unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

Gerilemede Dünya şampiyonluğuna doğru

29.08.2017 22:20

Bir önceki yazımda bütün dünyanın bir gerileme çağında olduğunu tartışmıştım. Ancak, Türkiyedeki gerilemenin Batı Avrupada yaşanan gerileme ile karşılaştırıldığında çok daha ciddi boyutlara ve sonuçlara sahip olduğunu belirterek bu konunun irdelemesini bu yazıya bırakmıştım. Karşılaştırmalı olarak konuya eğildiğimizde, Avrupa ve Türkiyedeki gerileme boyutları arasında büyük bir uçurum olduğunu görüyoruz. Her ne kadar Avrupada da bir gerileme sürecinin yaşandığını en azından 1980lerin sonlarından bu tarafa teşhis etmek mümkün olsa da, bu gerileme hiçbir biçimde bizim ülke olarak son yıllarda yaşadığımız gerilemeyle boy ölçüşemez. Örneğin, bizim tanıklık ettiğimiz ortalamanın zaferi veya entelektüelliğe duyulan düşmanlıktaki artış Avrupada bilinen, tanıklık edilen gerilemeler değildir. Peki nasıl anlamak gerekir? Yani Türkiyedeki gerileme ile Avrupadaki gerileme arasındaki uçurumun dayandığı temeller nelerdir?  Elbette pek çok sayıda faktör bulunsa da, ben bu uçurumun iki temel farklılığa dayandığını görmemiz gerektiğini tartışacağım. Yani bizdeki gerileme ölçüsünde Avrupada bir gerileme neden yaşanmıyor sorusunun yanıtı iki temel farklılıkta yatmaktadır. Bu iki temel farklılığı şöyle ifade etmemiz gerekir: birincisi; yaşanılan tarihsel-toplumsal deneyim hakkında kavramsal değerlendirme ile ilgili farklılıktır ve ikincisi bizzat bu tarihsel-toplumsal deneyimin kapsamı ve zamanı ile ilgili farklılıktır. Son iki-üç yüzyıllık tarihsel-toplumsal deneyim Aydınlanma deneyimidir ve kavramsal değerlendirme de bu Aydınlanma deneyimi hakkındaki kavramsal değerlendirmedir. 

Aydınlanma Karşıtları ve Savunusu 

Birinci farklılık, dolayısıyla, Aydınlanmaya ilişkin tutumlardaki farklılıktır. Aydınlanmaya ilişkin ithamlar her ne kadar Avrupada güç bulup palazlandıysa da, Aydınlanmayı itham edenlere karşı Aydınlanma savunusunu çok güçlü biçimde yapan bilimci de yine aynı Avrupadaydı. Modernliğin sonunu müjdeleyenlere karşı, Aydınlanmanın henüz tamamlanmamış bir proje olduğu tartışmasını bütün rakiplerine karşı üstün pozisyonda bulunarak yapabilen bilimciler Avrupada sahayı hiç terk etmedi. 1979 yılında yayınlanmış modernliğin sonunu müjdeleyen bir kitaba karşı 1980 yılında, yani hemen bir yıl sonra, bir sosyal teori ödül töreninde ödülün sahibi modernliğin tamamlanmamış proje olduğunu dünyaya duyuruyordu. Avrupa entelektüellerinin önemli bir bölümüne göre, ilerleme, Aydınlanma itham edilecek değerler değil, aksine yeniden yapılandırılacak değerlerdi. Modernliği itham edenlerin yeni gericiler olduğunu söyleme ve konuşma cesaretine sahip Avrupalı bilimci, dolayısıyla, gerilemeye karşı güçlü bir epistemik-kültürel sahanın içinden konuştuğunun bilincindeydi. Bizde ise bu gelenek akademinin hiç umurunda olmadı. Ağırlıklı olarak sonlar fetişizmine teslim olan Türk akademisinin neredeyse tek derdi bilimsel bilginin nesnelliğine karşı açılmış savaşta kendine bir yer edinmekti. Kendi toplumunun yaşadığı modernlik deneyimini faşist, tepeden inmeci, anti-demokratik gibi olumsuz sıfatlarla zahmetsiz bir biçimde tanımlamanın ötesinde herhangi bir bilgi ortaya koymayan Türk akademisi ve entelektüeli gerilemede asli faillerdendir.

