unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

“İhtilal-Devrim ve Darbe'

SAMİ GÜNAL

Bugün 27 Mayıs. Bilen var mıdır, “Hürriyet ve Anayasa Bayramı' günüydü.

Her iki kavrama dair şimdilerde bayram düşünmek bir ütopyadan ibaret kalır. Elde ne hürriyet ne de onu güvenceye alan bir anayasa kalmamış ki bayramı olsun.

27 Mayıs bir ihtilal/devrimdir. Ve getirdiği sivil-özgürlükçü anayasal düzen itibarıyla, gururunun ve karakterinin nişanesi olarak bugünü bayram ilan etmiştir. Onu, nitelikleri bakımından ortadan kaldıran faşist karakterli 12 Eylül darbesi bu bayramı lağvetmiştir.

Bir müşkülatım var. Bu tek gün içinde 27 Mayıs İhtilali’nin geliş sürecini mi anlatmalı yoksa getirdiği anayasal güvence ve özgürlüklere mi değinmeli… Veya moda olduğu üzere çok entelektüel ve özgürlükçü gözükmek için içi boş “darbe karşıtlığı' lafazanlığı mı yapmalı? Ya da salt, kahramanlaştırılan ikonların, aslında, “vatan millet Sakarya' adına ortaya çıkmayıp, temelde kendi sınıfsal çıkarları için toplumu kamplaştırmak suretiyle ikiye ayırarak ihtilale sebebiyet verişlerinin üzerinde mi dursak? En iyisi tüm bunları kapsayan kavram kargaşalıklarını mı üfleyip temize çıkarsak?

Bu kısa günde, konuya neresinden girersek girelim yarım kalacaktır. Oldu olacak her birinden birer tutam alalım. İlk tutam “kavramlar' olsun. Olmak zorundadır da!

Cumhuriyet tarihimizde vücut bulmuş üç askeri harekât vardır. 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül. Söz konusu, askeri harekât olunca ne yapacağız? Çok afili demokrat gözükmek için her yapılmış olan harekâtın niteliğine bakmaksızın bu bir “darbe'dir mi diyeceğiz?

Azgelişmiş toplumların entelektüel dünyalarındaki en büyük sorunlarından birisi de her alandaki kavram kargaşasıdır. Kavramları yerine oturtmadığımız sürece tartışmalar kakofoniye dönüşmektedir. Tartışmaya başlayabilmek için, “ihtilal-devrim ve darbe' kavramlarını bilimsel zeminine oturtma mecburiyeti vardır.

Bağımsız siyaset bilimi teorisyenlerinin tanımlamalarına göre 27 Mayıs, ihtilal/devrim; 12 Mart muhtıra/darbe; 12 Eylül ise darbe olarak adlandırılır. 12 Mart ve 12 Eylül birer hükümet darbesidir.

Peki, bu harekâtların bazıları neden ihtilal/devrim, diğer bazıları da darbe niteliği kazanmaktadır? Bu sosyolojik olayları taşıdıkları nitelikler itibarıyla bilimsel tanım olarak yerlerine konumlandırmaya çalışmalıyız. Devrimin de ihtilalin de ileri olanı var, karşı olanı var. Yani topyekûn kutsanacak gelişimler değillerdir. Fakat genel itibarıyla “devrimcilik' ilericiliğe referans olan bir pratik aksiyondur.

İhtilal ve devrimin zaman zaman aynı anlamda kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Fransız Devrimi/İhtilali denilmesi gibi. Oysaki etimolojik anlamda devrim ile ihtilalin aynı çizgide olmadıklarını görüyoruz. Devrim, köklü “değişimi/değiştirmeyi' ifade ederken, ihtilal, “karıştırmayı/ayaklanmayı' ifade etmektedir. Bir de “isyan' kavramı vardır ki ihtilal niteliğine haiz olmamakla birlikte ihtilalin tetikleyicisi de olabilir... Her neyse, konuyu dağıtmamak adına ne toplumsal çalkalanma içerisinde bulunan isyana ne de toplumsal düzenlemelerin ve doğal gelişimlerin içerisinde yer bulan ıslahata ve evrime değinelim.

Bir harekâtın “ihtilal' ya da “darbe' niteliği kazanabilmesi için gerek şart nedir?

