unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Seçim mi, boykot mu?

17.03.2018 14:25

Geceyarısı Meclise getirdiler. 17 saatte geçirdiler. Ve 2 gün sonra da Erdoğan onayladı. 

Ülkenin geleceğini, kaderini belirleyen ve memlekette halkın çoğunluğu için yegane siyasete katılma yolu olan seçimlerle ilgili 26 maddelik düzenlemelerden söz ediyoruz. İçeriğini cumhurdan kaçırarak Cumhur İttifakı kurdular. 

Muhalefet zemininde bu pakete karşı iki tepki türü gelişmiş durumda. Birincisi; artık hileli seçimlere katılmanın anlamı yok, boykot edelim diyenler. İkincisi; boykot iktidara yarar, zaten kazanacağız; sandığa gidelim diyenler. İkinci gruptakileri de iki grup altında toplayabiliriz. Birinci küme; seçim güvenliğini sağlayacağız diyenlerden; ikinci küme ise ne yaparsak yapalım çalacaklar, dolayısıyla yüzde 55-60 oy almaya odaklanalım. Çalsalar da kazanmalarına yetmezcilerden oluşuyor. 

Tüm bu tutumlarda şimdilik gördüğümüz ortak yan, nasıl sorusu karşısında yanıtsız kalmaları. İşin ciddiyetinin, bizi bekleyen tehlikenin farkında mıyız? 

Bana göre, kurulan boykot mu sandık m tartışması en son yapılacak tartışmayı en başta yapmak demek. Ve sıkıştırılmaya çalışıldığımız bu ikilem, aslında bir gerçekle yüzleşmemizi engelliyor. O da, hangi tutumu alırsak alalım; seçim güvenliğini ve OHALin kaldırılmasını sağlamak zorunda olduğumuz.

Boykot kararı bile seçim güvenliği gerektiriyor. Tüm partilerin ve tabanlarının ikna edilmesine dayalı politik kampanyayı saymıyorum; diyelim bu aşama başarıldı ve seçim günü boykot örgütlendi. Fakat boykot edenlerin seçmenlerin çoğunluğu olduğunu garanti altına almak zorundayız. Etkili bir boykot için; iktidar ittifakının çoğunluk kozunu elinden düşürmek için. Bu da yine sandık güvenliğini gerektiriyor. Yeni düzenlemelerden sonra, bir de hiç müşahit, kurul üyesi olmadan, boykot ettiğimiz bir seçimde hileli oy kullanılmayacağına, gelmeyenler adına oy basılmayacağına inanıyor muyuz?

Dolayısıyla boykotta da seçimde de sandık güvenliği gibi bir meselemiz var. Ve OHAL şartlarına gelelim; neden OHALin kaldırılması önemli? Şöyle düşünün. Diyelim seçime katılalım dedik. OHAL şartlarında. Gerçekten 16 Nisandaki kampanya eşitsizliğini bile arayacağız. İktidardaki milli ittifaka itiraz etmenin, karşısında propaganda yapmanın vatana ihanetle eşitlenmeye çalışıldığı; karşı propaganda kanallarının, yayın organlarının sınırlandığı bir ortamda. Bu ortamda yüzde 60 alalım, hile de olsa kazanırızcıların tek somut stratejisi var mı? Yok. Boş laf; gece başında yatacağız, sandıkları bırakmayacağız dışında hiçbir öneri yok. Ve bu önerileri, 16 Nisanda kazanılmış referandumu koruyamamış, öncesindeyse 9 bin sandığa hiç müşahit gönderememiş siyasi partilerin temsilcileri söyleyince, inandırıcılık daha da zorlaşıyor. 

Tersinden bakalım; OHAL şartlarında boykot dedik. Yüzbinlerce kamu görevlisi, işini kaybetmekten korkan milyonlarca insan var. Gelecekte iş kaygısı olan milyonlarca genç var. Boykot demek, devletin tepesindeki ittifaka kimlerin oy verdiğinin, kimlerinse sandığa gitmeyerek onay vermediğinin seçmen imza listesi üzerinden tek tek fişlenmesi, ortaya çıkarılması anlamına gelecek bu geniş kitleler için. Bir KHK ile işini, ekmeğini kaybedeceğini bilen milyonlardan söz ediyoruz. Dolayısıyla boykota katılımı kıran ciddi öznel dinamiklerle karşı karşıya kalacağız. 
Ekmeği için mücadele eden milyonları yanına çekmek isteyen; ekmek mücadelesini yenilenmiş bir Cumhuriyet inşasıyla bütünlemek isteyen bir Halkçı strateji, milyonların ekmeğini riske atacak hamleler yapamaz. Halkı örgütleyen, halkı kazanan çizgi buradan çıkmaz. Bu nedenle OHAL şartlarında bir boykot hareketi bir orta sınıf tepkisinin ötesine geçemez.