Tarihsel Deneyimin Kapsamı ve Zamanı

Epistemik sahadaki Aydınlanmacı bilimcilerinin gerilemeye karşıtlığının oynadığı önemli rolün yanı sıra, bizzat tarihsel-toplumsal deneyimin kapsamı ve zamanı da gerilemenin Batıda bizdekine oranla çok daha sınırlı gerçekleşmesindeki diğer önemli temeldir. İki-üç yüzyıllık Aydınlanma deneyimi, Avrupalı toplumların tarihsel olarak geriye dönüşlerini olanaksız kılmasa bile oldukça zorlaştırmaktadır. Dinin toplumsal ilişki ağlarında ve toplumsal kurumlarda geriye çekilmesi, hukuk kurumunun özerkliğini kazanması ve siyasal gücü denetlemesi, liyakat usülüne dayanan tabakalaşma modelinin tutunması ve diğer önemli kazanımlar Aydınlanmanın Batı toplumları için verdiği çok değerli meyveler oldu ve bu meyvelerin kaybedilmesi bizdekine göre çok daha uzak ihtimal. Toplum halinde birlikte yaşamanın seküler, demokratik, cumhuriyetçi temellerini uzun süren bir mücadele sonrası atan Batılı toplumların bu temelleri tekrar kazanmayı gerektirecek bir maceraya atılmaları çok daha zor bir olasılık. Cumhuriyetin, demokrasinin yeşermesi ve sonra tutunması için Batılı toplumların verdiği savaş, uzun bir zaman dilimini kapsadı. Kadın sorunundan, emek sorununa kadar toplumsal sorunların çözümünde toplumun katıldığı uzun soluklu mücadele, Batılı ülkelere tarihte kazandığını kaybetmeme inatçılığını kazandırdı diyebiliriz. Bizde ise hem Aydınlanma deneyimi çok kısa bir zaman dilimini kapsamıştı, hedeflerine ulaşmadan kesintiye uğratılmıştı hem de cumhuriyet, demokrasi için inşa aşaması yaşanmış ama kurumsallaşma aşaması yaşanmadan karşı-devrimin zaferine tanıklık edilmişti. Bu nedenlerle gerileme ve modernliğin kaybı bizde elbette çok daha hızlı ve kolay olacaktı. 

Yukarıda sözünü ettiğimiz nedenlerden olsa gerek ki Batıda kapitalizmin meydanı boş bularak demokrasiye karşı asimetrik bir savaş yürütmesinin sonuçları çok geç sayılmayacak bir zamanda fark edildi. Çareler arama sürecindeki Batıda bu nedenle aşırı sağa veya bazı marjinal anlayışlara yönelimler söz konusudur. Ancak, gerilemeyi tersine çevirme gayretleri ve stratejileri de devreye sokulmaktadır. Eğer gayretleri ve stratejileri iş görmezse, Batılılar, tüm dünyanın içinden çıkamayacağı bir yangına odun taşıdıklarının farkındadırlar. Şimdi bize daha yakından bakalım.

Gerileme açısından eğer bir yarış olsaydı, Türkiye dünya şampiyonluğuna oynardı. Neden böyle söylediğime gelince; Türkiye gerçekten sıra-dışı diye tanımlanan istisna bir modernlik deneyimi yaşayan bir ülke ve bu deneyimden bugün pek iz yok. İslami toplumlarda gerçekleşmesinin mümkün olmadığına hükmedilen toplumsal, kültürel, siyasal değişimler bu ülkede gerçekleştiği için istisnai bir modernlik deneyimi tanımlaması yapılmaktadır Türk modernlik deneyimi için. O denli hızlı bir gerileme süreci yaşamaktadır ki bu ülke, bırakın modernlik deneyimi yaşadığı gerçeğini bugün çoğu insan bu ülkede yakın bir geçmişte büyük bir devrim gerçekleştiğini konuşacak durumda değil. Yaklaşık 100 yıl önce yaşadığı dönüşümden bugün eser kalmamışsa, bu Türkiyenin gerilemede çok ciddi boyutlara ulaştığını gözümüze sokmaktadır. 

Kısacası, tüm dünyada yaşanılan bir gerileme dönemindeyiz; ama Türkiye, bu gerilemenin en saf örneklerinden birini teşkil ediyor, hatta gerilemede dünya şampiyonluğuna koşuyor. Gerileme Aklın bir kere daha boyunduruk altına alınmasına işaret ettiğine göre kurtuluş ya da çözüm  için atılacak her adım Aydınlanmacı olacaktır. Gerileme karşıtlarının her şeyden önce bu nokta üzerinde anlaşmaları şarttır. Yani çözüm için Aydınlanmadan başka bir yol yoktur. Gerilemenin yarattığı tahribin üstesinden gelmek için ilerici, Aydınlanmacı ve dolayısıyla halkçı bir projeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Çözüm dolayısıyla cumhuriyetçiliktedir. Burada cumhuriyetçilik demişken; Aristodan buyana kamusal yaşamın üstünlüğüne inanan, politik sahanın önceliğini benimseyen, erdemliliğe vurgu yapan, yurttaşlığı vazgeçilmez bulan, bireycilikten ziyade dayanışmayı öncelikli gören bir politik modele işaret ettiğimi belirtmeliyim. Özgürlüğü de, demokrasiyi de indirgemeci anlayışların ötesinde formüle eden cumhuriyetçilik; hem negatif özgürlüğü, hem araçsal demokrasiyi hem de ekonomici kurtuluşçuluğu reddeder. Laikliğin temeli oluşturduğu bir Cumhuriyet birlikte yaşamamızın temel siyasasıdır. Bu Cumhuriyet Aydınlanmacıdır; halkçıdır ve devrimcidir. Kültürel/epistemik sorunsalı Aydınlanma ile, ekonomik sorunsalı halkçılık ile ve politik sorunsalı laik-kapsayıcı ulus-devlet modeli ile çözecek olan bu Cumhuriyet gerileme karşıtlarının üzerinde hemfikir olduğu veyahut olacağı ya da olmak zorunda oldukları temeldir.

Eğitim