unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Bir İslamcı ağlıyor gözleri yaşlı

Çağlar Ezikoğlu*

Aslında sağlam bir kafayla Anayasa değişikliklerini inceleyip, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin sırf bir yöneticinin ikbali uğruna nasıl dinamitlendiğini yazmayı planlıyordum. Lakin bu satırları kaleme aldığım sırada, Suriye ve Arap Dünyasına ilişkin alanındaki en önemli gazetecilerden birisi olan Hüsnü Mahalli’nin gözaltına alındığı haberini okudum. Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Halep’teki cihatçı çeteleri bozguna uğratıp Halep’i bu çetelerin işgalinden kurtardığı bugünlerde, Mahalli’nin Halep’te Türkiye yanlısı çetecileri ifşa etmesinden mütevellit böylesi bir baskıya uğraması elbette kaçınılmazdı.

Hele ki ağızlarından salyalar akıtan Erkan Tan gibi paralı trollerin Mahalli’ye yönelik havlamalarını düşündüğümüzde. Ama daha enteresan ve ironik olanı ise Halep konusunda sesini çıkarmaya çalışan İslamcıların acınası dramı. Katilini alkışlayan, onu her fırsatta can siperane bir şekilde savunmaya çalışan bir avuç İslamcının dramı.

İslamcıların Stockholm Sendromu

3 Temmuz 2016’da bu platformda karalamıştım; 'İslamcıların Acınası Çaresizliği’ni. Demiştim ki; Ümmetin lideri olarak gördükleri Erdoğan, İsrail ve Rusya meselesinde İslamcıların kendisinden nefret ettiği 2002 çizgisine dönmesine rağmen, o gün kendisini kıyasıya eleştiren o İslamcılar, bugün yaşanan bu "U" dönüşlerini zafer diye anlatacak hale düşmüşlerdi. İşte bu acınası çaresizlik, İsrail yüzünden Mavi Marmara, Rusya yüzünden Halep’in bir anda gözden düşmesiyle İslamcılar açısından tam anlamıyla bir drama dönüştü.

Fakat hali hazırda ırkçı-faşizan ideallerinin peşinde koşan, mezhepçiliğini ve cihatçı severliğini bırakmamaya gayret gösteren bir avuç İslamcı kaldı. Bunlardan birisi, El Kaide soruşturmalarında bir dönemin şüphelileri arasında yer alan fakat her ne hikmetse böyle bir sicile rağmen memleketin devlet üniversitelerinden birisinde 'akademisyen’ sıfatıyla görev almayı başarabilen Abdülkadir Şen. Muş Alparslan Üniversitesi’nde görevli araştırma görevlisi Abdülkadir Şen, Halep’in tamamının Suriye ordusunun kontorlüne geçmesinin ardından Türkiye'deki Alevilere yönelik hakaretlerde bulunmuş, Anadolu’daki Alevilere karşı 'Yavuzlaşacaklarını’ söyleyerek Alevi topluluğunu tehdit etmişti.

Bu hakaret ve tehditlerin arkasından ise çok daha ilginç bir gelişme yaşandı aslında 14 yıldır pek rastlamadığımız bir gelişme. Normal koşullarda bu tehditlerinden ötürü iktidar tarafından ödüllendirilmesi gereken Şen, bu açıklamalarına müteakip Muş Alparslan Üniversitesi tarafından soruşturmaya uğradı ve açığa alındı. İnsanların aklına bir an gelebilir 'acaba kamuoyunun bu iç savaş kışkırtıcılığına verdiği tepki’ iktidar nezdinde karşılık mı buldu diye. Cevabı elbette hayır. Zira 'göklerden gelen’, pardon (!), Beştepe dolaylarından gelen bir karar daha doğrusu bir yaklaşım böyle bir sonuç doğurdu.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Rusya ile daha da yakınlaşan Erdoğan bu yakınlaşmanın bir hediyesi olarak Suriye’de desteklediği cihatçılara desteğini çekmeye başlamıştı. Bu yaşananlar o bir avuç İslamcının tepkisini çekse de 'Stockholm sendromu’ misali liderlerine toz kondurmamayı tercih ettiler. Bugün Halep Rusya destekli Suriye ordusu tarafından kurtarılırken, bu bir avuç İslamcı bu Halep operasyonun başarısında Rusya ile yakınlaşarak dolaylı şekilde rol oynayan Erdoğan’ın adını dahi anmadan iktidarı eleştirmeye kalkıyor.

Aslında oynadıkları yanlış atın farkındalar farkında olmasına, sadece konumlarına çıkarlarına halel gelmesin diye susmak zorunda kalıyor bu İslamcılar. Misal bugün bahse konu İslamcılardan Hilal Kaplan, Twitter adresinden bir açıklama yapmış ve demiş ki; Abdülkadir Şen açığa alındıysa, tüm Halep halkına 'cihatçı', katliama 'temizlik' diyen şeref yoksunu akademisyenler de açığa alınsın. Ama onlara1şey olmaz çünkü bu ülkede Sünnilere küfür,mazluma iftira serbestisi var.RTE olmasa bu kompleksli 'muhafazakâr'ların eline kalmıştık.

