unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Gerici eğitimin rehberi: “Türkiye’nin Maarif Dâvası' kitabı

Mustafa Solak/Eğitimci-Yazar

2015-2016 yaz dönemi seminerlerinde öğretmenlere seminer konusu olarak verilen “Türkiye’nin Maarif Dâvası' kitabı eğitimciler arasında ve kamuoyunda tartışma yarattı. Tartışma yaratan bu kitabın içeriğine bakacak olursak başlıca şu özellikler ortaya çıkar:

1) Cumhuriyet eğitiminin dini dışladığı iddiası: Nurettin Topçu bu iddiasını şu cümleleriyle ortaya koyuyor:

 “Avrupa, körü körüne taklit edilmek istendi. Mektepler açıldı; bunlarda yeni ilimler okutuldu. Lâkin ilim sevgisi aşılanmadı; âlimin üstünlüğü ve cemaat içindeki önderliği telkin edilmedi…teknik putlaştırıldı.'[1]

Topçu, yabancı okul karşıtlığı üzerinden Atatürk dönemini ve sonrasını yabancılara teslim olmakla suçlamıştır:

“Milletimin istiklâlini kazandım, mektebimin istiklâlinden vazgeçtim' diye övünmek sade bir vatan katiline yakışırdı. Ruhların yapıcısı olan mektebin istiklâli feda edilirken kapitülâsyonların zehirli yadigârı olan yabancı okullar bu vatanda tüneyen baykuş yuvaları halinde zehirlerini saçtılar. İstiklâl savaşından sonra işledikleri cinayetin farkında olmayacak kadar kör ve sağır beyinler, iktisadî kapitülâsyonların devamına göz yumdular. Gelişen zaman idarecilere o kadar şuursuzluk getirdi ki evvelki facia yetmiyormuş gibi, bir yanda kifayetsiz din okullarını artırırlarken, öte yanda batılılaşmak hevesiyle, batı dillerinde öğretim yapan okullar açtılar.' (s.34)

Topçu için Batı taklitçiliği sadece Hristiyanlık özentisi değildir. O, Cumhuriyet kadrolarının demokrasi anlayışını da “Yahudi oltası' olarak görür. Cumhuriyet’in demokrasi anlayışı O’na göre “anarşi, isyan' getirmiştir:

“Bugünkü maarif kaba tekniğin peşinde, batının zehirli akımına kapılarını açmış, Yahudiliğin oltası bir demokrasi anlayışının kurbanı zavallı bir kurumdur... Yarışma, boykot, anarşi, isyan, bütün bunlar yıkılan Yeniçeri ocağından çıkarak okulun kutsal sınırlarından içeriye sızmış bulunuyor. Bu nesli zehirleyen, anarşi ve asaletsizlikle birleşmiş berbat bir demokrasi ve hürriyet salgını ile insandaki hırslarla kinlerin ve menfaat emellerinin, hasetlerin ve çeşitli ahlâk sefaletlerinin yayıcısı olan gazeteler, kontrolsüz ve hasta neşriyat.' (s.38)

Meşrutiyet ve Atatürk dönemlerini Batılılaşmakla suçlayan Topçu lisede okutulacak sanat tarihi kitaplarının “şimdilik garplıların neşriyatından küçültüp basitleştirme yolile yapılacak tercümelerle' meydana konulabileceğini savunarak kendisiyle çelişkiye düşmektedir. (s.143)

Topçu “diktatör parti' diye tanımladığı CHP tarafından 1928 yılında Cevdet Kerim İncedayı’nın üniversitede “maziye bağlı mukaddesatını tezyif, tahkir, tezlil' ettiğini de iddia etmiştir. (s.189-190)

Topçu, bugünkü iktidarın ve dinden beslenen kesimin tepkisini çekecek şekilde maaşlı memurları ve devlette idarecileri bulunan din adamları zümresinin kaldırılmasını önerir. Çünkü “dinî hayatın yaşanmasında para ile maaşın hiç yeri ve sözü olmamalıdır.' (s.183)

