unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Bir babanın dramı

Sami GÜNAL
Mahsuni Baba’nın bir ağıtından hareketle hünerimiz olmasa dahi bir “yiğitleme' ağıtı yazalım istedim.

Ağıtın asıl aktörü, babadır. Dolayısıyla onun dramının içinde oğul da rol almıştır. Çünkü babanın dramının kaynağı oğuldur. Varsayalım ki oğul yanlış yoldadır babanın elinde babalığını mı alacağız? Oğulun anısı ise her daim öndedir!

Öykümüzde anlatılan aktöre hiç kuşkusuz bir kimlik yakıştırılabilinir. Beni bağlamaz! Okuyana aittir. İdeolojik paralelliğimin olması ya da olmaması gerekmez. Tarihsel bir öyküdür bu. Gâh yalan gâh abartı gâh gerçektir. Politik toplumsal hayatımızda bir kesittir.

Yazıya dikkat edilecek olursa hiçbir şahsi ideolojik vurgulamam yoktur. Bizde okuma kültürü kıt olduğu için topu yükün “yazın' olayları yazanın kişiliğiyle denkleştirilebiliniyor. Şimdi, diyelim ki karşı cins ağzıyla yazdın, cinayet yazdın, her türlü “beyaz' ticareti yazdın... N’olacaktı? Yazan kişi bu karakterlerin ta kendisi mi olacak? Sanırım endişeye mahal kalmamıştır.

Nitekim öyküdeki aktörün siyasal çizgisi de süreç içinde zikzaklıdır. Hangisini sahipleneceğiz?

Görüldüğü gibi bu izahatlar bile bir fikir yazısıdır. Yani boşa gitmemiştir.

Evet, söz konusu yazımıza geçelim:

Ağıt yükselir… Çocuk yüreğim ta o zamandan dağlanır.

“Zinciri kolunda gözleri bağlı / Kalenin içinde yatar bir yiğit'

Uzun zamandır onu Malatyalı bilirdim. Değilmiş! İran kasketli o fotoğrafının benim şehrimde çekildiği bilgisine sahiptim, o da değilmiş... Babası o fotoğrafı için beni doğrularken, can yoldaşı, yalanlar! Başka bir şehirde çekilmiştirdenir.

Ama, benim şehrime gelmiş olduğu doğrudur… Kim bilir o çay bahçesinde oturduğu masada benim de oturmuşluğum olmuştur. Can yoldaşı, onu beklerken, can sıkıntısından volta atmaya çıkmış. “Alleben Deresi' üzeri… Yakayı ele vermiş!..

O, bir fireyle, inadına pusuya yatanların üzerine doğru yürüyüşe koyulmuştur.

Belki de yolculuğumuz aynı kapıya çıkmayabilir şimdiki zamanın hükmüne göre. Olsun olsun! Acımız aynı, acılar yurdu Anadolu’nun üstündeyiz. Ortağız yani.

Kendince naifti yolu. O yolda yürümek istemesem de onun yolunun “Büyük Şeytan’ın-ABD' çizdiği yol olduğunu hiç düşünmedim. Çünkü konjonktür şeytana pas vermiyordu.

Ağıt yakılan o çocuk; bir çift öküzü, bir ineği, birkaç tane de koyunu ve bir çift öküzün süreceği kadar da tarlası olan; köyünde çiftçi, “şeherde' inşaat işçisi Ali amcanın oğludur.

Ali amcanın kültüründe,

“… Ve soframızdaki yeri / Öküzümüzden sonra gelen' bir anne modeli yoktur. Dünyaya eşit gözle bakmayı öğrenmektedir can oğul İbo.

Ali amcam, derin yoksulluklar içinde büyük umutlar yeşertirdi İbo’ya baktıkça. Nasıl umutlanmasındı ki? İbo’su, koyun gütmeye bile elinde defteri-kitabıyla giderdi. Büyük adam olacak, ailesini kurtaracaktı…

Alaca karanlık ülkesindeydik. Bilinmezdi hayat çizgisinde hangi karlı, boranlı dehlizlerin çıkacağı. Korkarım ki Ali amca, sonunda yine yoksul ve “bir nebzecik merhamet damlasından' mahrum kalacaktı.

Ali amcanın yoksulluk içinde “çiçek dibine' su dökecek mecali yoktu. Umut çiçeğini yeşertmek üzere İbo’sunu naçarlıktan dolayı yatılı öğretmen mektebine (lise) verdi. Okulda elinin kalem tuttuğunu fark etti İbo. Öz Türkçecilik akımına yatkın ve hevesli olduğunu gördü. Hatta bu akımın temsilcilerinden Nurullah Ataç’a imrenen yazım denemeleri de yaptı.