Hilal Hanım’ın hafızası pek iyi değildir, ara sıra sildiği eski twitlerinden de bilirsiniz. Ama kendisine şunu hatırlatmak gerekiyor, Halep’i Türkiye’nin gündemine soman, Suriye İç Savaşı’nı tetikleyen, buradaki cihatçılara silah ve mühimmat desteği sağlayan politikalar dizisi Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı döneminde başlamış ve yine onun Başbakanlığı döneminde zirveye çıkmıştır. Kovulmadan, pardon! İstifa etmeden çok kısa bir süre önce aynı Davutoğlu, "Bir gün Halep de Rakka da Humus da Şam da özgür olacak inşallah" açıklamasında bulunmuştu.

Hatırladınız mı Hilal Hanım, hani şu Damat Berat Paşa’nın maillerinde uğruna milyarlarca liranın harcandığını gördüğümüz yalılardaki araştırma merkezlerinden 'Pelikan’ bildirisi yazarak 1 gecede görevinden istifasını sağladığınız Ahmet Davutoğlu? Yandaş medyanın her köşesini kuşattığınız için bahsettiğiniz 'kompleksli’ muhafazakarları göremiyoruz Hilal Hanım, umarım bu konuda bizleri aydınlatabilir kendisi. Lakin şu çok açıktır ki, Halep konusundaki mezhepçi politikaları gerçekleştirmek için uğraşan kişi Erdoğan değil Pelikan bildirisiyle kovaladığınız Davutoğlu’ydu.

Recep Tayyip Erdoğan, siyasi iktidarda kalma uğruna pragmatizmi en son noktada yaşayıp siyasette icra edebilecek bir isim olarak Türk siyasi hayatına damga vurmuştur. Ama daha da önemlisi yaratmış olduğu 'lider’ ya da 'reis’ kültü ile İslamcılık ideolojisini esareti altına almıştır. Bugün CHP iktidarda olsa camileri meydanları Rusya protestosu ile dolduracak onbinlerce İslamcı olacakken, bugün Rusya konsolosluğu önünde 1000 kişi bile toplanamıyorsa sebebi de budur. Akli dengesi tartışmalı bir İslamcı olan Fatih Tezcan bile bu yaşananlar karşısında önce Twitter hesabında; “İsrail için Mavi Marmara'yı, Rusya için Suriye'yi satıyoruz.

Oysa Mahşer'de reel-politik geçmez' diye eleştirinin kıyısından geçmeye yeltenirken; sonra sanırsam göklerden pardon! Beştepe’den gelen bir uyarı ile; “Suriye'yi değil Dünyayı kaybetsek de Erdoğan'ın yanındayım, yoldaşıyım' diyerek çark ediyor. Zira etraflarında bir avuç deli İslamcı olarak addedilseler bile, 'Reis’lerinin gözünde aforoz edilme korkusunu yüreklerinde taşıyan ve bu korkudan ötürü özgür düşüncelerini ve fikirlerini ifade etmekten aciz hale düşmüş bir kitleden bahsediyoruz. Aslında katillerini seven maktül topluluğu ile karşı karşıyayız. Ve nihayetinde 'Reis’ kültünü yaratanlar ve o kültü gerçekten İslamcı veya Osmanlıcı bir iktidar gütmeye çalışan Davutoğlu’na tercih edenler, oynadıkları yanlış atın karşılığını da bu şekilde almaya devam edecekleri kaçınılmaz…

* Aberystwyth Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı, Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

Çok Okunanlar

Anadolu Ajansı seçim sonuçlarını 4 gün önceden açıkladı

AA'nın ardından Milliyet de seçim sonuçlarını açıkladı 

Seçime 3 gün kala Gezici'den son anket

Ahmet Hakan, İnce için oran verdi

Konda ilk kez anket sonuçlarını açıkladı: Erdoğan ilk turda...

İlgili Haberler

ABC Kritik

53 yurttaşın katili dediklerinizle neden pazarlık yaptınız?

ABC Kritik

Kandil hamlesi: Terör değil algı operasyonu

ABC Kritik

AKP'nin son seçim hamlesi: Membiç ve Kandil

ABC Kritik

Mesajı Aldığınız İçin Teşekkür Ediyorum Sayın İnce

ABC Kritik

Ürdün domino etkisini bekliyor...

ABC Kritik

24 Haziran'da hemen demokrasi

ABC Kritik

Yeni sınav sisteminin diğer adı: Adaletsizlik!

ABC Kritik

Erdoğan neden sakin

ABC Kritik

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs... Geleceğin körfezi

ABC Kritik

27 Mayıs darbe mi yoksa bir devrim midir?

ABC Kritik

Hain arıyorsan aynaya bak polis telsizcisi Hayko!

ABC Kritik

Demokrat Parti ve 27 Mayıs