2) Dine dayalı eğitim: Topçu dönemindeki Cumhuriyet okullarını da beğenmeyerek ilhamını Kuran’dan alan bir eğitim modeli önermektedir. Bu konuda şunları söylemiştir:

“Millî mektebimiz ne medresedir, ne de çeşitli kozmopolit unsurların karşılığı olan bugünkü mekteptir. Müslüman Türkün mektebi, maarif, metafizik ve ahlâk prensiplerini Kur’ân’dan alarak Anadolu insanının ruh yapısına serpen ve orada besleyen, insanlığın üç bin yıllık kültür ağacının asrımızdaki yemişlerini toplayacak evrensel bir ruh ve ahlâk cihazı olacaktır.' (s.15)             

Topçu “mektepten din kültürü kovuldu' diyecek kadar ileri gidecek ve Arapça ile Farsça derslerinin kaldırılmasını millî tarih ve millet dilinin “şamar' yemesi olarak değerlendirecektir. (s.44)

Kitabında "önce, din dersleriyle beraber orta öğretimden mûsikî dersi kaldırılmıştı. Ahlâk bilgileri de “medenî bilgiler' haline konuldu" diyerek Atatürk'ün yazdırdığı Medeni Bilgiler kitabına göndermede bulunmaktadır.

Servet-i Fünûn döneminden itibaren eğitimdeki anlayışın “Batı taklitçiliği' temelinde geliştiğini öne süren Topçu materyalizmi ve pozitivizmi hedefine koyar:

“İlk yıkım Servet-i Fünûn’un temsil ettiği cılız, cesaretsiz, imansız ve bitik bir gençliği hayata çıkardı…Bu nesil, kendini inkâr ederek Batı’ya çevrilmek isterken, materyalizmin ve pozitivizmin çorak zemininde kendi kurbanlarını verdi….İstiklal Savaşı’ndan sonra cesur ve taşkın, yeni ümitlerle canlanmış bir gençliğin doğuşunu karşıladık. Lâkin yeni doğuş, imanın değil, sadece kaba kuvvetin canlanması oldu.' (s.22)

“Millet' kelimesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyişiyle “ümmet içinde millet' anlamında kullanan Topçu, “millet'i İslamiyet’le başlatmaktadır. Dahası yönetim anlayışının Laik Cumhuriyet yapısına ters biçimde İslam’ın doğuşundan beri süren devletlerin yönetimine benzemesini savunmaktadır. Kendisi zaten bu durumda Cumhuriyet’in varlığının “şekilden' ibaret kalacağını şu cümleleriyle belirtmiştir:

“Devlet idealimizi Amerika’dan değil, Alpaslan’ın, Fatih’in ve Yavuz’un devlet anlayışından almamız lâzımdır. Zamanın evrimiyle devrin şartları içinde benimsenmesi zorunlu olan sadece şekildir. Devrimizden devletin yalnız şeklini almalıyız. Devletin ruh ve zihniyeti bütünüyle bizim kendi mâzimizden alınacaktır. Ancak böylelikle büyük devlet olacağız. Garbı taklitte ne kadar ilerlersek o kadar batağa saplanır ve daima küçülürüz…Kendimiz için yepyeni bir maarif sistemi kurarak işe başlamak zorundayız. Bu maarifin ilkokulundan üniversitesine kadar bütün basamaklarında bin yıllık millet iradesiyle bindörtyüz yıllık millet karakteri yaşatılırsa bizim olacaktır.' (s.37)

Topçu dini eğitim verilmediğini eleştirmekle birlikte varolan İmamhatip okullarının bugünkü iktidarın yaptığının aksine orta kısımlarının kapatılmasını savunur. (s.185)

