unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Çocukları nasıl koruyacağız?

18.04.2016 09:44

 

Ben en çok çocuklara üzülüyorum.

Çünkü, bugünün yanlışlık ve bozukluklarının bedelini en uzun süre onlar ödeyecekler.

Karanlık bir senaryo uyarınca tarlalar sürülüyor, tohumlar ekiliyor, sulanıyor.

İlk ürünler alınıyor: Çağdan kopuk, çarpık çurpuk, kin ve nefret dolu insancıklar...

Zavallı çocuklar...

Cumhuriyetin kazanımları konusunda duyarlı bir dostum, çocuk tacizine göz yummakla suçlanan Ensar Vakfını  savunmaya kalkanlara bakıp şöyle demişti:

Biz bunlar çocuklarımızın körpe beyinlerini iğfal ederler diye korkuyorduk. Meğer niyetleri daha bile kötüymüş!

                                                                                         ***

Sonunun kötü biteceği kesin olan bir senaryonun piyonları olsun isteniyor bu ülkenin çocukları. Ona göre yetiştirilmek isteniyor.

Bu senaryonun, kapaktaki adı İslami Başyücelik Diktatörlüğü olabilir. İçinde İslam, despotizm, tiranlık olan başka sözcükler de seçilebilir.

Senaryonun gerekleri bir bir yerine getiriliyor. Sonra yeni hedefler seçiliyor ve zaman içinde onlar ele geçiriliyor.

Geçen hafta İslam İşbirliği toplantısında ve İran Cumhurbaşkanı ile yapılan konuşmaları dinleyenler söylem olarak Türkiye Cumhuriyetinin Suudi Arabistan ve İrandan bir farkı kalmadığını farketmişlerdir. Türkiye artık, laik olma özelliği ve ayrıcalığını yitirmiş, sıradan bir İslam devletidir.

Çocuklarını da, o ötekiler gibi yetiştirmek istemektedir.

Demek ki, o ülkelerdeki çocukların başlarına ne geliyorsa bizim çocuklarımızın başlarına da o gelecektir.

Erkek-kız ayrı okullar, bilim yerine hurafe, psikolojik yardım yerine dayak, özgür tartışma yerine baskı ve itaat. Uluslararası ölçütlerde nal toplamak...

Böyle yetişmiş kadroların, dinamosu yaratıcılık olan yeni dünyada hiçbir başarı şansı yoktur.

Hangi anlı şanlı cümlelerle anlatılırsa anlatılsın bu bir yokoluş reçetesidir.

                                                             ***

Çünkü büyük tarihsel dalgaya ters düşmektedir. 

Yirminci Yüzyılın son çeyreğinde yoksul Müslüman toplumlarda Allahsız Komünizme karşı Amerikanın verdiği gazla yükseltilen Siyasal İslamın kullanım süresi dolmuştur. Bu yaklaşım, Konünizmin yenildiği bir dünyada, tamahkar kapitalist acımasızlığa ve nihilist hedonizme karşı bir alternatif yaşam yolu olabilme potansiyelini kaybetmiştir. Başarısızlığının öfkesiyle vahşi bir şiddet ideolojisine dönüşmüştür.

Türkiye de o anaforun içine çekilmek istenmektedir.

20. Yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiyenin varoluş mücadelesini kazanmasının nedenlerinden birisi büyük bir tarihsel dalgaya uygun düşmesi, hatta bir anlamda onun öncülüğünü yapması idi. Sömürgeciliğe karşı, akılcı, seküler, halkçı bir kalkışma...

Bu anlayışın 19. Yüzyılın ilk yarısında başarılı olabilme şansı yoktu.

Zamanıydı, kazandı.

Gene öyle olacaktır. Biraz zaman alsa da, dalgayı yakalayan kazanacaktır. Çocuklarını kötü eğiten, kadını toplumsal yaşamdan dışarı atan, özgür düşünce ve tartışmayı bastıran ise kaybedecektir.

                                                                 ***

Peki, bu arada çocuklar ne olacak?

Dinsel dogmalara, bağnaz vakıflara, kurnaz tarikatlara, türlü çeşitli yobazlara emanet edilen çocukları  --çocuklarımızı!--  nasıl kurtaracağız?

Yarınki Türkiyenin eğitim düzeni üzerinde ne kadar düşünülse azdır. Ama ondan önce yapılacak şeyler de olmalı!

Türkiye Cumhuriyetinin akılcı, seküler ve uygarlıkçı felsefesine inananların Çocuklarımızı yobazlardan korumak ve çağdaş ölçütlere göre yetiştirmek için kişisel olarak ne yapabiliriz? sorusunu sormasının ve pratik çözümler önermesinin tam zamanıdır.   

Eğitim