Edebiyat dersinde, İrticayı ve Şeriatı anımsattığı için, “Yeşili Sevmiyorum' başlıklı bir yazı yazar. Bu nedenle yüzü-gözü “Kabaklı Ahmet' olan bazı öğretmenler, “Peki, kızılı mı seviyorsun?' diyerek tepkilerini dile getirip baskıya başlarlar.

Evet, kaderinin ilk meyvesini burada, orta mektep yaşında, yemeye başlamıştır…

Meçhule merhaba!

Okulun Telli Ahmet gibi Komünist öğrencileri de vardır. Bir gün Telli Ahmet kütüphanede kitap okurken yanına biri gelir.

“Abi, ben de bi şeyler yazıyorum şuna bir bakar mısın?' der. Tanışırlar… Bir de roman yazmakta olduğunu söyler İbo. Yüz sayfa kadar el yazısıyla yazılmış olan roman taslağını alıp okuyan Telli Ahmet, şimdilerde sadece şu cümleyi hatırlayacaktır:

“Meçhul bir sokakta meçhul iki kişi, bir meçhule doğru gidiyorlardı.'

Zamanı hızlandırıp da ilerisine atlayıp oradan tekrar şimdiki zaman içinde yazdığı romanına bakabilseydi İbo, kendi acı geleceğini, tek cümleye sığdırarak yazmış olduğunu görecekti.

Zekiydi, bilinç uyanışı başlamıştı… “Pekiyi' dereceyle okulunu bitirince, farkına varmaksızın sonun başlangıcı olacak olan hayat yoluna çıkmak üzere, yüksek öğretmen okuluna giriyor.

Yiğitliği ve parlak zekâsı sayesinde kısa sürede lider olur okulda. Artık politik kimlik ve rol üstlenmiştir İstanbul’da. İlk bildirisini, bir yazara karşı gericilerce yapılan saldırı üzerine, kaleme alır.

Gel zaman git zaman… “Büyük Şeytana-ABD' karşı yayınladıkları bildiri sonucu okuldan atılırlar.

Beraberce atılmış olduklarının farkında olmayan diğer yoldaşıyla okul önünde karşılaşır, ellerinde denkleri. Yoldaşının umutsuz ve üzgün olduğunu görünce, içinden umudu ayakta tutan bir edayla:

- Ne o, çok çabuk binmişsin amentü gemisine, cennetten bekleyenin mi var,diye takılır.

Yoldaşı:

- Sokakta kaldık, n’olacağız, deyince, kikir kikir güldüğü yerden içtenlikle, inanarak:

- Merak etme bu halk bizi besler, der.

Bu, İbo’nun içinde bulunduğu bir yanılgı mıdır? Eğer bu bir yanılgıysa, yanılgısını pahalı ödeyecektir.

Ama, arkadaşı umutsuzluğunu sürdürüyordu. Bu halka pek de güveni yoktu. Anasının yoksullar için dediği, naçarlık hakkındaki, sözü aklındaydı:

“Ekmek kuru, ayran duru!'

Yani kim kime, dum duma; tırnağın varsa kendi başını kaşırsın. Anasından aldığı bu öğütle, İbo’nun dediklerine kuşkuyla bakıyordu… Nitekim, İbo’nun bunu doğrulayacak kendi pratiği de vardı:

Çorum’da linyit işletmesinde çalışan işçiler, işyerlerini işgal ederler. İbo, arkadaşlarıyla beraber, yazarı ve çalışanı olduğu, adı “İşçi' olan gazetesini Çorum’a getirip burada satmak ister. Satış sırasında esnaf, çarşıda demir çubuklarla saldırır ve dayak yerler. Oysaki İbolar, o esnafların, ekmek yediği işçilere destek vermek yani direk esnafın ekmeklerinin çoklanmasına destek olmak için Çorum’a gelmişlerdi.

Acaba zihne bir çengel takılmamış mıydı? Can yoldaşın anasının, halk sezgisi ve ona bağlı kuşkusu mu gerçekti, yoksa İbo’nun inancı, ideolojik bileylenmeyle yaratılmış tatlı bir ütopya mıydı?

