buzdolabındaki başkanlık rejimi hevesi derin dondurucuya kaldırıldı.

Sonra birden bire başkanlıkla ilgili eski sözlerini unutan bir Devlet Bahçeli ortaya çıktı, “getirin, destekleyelim” dedi, meclisteki eksik sayılarının tamamlanması olanağını sundu. 15 Temmuz “kahramanlık destanının” rüzgarıyla “neden olmasın?” diye düşündüler. Ertelenmiş hedefi  isteksizce de olsa derin dondurucudan çıkardılar. Ne zaman, nerede, kim tarafından hazırlandığı belli olmayan yamalı bir anayasa bohçasına tıkıştırdılar. Mecliste gizlenmiş FETÖ’cülerin korkudan verdikleri açık oylarıyla  zar zor kabul edilebilen bu torbayı, şimdi istemeye istemeye halk oylamasına götürüyorlar.

25 MİLYONLUK HAPİSHANE VAR MI? 

İstemeye istemeye diyorum çünkü, şimdiye kadar hiçbir seçim öncesinde olmadığı kadar sıkıntılılar. Kampanyaya bir türlü “beraber yürüdük biz bu yollarda” diye başlayamıyorlar. Bir yaptıkları bir yaptıklarını, bir söyledikleri bir söylediklerini tutmuyor. “Büyük gazetelerde” köşe başı tutmuş en ünlü yandaşlardan çatlak sesler çıkıyor.

Şuna kuşku yok, bu iktidarın en iyi bildiği şey vatandaşı bölüp kutuplaştırarak seçim kazanmak. Referandum kampanyasına da artık ustalaştıkları  bu yöntemle girişmek istediler. “Hayır” oyu verecek olanları peşinen “terörist” ilan ederek işe başladılar. Tutmayacağı baştan belliydi, tutmadı. Öyle ya, şu ana kadar yapılan anket sonuçlarını bir yana bıraksanız bile, 1 Kasım seçimlerinde AKP’ye oy vermemiş 25 milyon yurttaş var. En az 25 milyon kişiyi “terörist” suçlamasıyla tıkabileceğiniz bir hapisane var mı? Gerçi başta Erdoğan olmak üzere yine ara sıra bu sözü dillendiren iktidar sözcüleri oluyor. Ama birçok AKP’linin de itiraz ettiği bu tehdit, “hayır” oyu verecek seçmeni artık korkutabilme etkisini yitiriyor, 16 Nisan’a kadar da hiçbir etkisinin kalmayacağı, giderek alay konusu olacak gibi görünüyor.  

HEMEN Mİ? İKİ YIL SONRA MI?

“Evet” kampanyası yürütenlerin daha başka sıkıntıları da var. Bunlardan biri, Erdoğan’ın ne zaman partili Cumhurbaşkanı olacağı. Bu anayasa değişikliği, referandumda kabul edilse bile iki yıl sonra yürürlüğe girecek, Milletvekili seçimi ve “Partili” Cumhurbaşkanı seçimi 3 Kasım 2019’da birlikte yapılacak. Değişiklik metni böyle diyor. Erdoğan ancak o zaman “yasal olarak” partili Cumhurbaşkanı olabilecek.

Durum aynen Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı süresinin beş mi yoksa yedi yıl mı olacağı konusundaki karmaşaya benziyor. O zaman da Anayasa değişikliği metnini muğlak bırakmışlardı, şimdi de öyle.

Erdoğan’ın 16 Nisan’da “evet” çıkarsa hemen partinin başına geçme eğiliminde olduğu biliniyor. Ama olay “ben yaptım oldu” denecek kadar basit değil. Tüm yetkileri ele geçirmek ve meclisi feshedip seçime gitmek için bile iki yıl beklemesi gerek.  Zaten bu konuda devletin tepesinde de henüz bir görüş birliği yok. Yıldırım “partili cumhurbaşkanlığı iki yıl sonra” diyor. Eğer öyleyse, “evet” oyu verecek olan seçmen, “kardeşim madem bütün bu yetkileri iki yıl sonra kullanmaya başlayacaksın, neden daha şimdiden benden peşinen oy istiyorsun” diye sormaz mı?

YUKARISI BIYIK, AŞAĞISI SAKAL

“Evet” cephesinin başka bir sıkıntısı ise Kürt oylarını almak. İktidar yanlısı yazarlar açık açık yazıyor: “ ... Kürt oyları hayati derecede önemli. AKP muhafazakar Kürtleri kazanmaya dönük strateji ve dil arayışında”  (Abdülkadir Selvi, Hürriyet, 21.02.2017).

“Muhafazakar” dedikleri Kürt oyları, herhalde 7 Haziran’da HDP’ye giden ve 1 Kasım’da (beyaz Toroslar tehdidinden korkup, istikrar vaadine kanarak) AKP’ye geri dönmüş olan yüzde 5’lik bir kesim olsa gerek. Peki ama, o “muhafazakar” Kürtlere, Başbakan Yıldırım’ın Meclis kürsüsünden yaptığı Bozkurt işaretini nasıl anlatacaksınız?

Dahası, Erdoğan  Adıyaman’da HDP’lilerden de evet istiyor. Seçilmiş liderlerini ve seçilmiş milletvekillerini hapse attıkları HDP’lilerden! Bir yanda (ne kadarının “hayır” vereceği belli olmayan) yüzde 12’lik bir MHP seçmeni, öte yanda (çoğunun “hayır” vereceği belli olan) yüzde 11’lik bir HDP seçmeni. Neredeyse her iki evete bir hayır!

“Evet” kampanyası yürütenlerin sıkıntıları bu kadarla kalmıyor. Gerisini de yazacağım. Sıkıntılar şu an için “hayır çıkacak” boyutuna varmış değil, zamanla belki o da gelebilir. Şu anki sıkıntı “biz ne halt ettik?” endişesi.

 Her yenilgiden sonra birilerinin bunları kandırdığını söylediklerini biliyoruz. Ne dersiniz? Bu referandumda yenilirlerse, ya da düşüşe geçecekleri bir biçimde kıl payı kazanırlarsa, bu kez de “Bahçeli bizi kandırdı!” derler mi acaba?

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)