Öncelik: Sandık Güvenliği ve OHALin Kaldırılması
Öyleyse konu, sandık güvenliği ve OHALin kaldırılmasıdır. Sadece boykot açısından değil; seçime katılacaksak da böyle. 

Bakın; en çok tartışılan konu artık mühürsüz zarf ve pusulaların geçerli sayılacak olması. 16 Nisanda bunun sonuçlarını yaşadık. YSK ise kaç mühürsüz pusulanın geçerli sayıldığını, fazladan kaç pusula bastırdığını, mühürsüz olup da kabul edilen pusulaların ağırlıkla hangi bölgelerden olduğunu açıklamayarak suça ortak oldu. Ve biliyoruz ki ağırlıklı olarak AKP-MHP oy toplamından daha fazla Evet oyu, Doğu ve Güneydoğu illerinden çıktı. Sosyolojik ve siyasal gerçekliğe aykırıydı. Dolayısıyla sandık kurullarında bütün muhalefet partilerinin yeterince temsil edilmediği, müşahitlerin görevini yapmasının engellendiği bu şehirlerde bazı sandıklardan yüzde 100 oranında Evet çıktı. 

Öyleyse şimdi önümüzde iki temel mesele var seçim bahsinde. Birincisi; mühürsüz zarf ve pusulalarla ilgili olarak en fazla hilenin yapılabileceği iki bölgede CHP yok; İYİ Parti yok, HDP şeytanlaştırılmış, Saadet ise yeni yeni yüklenen konumda ama kadrosuz. Sandık kuruluna iktidar hükmedecek; kırsal yerleşimlerde müşahitlerin işleri daha da zorlaşacak. Zira kolluk bu müşahitlere karşı da düzeni bozuyor diyerek vatandaşlar tarafından çağrılabilecek. Sandığın başındaki tabloyu hayal edin. 

Nitekim iktidar kanadının ve müttefiklerinin tüm temsilcileri, ısrarla bu seçim paketini Doğu ve Güneydoğu üzerinden, PKK seçime müdahale ediyor diyerek, terörist sivil kıyafetle sandık başına geliyor, müşahit gibi izleyerek baskı kuruyor açıklamaları yaparak haklılaştırmaya çalışıyorlar. Büyük olasılıkla bu bölgede yaşanacak hileleri HDPnin baraj altı bırakılması üstünden meşrulaştırmak gibi bir hedef var. Bir yandan da, MHP ile ittifak kurmuş bir AKPnin bu iki bölgede ciddi oy kaybı yaşama olasılığı belirdi. Özetle, Cumhurbaşkanlığı seçiminin kaderini, bu bölgenin belirlemesine karşı tedbir almak dışında seçenekleri görünmüyor. 

47 Buçuk Milyon Yedek Zarf ve Pusula Ne Demek?
Gelelim ikinci meseleye. Asıl olarak mühürsüzler tartışılıyor. Fakat önümüzdeki seçimlerde hileli oy uygulamasının sadece mühürsüzler üstünden yürümeyeceğini görmeliyiz. Hatta bu çok açığa çıktığı için yan yollar keşfedecekler. 

Bu noktada en fazla kafa karıştıran unsurlar; özellikle de sandık çevrelerinde yapılan değişikliklerdir. Artık oturduğumuz apartmanda hariçten seçmen yazılan, sahte seçmen kayıtları var mı, göremeyeceğiz. Sandıklarımız da farklı olacak. Denetim şansı neredeyse sıfırlandı. Dolayısıyla sahte seçmenlere gerçek kişiler üstünden mükerrer oy kullandırılması olasılığı yüksek. İkincisi, sandık kurullarında yaşanabilecek sorunlarla bağlantılı olarak; bu kez epey fazla basılan zarf ve pusula sayısının hayatın olağan akışına aykırı oluşuna odaklanmamız gerekiyor.