İbo, bağlı olduğu yapının(öğrenci) sınıfsal bir temeli olmadığını, ideolojik bir jargonla da küçümseyerek, işçi ve köylülerin içinde çalışmak gerektiğini söylemeye başlamıştı.

Bu heves ve inançla İstanbul’un yanı başındaki köylülerin toprak işgaline, başta can arkadaşı Cihan olmak üzere bir otobüs dolusu arkadaşıyla omuz vermeye gitti… Köylülere destek amacıyla yazdığı yazıda -daha sonraları sırt dönecek olsa da- o zamanki fikri “ittifaklarını' da ortaya koymuştu:

“… bütün proleter devrimciler, bütün gerçek Kemalistler, bütün yurtsever aydınlar…' diye sürüp giden bir yazıydı. Yazı güzel olmasına güzel de öyle kelebeğe kanadını serbestçe çırptırtmazlardı!

“Sosyal gelişmeler, iktisadi gelişmelerin önüne geçmiştir, buna dur demek lazımdır.' denir ve ülkenin aydınlık geleceği üzerine “Balyoz Harekâtı' indirilir.

İbo’nun tespiti:

“Darbe, ülkenin mumlarını tek tek söndürüyor.'

Doğrudur…

Ne yazık ki zaman ayrışma, bölünme zamanıdır... Balyoza rağmen, izleyen dönem toplumcu hareketlerin yükseldiği dönemdir... Fakat sol amiplik başlamıştır bile. Yakışır(!)

İbo, siyasal çizgisinden bir kez daha sapmıştır…

Bu enerjisiyle kolayca ayrılıkçı rüzgârların estirildiği coğrafyalara açıldı. Güneşin doğduğu yerlere yakın olmaya gitti ama aynı zamanda son yaşam durağı olacaktı orası. Gelecek olan bu ilkbahar gelemeyip, onun sonbaharı olacaktı. Ömür ağacına yağacak son kar olacaktı…

Telli Ahmet’in zihninde kalan cümlenin hayat bulma vakti gelmişti artık…

Can yoldaşı Ali Haydar’a, anası, “Oğul, gitme avlanırsın!' dediğinde, Haydar, “Biz, niye ölelim ki bizler insanları daha iyi yaşatmak için mücadele ediyoruz.' demişti.

Ali amca ise onu son kez “üç fidanın' dalında kırıldığı günlerin sonrasında görür, Ankara'daki evlerinde:

- Nasıl haberleşiriz oğul?

Radyoyu göstererek:

- Şu kutu sana haber verir baba!

Dediği gibi de olur. Ali Amca, bir gün açıyor ki radyoyu:

“Ali Haydar’ın öldürüldüğü, İbrahim’in de yaralı…' olduğu okunur.

Yoldaşı Ali Haydar hayatla vedalaşmış… Kendisi, yaralı haliyle ölü rolüne bürünmüş ve ıssız bir zaman aralığında kaçarak sığındığı köylüler onu korkuyla içeri almışlar. Yarasını temizleyip, karnını doyurmuş, kar dolmuş ayakkabısını temizleyip, çorabını da sobadan kuruttuktan sonra evi hemen terk etmesini ve gösterecekleri mağarada kalmasını, söylemişler.

Sığındığı mağarada soğuğa yenileceğini düşününce karanlığa ve kara karışıp bu sefer bir öğretmenin kapısını çalmış. Öğretmen ilgi gösterip evinde misafir ederken ustaca bir sinsilikle üstüne kapıyı kilitleyip teslime hazır hale getirmiş…

Örfi idarenin elemanlarının, yaralı ayaklarını inadına kar üzerinde saatlerce yürütmeleri sonunda ayağı kangrene uğratılır ve tedavi amacıyla kesilir. Kestirmemek için direnmiştir ama yemeğine ilaç katılmıştır…

Ali amca, yattığı mahpushaneye, çaresizce defalarca gelir ama bir türlü gösterilmez. Bir seferinde “Mektup yaz verelim.' demişler, fakat Ali amcanın, oğluna “destek ve sevgi duygularını' beğenmeyip vermemişler. Her seferinde inancıyla-kimliğiyle aşağılanarak geri döner evine Ali amcam.

En sonunda İbo’sundan mektup alır:

“Sorgum bitmiştir. Mintan getir, çamaşır getir; her halde mahkemeye çıkarım, savunmam için İstanbul’da avukatımdaki dökümanlarımı da getir; bir de saat getir zamanı tayin edemiyorum, baba.'

Ali amcanın bu sefer umudu yüksek ve kesin. Görecektir onu! Evet, bayramda yavuklusunu görmeye gidenin heyecanı içindedir Ali amcam.