İhtilal, devrimin öncülü, hazırlayıcısıdır. İlk aşamadır. İki karakteristik özelliği vardır. Bir, genişçe bir halk desteğine sahip olması… İki, hedef aldığı iktidarın kendi meşruluk zeminini değiştirmesi, inkâra-terke yönelmesidir.

Devrim, bir yandan kendisi için bizatihi kuluçka olmuş düzeni zora başvurarak yıkmayı, diğer yandan da onun yerine yenisini kurmayı hedefler. Radikaldir yani. Yerine yenisi konulamayan bir “düzen yıkımına' devrim denilemez. Adı devrim olmayan bir kaotik durum olur.

Darbe ise, geniş halk kitlelerinin katılımı olmadan tepeden örgütlenmiş muktedir birkaç kişinin hükümeti/iktidarı zorla ele geçirmesi ve mevcut meşruluk düzeni üzerine haksızca yerleşmesi harekâtıdır. (Meşruluk: Bir toplumda yaşayanların çoğunluğunca kabul görmüş, öteden bu yana uygulana gelen hükümet etme kabiliyeti/şekli.)

İhtilale dönecek olursak, “Zor'u içermesi dolayısıyla ihtilalin içinde bir “darbe' barındırdığını ileri sürmek de mümkündür.  Peki, tersinden bakalım: İhtilal niteliğine evrilen darbe olur mu? O da mümkündür. Bir darbe, iktidarın dayandığı meşruluk zeminini yeniden düzenlerken geniş halk kitlelerinin bilinçli desteğini alabilmişse bir de bakmışız ki ihtilal niteliğine “evirilmiş' olabilir.

Bu mantıkla yukarıda “faşist darbe' diye nitelendirdiğimiz 12 Eylül’ü darbe niteliğinden kurtarıp ihtilale dönüştürebilir miyiz? Hayır! Evet, 12 Eylül öncesi derin devlet işlemleriyle halkın, “eh asker gelirse de gelsin' pasifliğine itildiği ve darbe sonucu yapılan anayasaya yüzde doksan iki buçuk oranında halk desteği verildiği doğrudur... Ama, aması öyle değil, içinde tam teşekküllü “zor' vardır. Ayrıntılar hafızalardadır. İnsanlar korkutularak, baskı ve sindirilmeyle “evet'e zorlanmışlardır. Dolayısıyla 12 Eylül harekâtı darbe ve faşist niteliğinden kurtulamaz.

Darbe dediğimiz “nane' illaki üniforma ve apoletlerle mi yenilir? Bizde şekilcilik esastır. Analitik düşünceyi beceremeyiz ki sevelim! Beyin yıkanmasıyla belletilenleri kıraat edip durmaktayız. Efendim, darbe deyince, boğanın kırmızıya saldırması gibi darbeyi illaki askerler yapar saplantısındayız. Terminolojiye girmeye gerek olmadan darbeye yalın bir tanım getirelim istiyorum. Böylece üniforma ve apolet saplantısında kurtulacağımızı düşünürüm. Darbe, en sade şekliyle:

“Hukukun askıya alınmasıdır.'

Yani, hukuk devletine son vererek kendi dar kadro hukukunu tesis etmektir. Kendi hukuku, hukuk olsa yine iyi diyelim... Diktatöryasına uydurulmuş tamamen hukuk dışı keyfi kanunnamelerdir. Nesnellik, genellik-eşitlik gibi hukuk devletinin olmazsa olmazlarının olmadığı ve tüm erklerin tek elde toplandığı hukuk dışı bir yönetim çöreklenmesidir.

Şimdi lokal konumuz olan 27 Mayıs itibarıyla durup bakalım... Evet, askeri darbeler tu kaka! Peki, 1950-60 arası uygulamalar hangi hukuk devleti kriterlerine uygun? Peki, 2000’li yılların başından bu yana herkesin canlı canlı tarih içinde yaşadığı, hele hele özellikle şu bulunduğumuz ay içinde genel seçimde yüzde elliye yakın oy alarak iktidar olan hükümetin görevden düşürülmesi hangi evrensel hukuk kuralları dâhilindedir? Ey aklı evveller, sizin darbe dediğiniz nedir? Üniformalı ve apoletli unsurlar olmayınca darbe olmuyor mu?

