unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Eğitim, Din ve Laiklik

 Prof.Coşkun Özdemir
Az gelişmiş bir ülkede insanlar akla bilime dayanan laik hümanist bir eğitimden yoksun bırakılırsa, bir meslek edinemez, yaşamını sürdürmekte karnını doyurmakta, çocuklarını yetiştirmekte zorluklarla karşılaşırsa doğaldır ki  bu insanlar dine , Allaha sığınacaktır.

Ama önemli soru şudur; Nasıl bir din, nasıl bir Allah inancı? İslam dininde birbiri ile çatışan hatta birbirini öldürmeye kadar giden tarikatlar cemaatler inanışlar var. Yaşar Nuri “Peygamber efendimizin ölümünden 2 saat sonra  islam dininde tahrifat başlamıştır, Arap ülkelerindeki %100, bizdekilerin %95 i gerçek islam değildir' diyordu.

İslam adına yapılanlara bakınca bu bilgin insana hak veriyorsunuz. İnsanlarımızın benimsediği  inanç onu kötü gayri meşru yollara sapmaktan koruyabilir. Ya da tersine toplum düzenine aykırı yollara saparak suçlar işleyebilir.

Davranışlar çok defa içinde yaşanan toplumun yapısına göre şekillenecektir. Düşünerek,sorarak, öğrenerek yaşama yeteneğinden yoksun bırakılmış, bilimsel düşünce ile hiç teması olmamış halkımızın büyük çoğunluğunun laikliği benimsemesi hele savunması beklenemez. Ona öğretilen islam ve Allah elbette her şeyin ötesinde ve üstündedir. Bir inanca bağlı kalan insanlar içinde mazbut bir yaşam süren helal paraya inanan kişiler olabilir. Ama böyle ailelerden asosyal isyancı riyakar, bencil insanlar da yetişebilir.

Herşey nasıl bir aile, nasıl bir inanç, nasıl bir Allah bunun cevabına bağlı. Bugün yurdumuzda müziğin,resmin her türlüsünü günah sayan, örtünmeyen kadınların fuhuşu davet eder (profesörler) diyen, kadınların yalnız sokağa çıkmasını, nişanlıların el ele vermesini, bir genç bilim kadınının yaşlı hocasının elini sıkmasını yasaklayan, inancı adına bilimsel gerçeklere karşı çıkılmasını (üniversite öğrencileri) onaylayan, buna karşılık akraba evliliğine, erkeğin eşini dövmesine, şort giyen bir kadına tekme atılmasına izin veren bir din ve Allah inancı iyice yaygındır. Hatta  korkunç bir katliamı övecek dereceye kadar.

Diyanet başkanlığının bu saydığım inanışların bir çoğuna katıldığını anlıyoruz. Avrupa rönesansına ilham veren ve eski Yunan eserlerini tercüme edip okuyan felsefe yapan İbn-i Haldun, İbn-i Rüşt, İbni Sina Farabi, El Kindi gibi büyük islam bilginlerinden Osmanlının yararlanmayışı ve bugün onların isimlerinin inançlara öncelik verenler tarafından anılmayışı toplumumuz adına büyük talihsizliktir.

Yoksulluğun, eğitimsizliğin suçların en az derecede işlendiği İskandinav ülkelerinde bu tür batıl inançlar varsa da çok nadirdir ve çoğunluk ateisttir. Amerika'nın dindarları İsa'nın gelip her şeyi yoluna koyacağına inanırlar. Geri kalmış toplumlarda ancak şanslı olanlar, varlıklı, meslek sahibi, itibarlı ana babaların evinde doğar. Onların büyük olasılıkla eğitim şansları da iyi olacaktır. İyi okullarda dil öğrenir ve üst tabaka aile çocukları ile arkadaş olurlar. Bunlar laikliğe öncekiler dindarlığa dinciliğe adaydırlar. Bu grupların hangi iktidarı destekleyeceği iktidardaki partinin ideolojisine bağlı olur. Bu fark toplumun ayrışmasında önemli rol oynayacaktır ve oynuyor. Aydınlanmadan uzak kalmış, radikal, güçlü bir inanç sahibi toplumda hangi mevkide yer alırsa alsın, kolay kolay laikliği benimsemeyecektir.

