unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Karamsarlığın rehaveti

08.09.2016 09:21

Siyaset biliminde iyimserliğin rehavetinden çok söz edilmiştir. Özellikle seçim dönemlerinde aşırı iyimser seçmenlerin nasıl olsa kazanacağız rahatlığı içinde sandıklara gitmemesi siyasal davranış uzmanlarının çok üzerinde durdukları konulardan biri olmuştur.

Geçen hafta dostum şair Atatol Behramoğlu Cumhuriyette çıkan yazısında bunun karşı tarafında bulunan bir durumdan söz etti: Karamsarlığın rehaveti!

Burada egemen olan duygu, teslimiyet; ne yapsak olmuyor ve nasıl olsa olmaz olumsuzlaması, aman bize mi kalmış bırakmışlığı...  Ataolun deyişi ile kolaycılık.

İşin kötüsü, rehavete kapılmış karamsarlar kendilerini çok mutsuz eden konuda bir şey yapmamayı zamanla benimsiyor, hatta övünme vesilesi haline getiriyorlar. O kadar ki, böyle yapmakla kendisini karamsar yapan koşulları daha da güçlendirdiğini göremiyorlar.

İnsan kendisini haklı görme yetisi çok yüksek olan bir varlık... Onu en tehlikeli tür haline getiren nedenlerden birisi de bu yeti.

                                                                       ***

Gerçekten son zamanlarda bu türden rehavete ermiş karamsarlara sık sık rastlıyoruz. Bunların bir kısmı olup bitenleri takip etmekten bile vazgeçmiş durumdalar. Akıllarınca gözlerini kapayıp günü kurtarıyor, kendilerince keyif çatıyorlar...

Bir uygarlık mücadelesi verilmekte olan günümüz Türkiyesinde bunun yanlış bir tutum olduğunu söylemeye gerek var mı?   

Sınırlı bir kaynak olan hayat, nihai tahlilde, dünyayı değiştirme ve dönüştürme mücadelesidir. Bu, Mustafa Kemalin ki gibi, devasa boyutlarda da olur; köyün kadınlarına okuma yazma öğretmek ya da okul çocuklarını bilimle tanıştırmak gibi karınca kararınca boyutlarda da olur.

Bence, daha iyi bir yaşam için çaba göstermek etik bir sorumluluktur.

Muazzam rastlantılar sonucu bir hayatın olmuş ve sen onu çarçur etmişsin! İnsan böyle bir israfı kendisine haklı gösterememeli!

O ünlü deniz yıldızı hikayesini burada anlatacak değilim. Pollyannacılıktan da söz etmiyorum. Günümüz Türkiyesinde uygarlık yanlılarının (ki bu kavram demokrasiyi de içerir) yapacağı, ama küçük ama büyük, somut bir şeyler mutlaka vardır. 

Çünkü modern Türkiye bitmiş bir proje değildir, hala oluşmaktadır.   

                                                                 ***

İşin vahim tarafı, birileri, o projeyi içinde bizim yer almayacağımız yönde oluşturmak için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Devlet büyük çapta onların elinde, kamusal kaynaklar emirlerindedir.

Yani, günümüzün koşullarında, bizim karamsarlık rehavetinden sıyrılıp bir şeyler yapmamız olsa da olur olmasa olur türünden lüks bir şey değil, Ya varlık ya yokluk türünden varoluşsal bir sorundur. 

Etrafımıza bir de bu gözle bakmalıyız:  Amaan, bana mı kalmış? diye değil Ben ne yapabilirim? ya da Neyi daha iyi yapabilirim? diye sormalıyız. Bir kitap okuma grubu, bir yerel gazeteye yazı, bir çevre etkinliği, bir sanat çalışması... 

Daha iyi bir okul, daha güvenilir bir klinik, daha güzel bir bahçe, daha etkin bir dernek...

Dedim ya, burada bir uygarlık mücadelesi veriliyor. Onu kazanmak için her alanda uygarlık düşmanlarından daha iyi olmalıyız.  

Eğitim