Yıllardır bir darbe teranesi kayığına yerleştirilmiş beşik içinde mışıl mışıl uyutulan bir toplum var. Emzik niyetine de bir “askeri vesayet' sosu dudaklara sürülmüş ki “yemede yanında yat' misali beşikte uyanmaya hiç kimsenin niyeti yok. Beşiğin başında ninni söyleyenlerse numaracılar olarak adlandırılan fırdöndü liboşlardır. Kendi deyişleriyle “kullanılışlı aptallardır.' İçlerinde böylesine kendilerini bilen arifleri de yok değil.

Maalesef, bu toplum seksen sonrası özellikle de iki binli yılların başından itibaren liberal ihanete uğramıştır. Bunlar aracılığıyla bu topluma yapay darbe söylencelerinin yutturularak her türlü hukuksuzluğun kotarıldığı son on-on beş yıllık darbe romanlarını anlayabilmek için üç kavramı bilmek ve analiz yeteneğine erişmek gerekiyor. Bunları bu yazımız kapsamında sadece ana başlık olarak anıp geçeceğiz. Avrasyacılık, BOP VE BOP Eş Başkanlığı.

Liberal ihanette bulunan dönek-ortacı aydınların yanında kimi aklı evvel sol aydınlara da seslenmek gerek. Sol düşüncenin abc’si olan özgürlükler, kurumsal özerklikler, yargı bağımsızlığı, düşünce kaynağı olan Marksizm’in neşriyatları… Hangi yasal açılım ve güvencelerin estirdiği özgürlükler içinde hayat buldu? N’oldu sivil toplumculuk, anti militaristlik? Bu özgürlük ve imkânları geldiği kaynak itibariyle kullanmayıverseydiniz ya! Anti darbeciliğinize halel gelmedi mi? Demek ki kedi olarak bildiğiniz kedi, her zaman o kedi değilmiş. 

Şimdi lokal konumuza olan 27 Mayıs’a tekrar dönüp ilk baştaki “ihtilaldir/devrimdir' tespitimizin içini doldurmaya çalışalım. Ne de olsa kavram kargaşasını ortada kaldırmak için üstlerini üfleme görevimizi birincil olarak yerine getirdik. Artık zor olmasa gerek.

27 Mayıs, tüm demokratik hakları ortada kaldıran nobran bir yönetime karşı başta gençlik olmak üzere halkın nitelikli çoğunluğunu arkasına alarak topluma adaleti, hukuku, özgürlükleri, demokrasiyi ve aydınlanmayı getiren bir harekât olması nedeniyle anayasa ve siyaset bilimi bunun bir ihtilal harekâtı olduğunu tarihe not düşmektedir. 

Bugün bu çağda, toplumun halen özlediği özgürlükçü bir anayasayı ta bundan elli beş yıl önce vermiş olması yönüyle de hiç kuşkusuz ki 27 Mayıs aynı zamanda bir devrimdir.

Çok Okunanlar

Anadolu Ajansı seçim sonuçlarını 4 gün önceden açıkladı

AA'nın ardından Milliyet de seçim sonuçlarını açıkladı 

Seçime 3 gün kala Gezici'den son anket

Ahmet Hakan, İnce için oran verdi

Konda ilk kez anket sonuçlarını açıkladı: Erdoğan ilk turda...

İlgili Haberler

ABC Kritik

53 yurttaşın katili dediklerinizle neden pazarlık yaptınız?

ABC Kritik

Kandil hamlesi: Terör değil algı operasyonu

ABC Kritik

AKP'nin son seçim hamlesi: Membiç ve Kandil

ABC Kritik

Mesajı Aldığınız İçin Teşekkür Ediyorum Sayın İnce

ABC Kritik

Ürdün domino etkisini bekliyor...

ABC Kritik

24 Haziran'da hemen demokrasi

ABC Kritik

Yeni sınav sisteminin diğer adı: Adaletsizlik!

ABC Kritik

Erdoğan neden sakin

ABC Kritik

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs... Geleceğin körfezi

ABC Kritik

27 Mayıs darbe mi yoksa bir devrim midir?

ABC Kritik

Hain arıyorsan aynaya bak polis telsizcisi Hayko!

ABC Kritik

Demokrat Parti ve 27 Mayıs