unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

Aydınlanma için yeniden gelecek programı

04.09.2017 17:07

Aydınlanmayı itham eden, ona burun kıvıran hatta ondan nefret eden sahte aydınların olduğunu biliyoruz. Bu sahte aydınların gerici solcular ve gerici liberaller olduğu konusunda bir şüpheye yer yok. Gerici solcuların ve gerici liberallerin Aydınlanmayı itham ederken kullandıkları temel iddia şu: Aydınlanma kendisini mitleri çözmeye adadığında, bizzat kendisi bir tür mite dönüştü. Bu iddiayı sistematik olarak ortaya atan Horkheimer ve Adornonun gerici solun arka planını oluşturduklarının farkında olduklarını düşünmek kuşkusuz hata olur. Onların asıl derdinin Aydınlanmanın kendine gelmesi olduğu tartışmasını yapmak bir anlamda mümkün. Ancak, Aydınlanma düşmanları için bu tartışmanın hiçbir önemi yok. Onlar, Aydınlanmaya karşı, geleneğin karanlık yüzünü savunmuş ve bu uğurda kiliseye ve aristokrasiye hizmet etmekten çekinmemiş olan atalarının bugünkü temsilcileri. Bizim toplumumuz açısından durum çok daha vahim. Biz Aydınlanmayı henüz yaşamamış bir toplumuz. Ancak, bu hakikate rağmen, Aydınlanma düşmanları, Aydınlanmaya yönelik saldırıları bu toplumda benimsetme uğraşısını akademinin ve bilimin neredeyse tek uğraşısı olarak telakki etmiştir. Bu kuşkusuz bir zavallılıktır ama bu zavallılığa kapılanların hakim olduğu bir süreci yaşadı Türkiye son zamanlarda ve gerilemenin en önemli kalelerinden biri haline geldi. 

AYDINLANMA KARŞITI GERİCİ BİR GELENEK

Bu sürecin getirdiği en sorunsal sonuç kuşkusuz Aydınlanma karşısında zaten bir biçimde değişime kendisini kapatmış ve dolayısıyla ciddi bir eleştiri süzgecinden geçmemiş olan bir geleneğin egemen gelenek haline getirilmiş olmasıdır. Bu gelenek, modernliğin politik ve kültürel değerlerine karşı deyim yerindeyse savaşan bir gelenektir. Ancak, aynı geleneğin modern dönemin temel ekonomik modellerinden biri olan kapitalizm ile, fakat onun da vahşi ve kuralsız olanı ile hiçbir sorunu olmadığını görüyoruz. Bu tür bir kapitalizmin de en kolay işlediği bağlamı bu gelenekte bulduğunu gözlemliyoruz. Hatta bu denli hukuksuz bir kapitalizmin ancak bu türdeki bir gelenekle mümkün olduğunu da gözlemleyebiliyoruz. Dolayısıyla, Aydınlanma karşıtlığı bu sözünü ettiğimiz modernliği reddeden geleneğe meşruiyet kazandırarak hukuksuz bir ekonomik modelin kaçınılmaz bir şekilde bu topraklarda tutunmasını sağlamıştır. Sonuç itibariyle, Türkiye modernliği olmayan kapitalizm diye tanımladığım bir bağlama böylece geçirilmiş oldu (şu kitabıma bkz. Yeni Türkiye-Modernliği Olmayan Kapitalizm, İmge, 2014). 

Kuşkusuz bir gerileme çağındayız bütün insanlık olarak, ama bizim toplum olarak yaşadığımız gerileme özellikle Batı ile karşılaştırıldığında gerçekten sıra dışı, büyük bir gerilemedir. Bu gerilemeden sorumlu olan geleneğin Aydınlanma karşıtlığı tarafından desteklendiği ve hatta egemen gelenek haline getirildiği muhakkak. Böylesi bir geleneğin Aydınlanmanın ana coğrafyası olan Batıda kalmadığı gerçeğini hatırlatmakta fayda var. İşte bu nedenle de Batıdaki gerileme bizdekine oranla sınırlara sahip ve geriye çevrilebilir bir gerileme. Neden? Çünkü din eleştirisini yüzyıllar içinde olgunlaştırarak vermiş toplumlarda, dinsel-geleneksel tabular üzerinden toplumsal gerilimler sahası yaratmak olanaklı değildir. Yani toplumların işleyişlerindeki çatışmalar ve uzlaşılar Aydınlanmayı yaşamış Batı toplumlarında dinsel tabular üzerinden işlemez. Neden kiliseye gitmiyorsunuz, Hıristiyan değil misiniz yoksa türü soruları sormanın toplumsal meşruiyetinin olmadığı bir Batı toplumunda, haydi yürüyün kardaşlar dinimize, tanrımıza sövüyorlar, öldürelim şunları diye haykıran bir toplumsal gruba rastlayabilir misiniz? Haydi diyelim ki, böyle bir küçük gruba rastladınız, onları destekleyen, her daim onaylayan büyük bir toplumsal temel bulabilir misiniz? Elbette hayır! Neden? Çok basit, çünkü onlar Aydınlandılar! Eksiklikleri olsa da, Aydınlanmanın tasarlamadığı olumsuzluklarla yüzleşmiş olsalar da Aydınlandılar! 