Bakın; YSK 16 Nisanda kaç tane yedek zarf ve pusula bastırdığını açıklamadı. Fakat önceki seçimlerden gelen bir genel eğilim tablosu elimizde var. 2011 seçimlerinde 19 milyon; 2014teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 18 milyon ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde de 17 milyon fazla zarf ve pusula bastırılmış. Seçmen sayısı artıyor; fazla pusula sayısı ise eğilim olarak azalıyor bu seyirde.

Fakat Cuma günü YSKnın yaptığı bir açıklama, bu seçimde asıl sorunun fazla pusulalardan kaynaklı yaşanacağına işaret. 

YSK özetle Cumhurbaşkanlığı seçimi, bunun olası ikinci turu ve milletvekili seçimi için toplam 215 milyon zarf bastırdık açıklaması yaptı. Bu sayıda pusula da demek bu.

Peki neden? Yeni geçen paketle birlikte, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle milletvekili seçimi aynı anda yapılacak, bu ikisinin pusulasının aynı zarfa konması da hükme bağlandı. Yani bu ikisi, zarf sayısı bakımından tek seçim gibi. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda milletvekili seçimi de yapılacak. 

Seçmen sayısı 60 milyon olacak. 60 milyon zarf gerek. Diyelim Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı; bir 60 milyon zarf ve yeni duruma göre basılmış pusula daha. Toplam 120 milyon. 

Ortalama iki seçim için, geride kalan yıllarda bastırılan 19, 18 ya da 17 milyon zarf-pusula sayısı olduğunu dikkate alarak bir hesap yapalım ve 20 milyon bastırıldığını düşünelim. İki seçim için 40 milyon yedek zarf ve pusula demek. 160 milyon yapar. Ama YSK 215 milyon adet bastırdık diyor. Yani kendi genel seyrinin 55 milyon üstünde. İki turlu seçim olduğunu düşünürsek, her seçime 47.5 milyon fazla zarf ve devamında pusula bastırmak demek bu. Neden?

2011de 19 milyon, 2014te 18 milyon, 2015te 17 milyon yedek varken; 2019da 47.5 milyon yedek zarf ve devamında pusula. YSK şaibeyi bırakın gidermeyi, derinleştirme yolunu seçiyor bu tutumla. Kemal Bey gibi söyleyeyim; olabilir mi böyle bir şey?

Kaldı ki daha önceki uygulamalarda yedek sayıları da çok fazla. Doğrusu, her sandığa en fazla 5 yedek gönderilmesi. Toplamda da yedek zarf ve pusulaların sonuca etki etmeyecek büyüklükte olması gerekiyor. Fakat öyle olmuyor. YSK, önümüzdeki seçimlerde fazla zarf uygulamasıyla kendi rekorunu kırıyor. 

İyi de Ne Yapmalı?
Hal böyleyse, ne yapmalı? diyorsunuz. Haklısınız. 

Yapılacak olan bellidir. Birincisi, bugünden seçim mi boykot mu tartışmasını yürütmek yerine bunu biraz erteleyelim. İkincisi, geniş bir kamuoyu oluşturulması için somut önerilerle ve adım adım gidelim. Bir yanda taleplerimiz, diğer yanda sandık güvenliği örgütlenmemiz gelişsin. Çünkü hangi kararı alırsak alalım, yukarıda anlattığım nedenlerle, etkin sonuç için sandık güvenliği şart olacak.

Talepleri kamuoyunda geniş bir ittifak zemini oluşturmak ve bu zemini siyasal olarak büyütmek için tüm muhalefet partilerinde, tabanlarında ortaklaştırmanın yol ve biçimlerini bulalım. 

Örneğin tüm partileri, yurttaş hareketlerini, demokratik kitle örgütlerini birkaç maddelik talepler listesiyle birleştirecek bir liste. 

  • Sandık kurullarının oylama başlamadan önce yapacağı mühürleme işlemleri bağımsız kuruluşların denetimine açılsın. Mühürleme yapılmadığı denetimde ortaya çıkan sandıkta oy verme işlemi başlatılmasın. Yine de mühürsüz kalan hiçbir zarf ve pusula geçerli sayılmasın.
  • Yedek oy pusulası ve zarf sayısı, toplam sandık ve seçmen sayısına göre 5 ile sınırlansın. 175 bin sandık var; bu da 875 bin yedek zarf ve pusula demek. Her ilçe seçim kuruluna da ayrıca, ilçedeki seçmen sayısının yüzde 1i oranında yedek zarf ve pusula gönderilsin. 
  • YSKnın bu sayının üstünde bastığı tüm zarf ve pusulalar kamuoyu bilgisi dahilinde imha edilsin.
  • Müşahitlerin kolluk tarafından baskıya uğratılmasına dönük düzenlemeler iptal edilsin. 

