unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

İyi başlamışken iyi sonlandırmak

28.04.2018 15:21

Türkiye zaten seçim sath-ı mailine çoktan girmişti ama yine de Devlet Bahçelinin haydi seçime gitmek zorundayız seslenişine Cumhurbaşkanının olumlu yanıtı, esasında, muhalefet güçlerinin lehine çok olumlu bir başlangıç oldu. Üstelik Bahçelinin 26 Ağustos önerisine karşı 24 Haziran tarihinde erken seçimlerin gerçekleştirilmesine yönelik karar, Türkiyenin tarihi açıdan çok önemli bir dönemece girdiğinin net ifadesi oldu. Ekonomik, siyasal ve kültürel açılardan ülkenin gerilemesi öyle bir safhaya ulaştı ki artık toplum diyebileceğimiz bir varlıktan söz etmemiz neredeyse olanaksız. Ekonomide çoğunluğun borçlanarak varlığını sürdürdüğü ve esasında bir uçuruma yuvarlanmakta olduğumuzu düşündüğü bir gerileme yaşanıyor.

Siyasal sahada olması gereken ortak akıl, ortak iyi çoktan kibrin hışmına uğramış ve şahıs çıkarı belirleyici hal aldığından, ortak sorunların müşterekte çözülmesi şansı tükenmiş durumdadır. Kültürel sahada gericilik çoraklaşmayı getirmiş ve bu da ortalamanın zafer kazanmasına yol açmış; değerler büyük ölçüde aşınmıştır. Dolayısıyla, bu gerilemeler sonuçta toplumu sakatlamış ve birlikte yaşamayı olanaksız hale getirmemiş olsa bile, çözümü aşırı zor bir problem haline getirmiştir.

Kutuplaşmanın ve ayrışmanın bir anlamda sınırlarına ulaştığı bir Türkiyeye gidiyoruz; kutuplaşmayı ve ayrışmayı bir toplum bir noktaya kadar taşıma kabiliyetine sahiptir, fakat o nokta aşıldığında, toplumun kendi varlığını sürdürmesi yani göreli de olsa bütünlüğünü koruması olanaksız hale gelir. Ayrıca, memleketin dış dünyayla olan ilişkileri de son derece kırılgan bir hal almış durumdadır. İşte, kısaca, memleketin ahval ve şeraiti budur.

Böylesine birçok sahada sınırlarına ulaşma noktasına gelmiş bir toplumda, erken seçimler iktidarda olanların değil, ama muhalefette olanların seçmenlere umut olmasını sağlar. Elbette koşullar bu şansı muhalefet güçlerine vermektedir, ama tek başına koşullar hiçbir değişim için yeterli olmaz. Aynı zamanda muhalefetin bir irade beyanında bulunmasına, yani bu değişimi gerçekleştirmek istediğine dair bir bilince sahip olmasına ihtiyaç vardır. Başlangıç açısından bu hususta muhalefet partilerinden CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi son derece iyi bir iş başardılar. Bu açıdan oldukça şaşırtıcı dolayısıyla siyaset için pozitif gelişme; CHPnin İYİ Partinin Mecliste grup kurmasını sağlamak, dolayısıyla, seçimlere girmesinin önüne koyulabilecek engelleri bertaraf etmek amacıyla 15 milletvekilini İYİ Partiye vermesi oldu. Özellikle iktidar ne yapacağını bilmeyen bir kişideki tutumlara benzer tutumlar göstermeye başladı ki bu iktidarın esaslı anlamda zor durumda olduğuna ilişkin güçlü bir semptomdur.

ANAHTAR ROL CHPNİN
Muhalefette bu iyi başlangıcın iyi şekilde sonlandırılması, büyük ölçüde, anahtar rolü oynayacak olan CHPnin stratejisine ve taktiklerine bağlı olacaktır. CHPnin sorumluluğu, dolayısıyla, tarihi önem taşıyan bir sorumluluktur. Ancak, cumhurbaşkanı adayı hususunda parti en azından kamuoyunun gözünde ciddi anlamda sorunlu durmaktadır. Neden? Öncelikle, parti yöneticileri ve özellikle de genel başkan seçimlerin tarihi önemi hususunda kamuoyuna yeterli sayılabilecek düzeyde kuvvetli mesajlar vermiyor.