O yanmayan kefen, yasak satranç, el ve göz zinası, 70 huri gibi zırvalara muhataptır. Aklı, beyni, aydınlanma ile bilim ile donatılmamış bir insanın inandığı Allah'ın emir ve yasaklarından kısmen de olsa vazgeçilmesini ( laikliği böyle anlamaktadır) kabul etmesi mümkün değildir. Bu ülke ancak dünya tarihinin en büyük beyinlerinden Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde bilimin aydınlanmanın, laikliğin önemini ve önceliğini anlamak olanağına kavuşmuştur.

Büyük saygı ve minnettarlıkla andığımız kurtuluş savaşının kahramanları Atatürk'ün silah arkadaşlarının böyle bir dünya görüşü konusunda onunla uyuşmazlıkları olduğu biliniyor. Atatürk o eşsiz kişiliği ve karizması ile ülkeyi olabildiğince uygarlığa ve çağdaşlığa taşıyabilmiş ama ondan sonrakiler onun mirasına sadık kalmamışlardır. Bugün çektiğimiz sıkıntıların, derin kaygılarımızın ayrışmamızın bocalamamızın kaynağı budur. Bu yüzden bir alanda çağdaş gösteriler sergilerken öte tarafta ilkellikler ortaya koyuyoruz. Yönetimin benimsemediği  Aydınlanma ve bilim halka ulaşamazdı.

Türkiye halkı yöneticileri ile birlikte hayatta en hakiki mürşitin (yol göstericinin) bilim olduğunu, onu inançları ile bağdaştırmak zorunda olduğunu kavrayamamıştır. Bu talihsizliği yaşamasa idi, eğer 50 li yıllardan başlayarak Türkiye cumhuriyeti yöneticileri Atatürk'ün yolundan ayrılmayıp laikliği sürdürse ve iki aydınlanma odağı köy enstitülerini ve halkevlerini kapatmayıp yaşatsaydı oradan yetişenler uygarlığın en üst ürünleri ile donanıp yurtta ve dünyada barış bilincine kavuşsaydı, Türkiye bugün insani gelişmişlikte bilimde, sanatta, eğitimde dünya ülkeleri arasında en önlerde olacak, etnik çatışma çıkmazında, kindar değil sınıf bilincindeki gençlerimizle barış içinde   örnek bir ülke olacaktı. 

Çok Okunanlar

AKP'nin mitingine kaç kişi katıldı?

Alaattin Çakıcı'dan Meral Akşener açıklaması

Tuncay Özkan da KHK'ya takıldı

Demirtaş, HDP'nin ikinci tur kararını açıkladı

İnce: Erdoğan Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz bir yalancı

İlgili Haberler

ABC Kritik

53 yurttaşın katili dediklerinizle neden pazarlık yaptınız?

ABC Kritik

Kandil hamlesi: Terör değil algı operasyonu

ABC Kritik

AKP'nin son seçim hamlesi: Membiç ve Kandil

ABC Kritik

Mesajı Aldığınız İçin Teşekkür Ediyorum Sayın İnce

ABC Kritik

Ürdün domino etkisini bekliyor...

ABC Kritik

24 Haziran'da hemen demokrasi

ABC Kritik

Yeni sınav sisteminin diğer adı: Adaletsizlik!

ABC Kritik

Erdoğan neden sakin

ABC Kritik

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs... Geleceğin körfezi

ABC Kritik

27 Mayıs darbe mi yoksa bir devrim midir?

ABC Kritik

Hain arıyorsan aynaya bak polis telsizcisi Hayko!

ABC Kritik

Demokrat Parti ve 27 Mayıs