Bu taleplerin siyasi iktidara (AKP-MHP), Anayasa Mahkemesine ve son olarak Yüksek Seçim Kuruluna dönük geniş bir muhalefet hattının ortak çağrı ve talepleri haline getirilmesi, gündemin buradan kurulması ve zeminin bu çerçeveden, birleştirici temelde genişletilmesi mümkün. Kararlar bu yönde olmayabilir; ama umutsuz, politikadan uzaklaşan geniş kesimleri yeniden harekete geçirecek bir siyasal motivasyon sağlanmış olur. Ve bu şartlar sağlanmadan yapılacak seçimlere kadar adım adım Meclisten çekilme, YSK üyeliklerinden çekilme, RTÜK üyeliklerinden çekilme ve son aşamada da boykot hamleleri bir ihtimal olarak görünürleştirilsin. Seçime kadar ana gündemi biz kuralım. İttifakın kutuplaşma minderini elinden çekip alalım. Seçim hileleri ihtimallerini halka anlatarak, ittifakın ahlaki önderliğinin de altını boşaltalım.

Halk Egemenliği Komisyonu
Diğer yanda da, bu talepleri aşacak şekilde sandık güvenliğini örgütleyecek, sandık kurulları üyeliği, müşahitlerin eğitimi ve müşahitsiz bölgelerde görev bölüşümü için bir komisyon oluşturalım. Bu komisyon, her siyasi partiden, sivil toplum kuruluşlarından, yurttaş inisiyatiflerinden geniş bir temsil gücüyle oluşsun. Aynı zamanda her türlü ihlal ve hile konusunda ortak açıklama alanı burası olsun. 

Mesela Halk Egemenliği Komisyonu diyebiliriz buna. Bir yandan seçim sonuçlarına halk egemenliğinin yansıması; diğer yandan sağlıklı bir seçim sonrasında ülkenin Saraydan değil halk egemenliğine dayalı komisyonlar ve Meclis tarafından, halk eliyle yönetilmesi hedefi etrafında mücadeleleri birleştirme hedefi koyalım. İktisadi açıdan da halkın varlıklarını savunma ve geliştirme hedefiyle birleştirerek. Bu üç hedefle Halk Egemenliği Komisyonu etrafında partiler, halkı, yurttaş örgütlenmelerini birleştirerek gerçek Yeni Türkiyenin inşası sürecinin çekirdeğini oluşturabiliriz.

Komisyon etrafında genişleyen fiili koalisyon, kendisini dikta sonrası demokrasiye geçiş sürecinin kurucu meclisi gibi bugünden örgütlesin. Seçim güvenliği üstünden başlayacak ilkesel yanyana gelişin sağlayacağı enerjiyle birlikte, toplum bu yenilenmiş siyasi çıkış rotasına çekilsin. OHALi kaldıracak, ülkeyi yeniden Meclisten yönetecek, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak ve halkın ekmeğini büyütürken başta şeker fabrikaları olmak üzere kamu varlıklarının satışını durduracak bir siyasal ilkeler programında buluşmaktan ve yeni bir yönetim seçeneğini bugünden yaratmaktan söz ediyoruz.

Tüm bunları başkasından beklemeyelim; biz yapalım. Siyasetle yapalım; iradeyle yapalım, kararlılıkla yapalım. Bu yol haritasını adım adım uygulayıp kuvveti biriktirir ve halkı kazanmaya ikna eden bir siyasal alternatif oluşturunca da  seçim mi boykot mu yine tartışalım. Bu kararı bireyler olarak değil, biz olarak verelim. 

Bunları başardık mı? Üçüncü yolu da açarız. Halka teslimiyet dayatan siyasetleri sandıkta boykot, halkın çıkarını öne çıkaranlara sandıkta destek programıyla tartışmanın zeminini yeniden kurarız.

Dediğim gibi, önce, hangi yolu seçeceksek seçelim iki şeyi yapmak zorundayız. Sandık güvenliğini sağlamak ve bunu yaparken de, dağınık, umutsuz geniş muhalefet kitlelerini yeniden bir politik umut etrafından örgütlemek. İki hedef şimdi iç içedir. 

 

Eğitim