Din derslerinin ayrı bir ders olmasına da karşıdır. Bu okullarda din kültürünün, bütün kültür derslerinin içinde, felsefe, tarih ve edebiyat derslerinde verilmesini önerir. (s.187)

3) Tarikatların tanınması isteği: 10. asırda İslâm düşüncesinden felsefenin kovulması nedeniyle medreselerin işlevlerini yitirdiğini düşünen Topçu, yerine Cumhuriyet kurumlarını değil tarikatları önermektedir:

“Tarikatler halka İslâm’ın ahlâkını aşılıyor, devlet hukukun bekçiliğini yapıyordu...Üçyüz yıl ilerleyen bu ruhsuzluk ve duygusuzluk, geçen asrın içinde medresenin kapılarını birer birer kapatan maarif inkılâplarımızla sonuçlandı. Ancak asrın inkılâpçıları tarafından zorunlu görülen bu inkılâplar, reform mahiyetinde değildi. Yani medresenin ruhunu ıslâh edici değil, onu yıkarak yerine Batı’nın maarifini koyucu idi. Geçen asrın içinde adım adım İslâm kültürünü budayarak yerine Batı kültürünü koyan bu garplılaşma hareketi asrımızın başında hızını artırdı.' (s.41)

Topçu, okullarda felsefe dersinin Meşrutiyet ile konmaya başlamasını olumlu görmekle beraber felsefenin bütünüyle Batı’dan aktarıldığını düşünmektedir. Ona göre felsefenin kaynağı dindi ve dini köklerine dönmeliydi. (s.41-42)  

Lise felsefe programlarından “bilinmesi tehlikelidir diye', “Allah bahsi'nin, “varlık üzerinde düşündürdüğü için bütün metafizik bahisleri'n çıkarıldığını ve “Allah’a götürülüyor diye ruh bahsi'nin, Antoloji’nin atıldığını ileri süren Topçu ilk, orta ve yüksek öğrenimde pozitivist görüşün hâkim olmasını da eleştirir. (s.44, 148, 158,172)

Felsefe dersinin determinist şekilde ele alınmasına da karşıdır. (s.28)

4) Naif kapitalizm eleştirisi: Nurettin Topçu servet biriktirmeye, mülk edinmeye İslam’ın geri plana atılması nedeniyle karşı çıkmaktadır. Lüks hırsına kapılmış büyük sermaye edinmeye karşı çıkmıştır. Paranın bir ele geçmesinin adaletsizlik olduğunu ve felâketlere götüreceğini belirtir. (s.205)

Topçu’nun kapitalizm karşıtlığı buraya kadardır. Emeğin iktidarını savunmaz. Hatta aşağıda görüleceği gibi Komünizm’in lüksü, sermayeyi “usûl ve vasıta' edindiğini üstü kapalı söyleyerek Komünizm ile bu vasıtalarla mücadele edilemeyeceğini savunmaktadır:

“XX. asrın bütün lüks ve kazanç hırsları ile İslâm’ı beraber yaşatmak istediler; büyük sermaye sistemi ile milliyetçiliğin yanyana yürüyebileceğini sandılar; komünistlere karşı yine onların mücadele usûl ve vasıtalarıyla döğüşmeği denediler…Lüks ve kazanç hırsı, insanlığın ruhunu kemiren büyük sermaye saltanatı, anarşist ve maddeci kuvvetler ilerledi durdu.' (s.27)

Ekonomi dersinin liselerde okutularak “ahlâka bağlı bir ekonomi sistemi' kurulmasını hayal etmektedir. Ekonomi dersinin konmasının bir diğer amacı “Yahudi hâkimiyetini yok edebilmek için bu düşmana kendi silâhlarile karşı koymak'tır. (s.144)