YENİDEN CUMHURİYET PROGRAMI

Bizdeki Aydınlanmaya karşı hep korunmuş egemen geleneğin yarattığı sorunların arkasındaki temel motif hiç kuşkusuz Aydınlanamamadır. Toplum halinde birlikte yaşama idealinin çöpe atılması, bu geleneğin yarattığı muhtemelen en ciddi sorundur: bu geleneğin diğerleri diye tanımladığı yani düşmanlaştırdığı insanlar, ancak, kenarda kalmak kaydıyla yaşamasına izin verilen insanlardır. Zorunlu olarak birlikte yaşama sorunu diğer sorunların önüne geçmektedir ve bu sorunu kabilecilik ile ilişkilendirmek şarttır. Kabileci gruplar için tek bir doğru vardır; içine doğdukları ailenin üyesi olduğu kabilenin doğrusu! Bu kabilelerde empati yapmak anlamsızdır, çünkü asıl mesele; kabilenin doğrusudur ve onun ötesi boştur. Bizdeki egemen kabileye göre, dinsel-geleneksel tabular, toplumların temellerini inşa ederler. Başka bir temel de yoktur ve hele Aydınlanma bu temellerle sorunu olan yegâne proje olduğundan hemen püskürtülmesi gereken yabancıdır. 

Demek ki Türkiyenin içine düştüğü veya düşürüldüğü karanlıktan çıkışının yolu hiç kuşkusuz Aydınlanma yoludur. Elbette Aydınlanma yolu için bir programa ihtiyaç duyulmaktadır. Bu program uzun zamandır tartıştığım ve Yeniden Cumhuriyet için Tezler adını verdiğim programdır: ekonomik, politik ve kültürel sahalarda yeniden inşaya ihtiyaç duyulmaktadır ve bu yeniden inşa Yeniden Cumhuriyet inşasıdır. Politik olarak cumhuriyetçiliği, ekonomik olarak toplumu koruma hedefli karma ekonomik modeli ve kültürel olarak Aydınlanmacı, laik-bilimsel modeli benimseyen Yeniden Cumhuriyet Programı bu ülkenin karanlıktan çıkışının yani Aydınlanma yolunun temelini ve çatısını oluşturmaktadır.

Yeniden Cumhuriyet Programı, insanlığın üç temel sahası olan ekonomik, politik ve kültürel sahaların her biri için tezlere sahiptir. Ekonomik saha için tez: neo-liberal ekonomik program tüm dünyada çökmüştür ve her yerde çare arayışı söz konusudur. Bizim toplumumuzda yaşanan gerileme çerçevesinde ekonomik sorunsala çözüm kuşkusuz devletin tekrar planlı, programlı bir ekonomik modelde aktörlüğe sorunmasını gerekli kılmaktadır. Yani neo-liberalizmin yarattığı tahribatı geri çevirmek ve toplumu piyasadan korumak, zorunlu olarak kamuculuğun cumhuriyetin ilk dönemlerindeki gibi etkinleştirilmesini gerekli kılmaktadır. Başka bir kurtuluş yolu ekonomik açıdan yoktur. Politik saha için tez: toplum halinde birlikte yaşamamızı sağlayacak politik temellere ihtiyaç duymaktayız ve bizim için çözüm liberal ve sosyalist anlayışlara alternatif oluşturan cumhuriyetçiliktir. Kamusal yaşamın önemine atıfta bulunan, erdemli yurttaşlığı temel ilke olarak benimseyen ve dolayısıyla ortak iyi arayışında olan cumhuriyetçi politik felsefe Türkiyenin Aydınlanma yolunun üç temelinden birini oluşturmaktadır. Kültürel saha için tez: gündelik yaşamımıza klavuzluk edecek bilgiye ihtiyaç duyarız; eylemlerimize yön verecek teorik çerçeve vazgeçilmezdir. Eylemlerimize klavuzluk edecek bilginin Aydınlanmacı, laik-bilimsel bilgi olduğu tezini daha sesli olarak dillendirmek durumunda olduğumuz karanlık bir dönemdeyiz. Demek ki Türkiyenin karanlıktan çıkışını sağlayacak Aydınlanma yolunun kültürel ayağı kuşkusuz ki laik-bilimsel bilginin gündelik yaşamdaki kılavuzluğunu sağlamakla ilgilidir (burada kısaca sözünü ettiğim tezleri bir kitap olarak yazıyorum: Yeniden Cumhuriyet için Tezler başlıklı kitap yakın bir zamanda yayınlanacaktır). 

Sonuç olarak, Türkiyenin Aydınlanması yönündeki Yeniden Cumhuriyet Programı elbette gerçekleştirilmek için bir aktöre ihtiyaç duymaktadır. Bu aktör CHPdir ama önce CHPnin kendisini Aydınlatması kaçınılmazdır. CHPnin kurtarıcı olmak için öncelikle kendisini kurtarması gerekmektedir (Bu konulara ilişkin yazdığım Yeniden Cumhuriyet için Tezler veya Ne Yapmalı? başlıklı iki yazımı muasir.org sitesinde okuyabilirsiniz).

Aydınlanma düşmanlarına hala hatırlatmakta fayda var: Aydınlanmaya çok ama çok ihtiyacınız var!   

Eğitim