(…)

Ali amcanın yolculuğu bitmiştir... Arabada beraberlerdir artık… Can oğulun can kokusu geliyor!.. Beraberce dönüyorlar evlerine Ali amcam! Yanında İbo’sunu parçalanmış bedeniyle, tabutta!

İbrahim, ayrılık nedeniyle, annesiyle-babasını yirmi iki yıl sonra ilk kez bir arada görüyor kapalı gözleriyle. Zılgıt yakışırdı anasının ağzına!.. Kadere bak!.. Babası, bir buçuk yaşındayken ayrıldığı anasını, İbolarının düğününde görecekti hesapta!.. Ama analık hakkıdır, deyip, cenazesi arabadayken yanına aldı İbo’nun anasını, Ali amcam.

Dört ay misafir edilmiştir, nezaketle(!)

“Ser verip, sır vermeyen yiğit!'

Namı, çağlar ötesine yazılmıştır…

Beraber yola çıktığı can yoldaşı Ali Haydar’ın kendi adını taşıyan küçük yeğeni bir gün okuldan koşa koşa eve gelir. Heyecanla babasına,

- "Amcamın arkadaşı var ya… Var ya, o bizim sınıfta.' der.

Babası şaşkınlıkla, oğluna tekrar sınıf arkadaşının adını sorduğunda, baba, sevgili kardeşi Ali Haydar’ın yol arkadaşı İbo’nun adını(soyadıyla birlikte) tekrar duyar. Merakını yenemeyip gider sınıfa bakar, oğluna ve arkadaşına muhabbetle sarılır.

Böylece iki yoldaş yine tekrar aynı “sınıfta' bir araya gelmişlerdir.

Dost ozan Mahsuni, avazını yükselterek ağıtını yakar:

Zinciri kolunda gözleri bağlı / Kalenin içinde yatar bir yiğit / Çürümüş vücudu göğsü yaralı / Kalenin dibinde yatar bir yiğit

İbo’m ölüyor, dostlar geliyor / Zalim gülüyor vah lemino!

Zindancılar falakaya yıkmışlar / Ilgıt ılgıt ganlarını dökmüşler / Birembirem tırnağını çekmişler / Zindanın içinde ağlar bir yiğit

İbo’m ölüyor, düşman gülüyor / Dostlar geliyor vah lemino!

Sizi gidi insanlığı yiyenler / Vicdan yıkıp kara donlar giyenler / Hani nerde ben yiğidim diyenler?

İbo’m ölüyor, dostlar ağlıyor /düşman gülüyor vah lemino

Mahsuni der; çağlar, ağlar ozanlar / Lanet olsun insanlığı bozanlar / Yıkılıp gidesi kara düzenler / Kalenin dibinden ağlar bir yiğit

İbo’m ölüyor, düşman gülüyor / dostlar geliyor vah lemino / İbo’m ölüyor, dostlar gülemez ki

NOT 1: Lemino: Ağıtlarda kullanılan bir acınma, kahırlanma ünlemidir.

Çok Okunanlar

Ahmet Hakan: Acaba o isim aday olsa yüzde kaç oy alırdı?

Alaattin Çakıcı'dan Meral Akşener açıklaması

AKP'nin mitingine kaç kişi katıldı?

AKP'li kadın: Tayyip senin her yerini yerim

Abdulkadir Selvi: Çiller'e, Akşener'i sordum 

İlgili Haberler

Güncel

Seçmeni, ''ezik insanlar'' diyerek aşağılayan AKP adayı özür diledi

Güncel

Demirtaş'ın seslendirdiği şarkıyı eşi Demirtaş da seslendirdi

Güncel

Sosyal medya operasyonu: 21 gözaltı

Güncel

Tutuklu Yunan askerler hakkında karar

Güncel

Bakan Veysel Eroğlu: Özal'ı limonatayla zehirlediler

Güncel

Erdoğan E-5'te bile propaganda yapıyor

Güncel

Meteoroloji'den İstanbul için uyarı geldi

Güncel

Köpeği öldüren müezzin hakkında yeni gelişme

Güncel

Tutuklanan Şenyaşar'ın amcası Suruç'ta yaşananları anlattı

Güncel

Demirtaş'tan Erdoğan'a: Sanırsınız kendi maaşıyla yaptı

Güncel

Anketçi Adil Gür'e hapis cezası

Güncel

Soğuk hava deposunda yangın