Kapitalizm eleştirisinin sınırlarını Komünizm karşıtlığı belirler. Kapitalizm, İslam’ın yaşamayı engellediği ölçüde eleştirmekte ama emekçinin siyasal iktidarına, üretim araçlarının mülkiyetinin denetimini elinde tutmasına dair bir şey söylememektedir. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri gelen dönemi “tarihi maddeciliğin hemen hemen kırk yıldan beri bünyemizi yıpratıcı tefsirleri'nin olduğu dönem olarak değerlendirmektedir. (s.151) Topçu burada kalmamakta devrimin “milleti, dini, aileyi, ahlâkı inkâr eden komünizm ismindeki ucubenin varoşlarına kadar götür'düğünü savlar. (s.191) Topçu aslında eleştirel aklı, bilimi, laikliği, ekonomide Devletçiliği uygulayan Kemalist Devrim’in sosyalizme uzanan yönünü hedefine almaktadır.

Rusya ve Amerika’yı “teknik ve madde iktidarını memleketlere yaymak'la ve “insanlığın kurtuluşunu maddenin sultanlığında aramak'la suçlamaktadır.  (s.152) Topçu ikisini de aynı kefeye koymakta, oysa o zamanki adıyla SSCB sosyalist kampın, Amerika ise kapitalist kampın başını çekmektedir.

Üretim düzeyinin geldiği aşamayı kavramayan Topçu, üretimi artıran, ihtiyacı kolaylaştıran ürünlerin kullanılmasına da karşı çıkarak tarihi geriye döndürebileceğini sanıyor. Ekonomiyi, üretim ilişkilerini anlamayan Topçu çocuksu bir anlayışla otomobil, tv gibi ürünlerin kullanımın azaltılması veya engellenmesiyle kültürel değerlerin bozulmasının önüne geçebileceğini düşünmektedir. Topçu bu noktada tarihin gerisine düştüğünü gösteren şu cümleleri kurabilmektedir:

“Şimdi şehirlerimiz, sayısı asrın başındaki büyük Batı şehirlerinde kurulanların sayısını bulan veya aşan fabrikalarla doluyor. Otomobiller, şehirlerin eski insan nüfusunu geçti. Televizyon işçinin evinde de var. Köylerimizin kapısını çalmak üzeredir. Lâkin iş hayatının, şehirlerin bütün havasını zehirleyen acıları hayatımıza buram buram saçılıyor. Otomobiller kıyma kütüğü gibi insan doğruyorlar da vicdan bundan kurtarıcı bir hareket iradesi ile kımıldamıyor. Televizyon bir iffet ve ahlâk suçlusudur.' (s.47)

Oysaki sayılan araçların hangi ihtiyaca yanıt verdiğini ortaya koymadan teknoloji ve bilim düşmanlığı yapmak insanları bu ürünlerden vazgeçiremez.

5) Harf devrimi karşıtlığı: Topçu harf devriminin milli kültürle, din kaynaklı felsefeyle bağını kopardığını şu ifadeleriyle sergiler:

“Harf inkılâbı yüzlerce yıllık millî kültürle bağları kopardıktan sonra dilin değişmesi üniversite gençliğini ortaokul çocuklarının hizasına indirdi. Bugün edebiyatımızı hakkı ile bilen birini bulmak veya böyle birinin yetişmesini beklemek hayâl oluyor...Felsefî düşüncenin son derece sönüklüğü ise, bu sebeplerle birlikte felsefenin esaslı kaynağı olan dinin, kültür ocağı olmak şöyle dursun, hür düşünceye bile yer vermemiş olmasındandır.' (s.32)

Topçu, yeni harflerin kabul edilmesi karşı çıkmakta ve Osmanlıca’nın kullanımından yanadır.  Ona göre Türk Dil Kurumu Osmanlıca’yı hançerlemektedir ve Türk Dil Kurumu’na karşı mücadele edilmesini savunur:

“Güzel dilimizi vaktiyle Divan edebiyatının nesircileri kurutuyordu; şimdi onu Dil Kurumu boğazlamaktadır… "Osmanlıca' diye asırlar içerisinde gelişen Türk dili hançerlendikten sonra batılı kelimeler dilimize kolayca akın etmeye başladı. Gün geçtikçe ifademizin güzellikleri ortadan kalkmaktadır. Batılı kelimelerin hücumu ile renk renk maskeyle örtülmüş yüze benzetilen dilimiz, korkarım ki bu gidişle bir gün, Türkün ruhu ve Türk dilinin esasları ile anlaşılması imkânsız hâle gelecek ve sonunda Türk dili diye bir millet dilinin varlığı tanınmayacaktır…Ona karşı açılan mücadele, millet varlığına çevrilmiş silâhtır.' (s.36)

6) Yabancı ve özel okullara hayır: Nurettin Topçu, bugün kendini takip edenlerin aksine yabancı okulları milli kültüre aykırı görmekte ve eğitimde ticarileşmeye karşı çıkarak özel okulların yerinin olmadığını savunmaktadır:

“Millî mektep aynı zamanda devlet mektebidir. Bugün Türk maarifinde zehirli birer mantar gibi fışkıran özel okulların birer ticaret yeri olmadığım söylemek olaylar karşısında bir iftiradan başka bir şey değildir. Millet maarifini kazanç hırslarıyla böylesine boğmak, millet kültürüne çevrilmiş suikasttır. Yabancı mekteple özel okul el ele verip millet maarifini birlikte hançerliyorlar.' (s.63)

7) Kız ve erkeklerin ayrı okullarda okutulması: Topçu bir yandan “kızlarını okutmayan millet oğullarını manevî öksüzlüğe mahkûm etmiş demektir; hüsranına ağlasın!' sözünü doğrulamakta diğer yandan da “fakat biz asıl kızlarımızı okuttuktan sonra oğullarımızı ruh öksüzlüğüne mahkum ettik' demektedir. Birbiriyle çelişen bu cümlelerden neyi kastettiğini ise açıklamamaktadır.  Fakat “asıl mesele okutmanın ne demek olduğu meselesidir' diyerek kadınların okutulmasına karşı olmadığını da ortaya koymaktadır. (s.69)

Önerisi “liselerde kız ve erkek öğretiminin ayrılması'dır. Gerekçesini “kız ve erkek öğretiminin terbiyedeki hususiyetlerini ayrı ayrı belirtmek ve kızların terbiyesine şimdikinden daha büyük önem vermek gayesiyle' açıklayarak iktidar yanlısı Eğitim Bir Sen’in gerekçesini andırmaktadır. (s.199) Eğitim Bir Sen’in karma eğitimin kalkmasına yönelik talebinin tarihsel arkaplanında Topçu’nun bu eseri yatmakta ve bu sebeple kitap okullarda dağıtılmakta ve seminer konusu yapılmaktadır.

Topçu “okuyup yazma bilenlerin sayısı arttırıldıkça, öğretim, değerinden kaybetti' diyerek de seçkinlere yönelik bir eğitim savunmaktadır. (s.99)

8) Kadını eve hapsediyor: Kadın terbiyesini ihmal edildiğini savunan Topçu, bu sözlerinin aksine kadına sosyal yaşamda daha fazla yer almasını ve özgürleşmesini savunmaz: Kadın onun nazarında ev işleriyle, çocuk bakmakla yetinmesi gereken bir varlıktır:

“Kadına hayat tarafından ayrılan ev sanatlarıyla küçük çocuğunu yetiştirme mesleği, kızların öğretiminde değerli yerini almalıydı. Enstitülerin sanat dersleri, kız mekteplerinde kimya ve jeoloji derslerinin yerini kısmen tutabilir, en başta musikî gelmek üzere güzel sanatların hepsine buralarda daha fazla yer verilebilirdi.' (s.100)

