unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Türkiyenin tarihi hangi tarihte başlar?

02.05.2016 09:13

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın Türkiyenin tarihinin 19 Mayıs 1919da başlamadığı anlamına gelen sözleri tepki ve tartışma yarattı. Bu sözler,  kutlanmayan 23 Nisan ve hortlatılan Kutül Amare zeferi teranesiyle birleştirilnce bir bağlama da oturdu. Dendi ki, bakın, Erdoğan Atatürkü sevmiyor, silmek istiyor, Osmanlıyı seviyor, geri getirmek istiyor...

Şaşılacak  bir şey yok aslında.  O ekibin laik Cumhuriyeti hasım olarak gören bir anlayışı temsil ettiklerini biliyoruz.  Artık takiyyeye filan gerek kalmadı. Açıkça söylüyorlar, yaptıklarından da biliyoruz.

Ancak iki şeyi anlamadıkları anlaşılıyor:

Birincisi, Atatürkü silmek için seçtikleri yöntem yanlış. Tam tersine,  Atatürkün mesajını haklı çıkartıyor, onu güncelleştiriyor, adeta ona yeniden can veriyor.

Türkiye onun koyduğu hedefe ulaşmış, yani çağdaş uygarlık düzeyine erişmiş olsaydı Atatürk çoktan gündelik yaşamdan çekilmiş, tarih kitaplarının sayfalarında unutulmaya  başlamış olurdu. Bilimi başlıca rehber sayan, laik, demokratik, kalkınmış, sosyal adaleti sağlamış bir ülkede  Atatürkün mesajı, nostaljik törenler dışında, kimseyi heyecanlandırmazdı.

Oysa yönetimdeki kadro yaptıklarıyla, özendikleriyle, söyledikleriyle her gün Atatürke can suyu veriyor. Bilimin yerine hurafeyi koydukça, kadını toplumsal hayattan kopardıkça, Ortadoğu kabileleriyle  garip ilişkilere girdikçe, insanlar Vay anasını, şu Atatürk ne kadar ileri görüşlüymüş! diyorlar.

Şu açık ve net: Ortadoğu coğrafyası ve İslam alemi Atatürkün hala çok gerisinde. O hala onların çoğu için ulaşılmaz görünüyor. Bu gözlem gittikçe Ortadoğululaşan Türkiye için de geçerli hale geliyor.

Anlamadıkları ikinci şey şu:  Osmanlının cesedinden  kendilerine cüppe olacak bir altın post çıkartmaları mümkün değil. Osmanlıyı emperyalizm parçaladı ama, o zaten kendisini yenileyemeyerek, parçalanacak kıvama gelmişti. 

20. Yüzyılın başlarında Osmanlının Müslüman nüfusuna ilişkin istatistiklere bir bakın, ne görürsünüz? Şunları görürsünüz: Cehalet, yoksulluk, hastalık, perişanlık, bağnazlık, garibanlık...

Cumhuriyet Türkiyesinin hengi  malzeme ile yola çıktığını unutanlar bu ülkenin niçin çok özel olduğunu anlayamıyorlar.

                                                                      ***

Bu ülkenin tarihini hangi tarihten başlatacağımız hep tartışma konusu olmuştur.  Farklı bakış açılarına göre farklı başlangıçlar mümkün.

Ümmetçi için tarih,  Hazreti Muhammedin doğduğu ya da Hicret ettiği tarihte başlayabilir. Türkçü için başlangıç Türklerin dağı eritip Ergenekondan çıktığı tarihtir. Milliyetçi biri, bu ülkeninin tarihinin 1071de Malazgirt savaşı ile başladığını iddia edebilir. Türkiyenin tarihini 19 Mayıs 1919da başladığını söyleyenler olduğı gibi, bir köşe yazarımız bu tarihin Atatürkün doğum yılı olan 1881 olduğunu  öne sürmüştür.

Ancak bunların hiç biri bu toprakların tarihinin derinliklerini kapsamaz.  Bu ülkede yaşananları ve  yaşayanları açıklamaya da yetmez.

Bu topraklar binlerce yıldır bahar yağmurlar gibi göç almış, sel altında kalmıştır. Gelenler yerlilerle kaynaşmış,  değişmiş, değiştirmiştir. Bu ülke bir harmandır.

Yalnız Troyada üstüste dokuz kent bulundu. Kocamış Anadolu kaç katmanlıdır?

                                                     ***

Bizim Neo- Osmanlıcıların tarih anlayışı fetih üzerine kurulu: Bilek ve iman gücümüzlealdık, bizim oldu, bizden öce kim var idiyse umrumuzda değil.  Onları hatırlamak zorunda bile değiliz.

Böyle bir anlayışın ne kadar çağdışı, sınırlayıcı ve yıkıcı olabileceğini biliyoruz.

Son zamanlarda laiklikle ilgili sözleri dolayısı ile gündeme gelen İslamcı Meclis Başkanı İsmail Kahraman Refahyolun Kültür Bakanı olduğu dönemde Anadoluda İslam önce kalıntıların kazılarla çıkartılmasına muhalefet etmişti. Fetihten öncesi yoktu onun için.

Bu anlayışın şimdi burada yaşayanları  istilacı yaptığının, günün birinde birilerinin Peki arkadaş, sen ne arıyorsun burada? sorusuna muhatap olabileceğinin farkında değildi.

Atatürk bunu biidiği için, bu topraklarda İslamiyet öncesinde yaşamış halkların, örneğin Sümerler ile Etilerin aslında Türk olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı. Bu konu tartışmalı olsa da, Anadolunun tüm geçmişiyle bizi ilgilendirdiğini, BİZİM OLDUĞUNU, ilan etmişti. Nereden gelmiş olursak olalım, burası bizimdi, biz buralıydık. Bu topraklara fetih için gelmiş kavimlerin torunları olmanın çok ötesindeydik artık. Yerlileşmiştik. Sabahattin Eyüboğlunun dediği gibi Fetheden de biziz artık, fethedilen de.

Türkiyeyi gerçekten ve derinlemesine sevebilmek için böylesine sentezci bir tarih anlayışı gerekiyor.

Böyle bakınca, bu ülkenin tarihi yaratılışla başlıyor! Katman katman günümüze kadar geliyor. Buna Osmanlı da dahil, 19 Mayıs da

Eğitim