Erken seçim tarihi açıklandığında, deyim yerindeyse, ana muhalefet partisinin yeri göğü inletmesi gerekirdi! Büyük bir heyecan dalgasını, böyle durumlarda, muhalefet ve özelde de ana muhalefet yaratır. Ana muhalefet önce kendi sempatizanlarına yani üyelerine ve seçmenlerine bu heyecanı ulaştırır ve sonra oyuna talip olduğu diğer seçmenlerin dikkatini çeker, ilgileri üzerinde toplar. Bu heyecan dalgasını yaratmak, elbette, önemli bir noktaya kadar, liderin karizmatik özelliklerine dayanmaktadır, ama hikaye bundan ibaret değildir. Yukarıda anlattığımız gibi, gerileme açısından ülkenin birçok sahada sınırlarına ulaşmış olması, yeniden kuruluşa ihtiyacın kaçınılmazlaştığına işaret etmektedir. Ve bu yeniden inşa zorunluluğu ana muhalefeti siyaset yapmaya çağırmaktadır.

Yeniden Cumhuriyetin inşasının büyük görev olarak ortada durduğu günün koşullarında demek ki ana muhalefetin Yeniden Cumhuriyet Programına ihtiyacı bulunmaktadır. Yani genel başkanı yeterince karizmatik olmadığı veya iyi bir hatip olmadığı gibi gerekçelerle ancak bu kadar deme şansı yoktur partinin! Aksine yeniden inşa için ekonomik, siyasal ve kültürel sahalardaki projelerini ve üzerinde çalıştığı bir toplum modelini kamuoyuna gecesini gündüzüne katarak anlatmak zorundadır.

Programının Yeniden Cumhuriyet Programı olduğunu diğer muhalefet partileriyle konuşması gereken CHP, esasında, bu programın toplumun tümü için yeniden uzlaşının programı olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Ekonomik, siyasal ve kültürel sahalarda yaşadığımız gerilemeler ana sonuç olarak toplumun ayrışmasına ve kutuplaşmasına yol açmış durumdadır ve bu durum esasında toplumun uzlaşısını yitirdiğini göstermektedir. Demek ki yeni bir uzlaşıya ihtiyaç duyulmaktadır ve bu uzlaşı Yeniden Cumhuriyet üzerindeki toplumsal uzlaşı olmak zorundadır. Toplumu bu yeni uzlaşıya çağırması gereken CHP, hem milletvekilliği hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu uzlaşı arayışına cevap oluşturacağı fikrine sarılmak zorundadır. Diğer muhalefet partilerinin de bu hususta uzlaşacakları muhakkaktır, çünkü ülkenin yeniden düze çıkmasının başka bir formülü olmadığına onlar da kanaat etmektedir, edecektir. Program, dolayısıyla, toplumu uzlaştırma programı olmak durumundadır; bazılarının iddiasının aksine çatışma üzerinden toplumun yarısından fazlasını bir hedef için bir araya getirmek olası değildir. Elbette mevcut güce, iktidara karşıtlık içinde yürümesi gereken kampanya şarttır ama bu karşıtlığın dışında muhalifler arasında ve hatta AKP seçmenleri ile de uzlaşı arayışı kampanyanın esasını oluşturmak zorundadır.

ORTAK ADAY MI?
İşte tam bu noktada ortak aday mı yoksa her partinin kendi adayı mı olmalı tartışması anlam kazanmaktadır. İlk bakışta, muhalefet güçlerinin iktidarın adayına karşı ortak bir aday üzerinde uzlaşmaları rasyonel görünmektedir. Yani dağınık olmaktan ziyade muhalefetin birleşmesi doğru strateji gibi görünmektedir. Ancak, sözünü ettiğimiz muhalefet partilerinin temsil ettikleri grupların, katmanların siyaseten de sosyolojik olarak da kısa vadede tam anlamıyla uzlaşmalarını beklemek saflık olacaktır. Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçiminin iki turlu olması yani seçimin ikinci tura kalma şansının da bulunması bu farklı sosyolojik tabanların farklı cumhurbaşkanı adaylarını göstermelerinin daha doğru olduğuna işaret etmektedir.

Zaten hali hazırda Meral Akşener bu toplumsal gruplardan birinin adayı olarak ortaya çıkmış durumdadır. Kamuoyunun, dolayısıyla, beklentisi daha ziyade her muhalif gücün kendi adayıyla yola çıkmasıdır. Kısacası, ana muhalefetin kendi adayını kendi içinden göstermesi elzemdir. Bu konuda geç kalmış görünüyor parti ama yine de kendinden bir adayla yarışa başlarsa, adayı ikinci tura kalma durumunda Türkiyenin, büyük olasılıkla, yeni cumhurbaşkanı olacaktır ve ülkenin yeniden inşasında parti tarihi rolünü oynayacaktır. Bu hususta daha da geç kalınmadan incelikle adım atılması gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

Eğitim