Kadın ev sanatlarıyla, musiki gibi ruhu güzelleştirecek işlerle uğraşmalıydı. “Kadın hürriyeti, kadını yalnız bıraktı' diyerek kadın hürriyetine sınır konmasını savunan bir anlayışa sahiptir. Onun açısından kadın hürriyeti “cemiyette fertlerin ve zümrelerin karşılıklı sahip oldukları mesuliyet duygusunun inkârından ibaret bir anlayışa bağlanan bu fikir, hakikatte kadını yapabileceği bir çok şeyler üzerinde kabiliyetsiz hale getirmekten başka bir şeye yarama'mıştır (s.194)

9) Alevi düşmanlığı: Topçu “tarikatları ise, asırların arasında tâ kalbinden kemiren şerîr kuvvet Alevîlik olmuştur. Ve böyle bozuk bir zihniyete, kolayca ortak olan hayatî bazlarla yüklü bir âdap ve erkân silsilesi, tarikatları çürütmeğe kâfi geldi. İslâm âlemi, bugün bu iki çürütülmüş zihniyetin harabesi halindedir ' ifadesinde Alevilik İçin “şerir' (fena, kötü), “bozuk ve çürütülmüş zihniyet' diyecek denli Alevi düşmanıdır. (s.72) Hem “inançlara indirilen yumruklar, neslimizi bitab bıraktı' demekte hem de Alevilerden “şer kuvvet' olarak bahsetmekten çekingenlik duymamakta ve Alevilerin ve İslamiçi ve dışı diğer inançların haklarından bahsetmemektedir. (s.150)

10) Üniversite özerkliğine karşıdır: Belirsiz bir zaman için üniversitelerin “millete bağlılığı temin edilmek' gerekçesiyle özerkliğin kaldırılmasını zaruri bulur. (s.199)

Hasan Ali Yücel, Fakirt Baykurt gibi Cumhuriyet eğitimcilerinin adının anılmayarak Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Dâvası' kitabının seminer konusu yapılması dinci eğitime tarihsel dayanak sağlamak içindir. Bu eser, iktidarın “en az 3 çocuk', “annelikten  kaçınan eksiktir, yarımdır' sözüne uygun olarak kadının toplumsal yaşamdan dışlandığı, karma eğitime son verildiği bir ortamın varlığı için de gündeme getirilmiştir. Oysa İstanbul Şişli’de haremlik-selamlık şeklinde seminer verilmesine tepki gösteren öğretmenlerimiz gibi, ulusalcı, bilimsel, laik, demokratik eğitime sahip çıkacak yurttaşlarımızı hesaba katmadan yapılan bu hamleler Cumhuriyet kayasına çarpmaktadır.

img_0022.jpg

[1] Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Dâvası, Dergâh Yayınları, 16. Baskı, İstanbul, 2015, s.13-14. 

Çok Okunanlar

Muharrem İnce başkan yardımcılarını açıkladı

Sedat Peker'den Bahçeli açıklaması

Sigaraya en az yüzde 50 zam geliyor

Ahmet Hakan: İnce için oran verdi

Meral Akşener'den Tansu Çiller açıklaması

İlgili Haberler

ABC Kritik

53 yurttaşın katili dediklerinizle neden pazarlık yaptınız?

ABC Kritik

Kandil hamlesi: Terör değil algı operasyonu

ABC Kritik

AKP'nin son seçim hamlesi: Membiç ve Kandil

ABC Kritik

Mesajı Aldığınız İçin Teşekkür Ediyorum Sayın İnce

ABC Kritik

Ürdün domino etkisini bekliyor...

ABC Kritik

24 Haziran'da hemen demokrasi

ABC Kritik

Yeni sınav sisteminin diğer adı: Adaletsizlik!

ABC Kritik

Erdoğan neden sakin

ABC Kritik

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs... Geleceğin körfezi

ABC Kritik

27 Mayıs darbe mi yoksa bir devrim midir?

ABC Kritik

Hain arıyorsan aynaya bak polis telsizcisi Hayko!

ABC Kritik

Demokrat Parti ve 27 Mayıs