unnamed-010.gif

24257314_145708686196461_1413277131_n.png

darbeicindedarbegif.gif

unnamed-011.gif

Kanlı Pazar katliamından Meclis Başkanlığı'na CIA işbirlikçisi ve derin devlet tetikçisi bir siyasal islamcı

Güncelleme: 30.08.2016 15:47

İslamcı çevreler, AKP yöneticileri, ülkedeki tarikat ve cemaat yöneticilerinin cumhuriyet dönemindeki mağdurluk edebiyatı bitmez. Bu büyük bir yalandır. Türkiye islamcılarının tarihi, emperyalizmle ve derin devletle yüz kızartıcı işbirliklerinin, kullanılmışlığın ve uşaklığın tarihidir.  

Siyasal islamcılar, mağdur edilen bir çevrenin değil, sağcı iktidarlarla karanlık ilişkiler ve utanç verici sembiyotik (çıkar) bağlar içinde olan; yaklaşık 70 yıldır egemen güçler tarafından sola karşı konumlandırılan, beslenen, kollanan ve büyütülen bir çevrenin mensuplarıdır. Onlar bu ülkenin mağdurları değil, zalimleridir.

Bunlardan biri de, bugün Küba Devrimi'nin önderi, dünya devrimci ve sosyalist hareketinin efsanevi liderlerinden Che Guevera'ya aklınca hakaret etmeye kalkılaşan İsmail Kahraman'dı...

Oysa Che; kendisini halka ve bütün insanlığa karşılıksız adamanın, lekesiz olmanın, namusun, ahlakın, adaletin, bilimin, aklın, eşitliğin ve toplumsallaşmış birey kavramının temsilcisiydi. 

Cumhuriyetin kurucu organı TBMM'nin Başkanlığını yapan dinci/mezhepçi İsmail Kahraman'ın sicili, Türkiye'deki bütün gerici, halk düşmanları ve emperyalizmin işbirlikçileriyle ayrnı.. Bu utanç verici sicile, neredeyse bütün siyasal islamcıların izlediği yola biraz daha yakından bakalım.

ELLERİNE YURTSEVER KANI BULAŞANLAR

Günlerden Cumartesi... Tarih 15 Şubat 1969 günü, İstanbul bir sinsi, karanlık ve gelecek kuşaklara utanç verici bir leke olarak aktarılacak bir pusunun "hazırlığı" içindeydi. Sonradan CHP Millletvekili Orhan Birgit, bu hazırlıklardan bazılarını  Meclis kürsüsünden şöyle dile getirecekti:

"Eyüp ilçe başkanınız ne yaptı? Sağmalcılarda sopalar, şişler nereden temin edildi? Kağıthane'de hangi CHP'li marangoza, hangi CHP'li demirciye yüksek paralarla teklif yapıldı da reddetti? Kim kabul etti? Zeytinburnu'ndan hangi minibüsle Eminönü Adalet Partisi şubesinden sopa taşındı? Bunların numaralarını vereyim..."

15 Şubat'ta, Bugün gazetesinin sahibi ve baş yazarı Mehmet Şevki Eygi de daktilosunun başında, ertesi gün çıkacak yazısına hazırlanıyordu. Öyle lafı eveleyip geveleme zamanı değildi. Hedefe tam ortasından vurmak gerekirdi. Eygi, önce yazısına, "Cihada hazır olunuz" başlığını koydu ve devam etti:

"Büyük fırtına patlamak üzeredir, Müslümanlar ile kızıl kâfirler arasında topyekûn savaş kaçınılmaz hale gelmiştir... Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tesbihimi çekerim... Etliye, sütlüye karışmam deyip de kendine zulüm edenlerden olma, gözünü aç, bak!.. Onlarda taş, sopa, demir, molotof kokteyli mi var? Biz de ayni silahları kullanmaktan aciz değiliz... Cihat eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur, canını verirse şehitlik şerefini kazanır."

BÖYLE BİR İTİRAF GÖRÜLMEDİ

Mehmet Şevket Eygi, yıllar sonra, 2008'de milli Gazete'de yazdığı ve insanın kanını donduran itiraf niteliğindeki bir yazıda; "O zaman Allahsız kızıllara ve Rusya'ya karşı ABD'nin nüfuzu altındaydık. İslamda ehveni şerriye kaidesi vardır, komünstlere karşı Amerikayı destekledik" diyecekti.

İnsanı böylesine alçaltan, emperyalizm ile yaptıkları yüz kızartıcı işbirliği ve uşaklığı islam içinden bulduğu böyle bir gerekçeyle savunan birine rastlanmamıştı. Eygi hala islami çevrelerde en yüksek itibar gören kişiler arasında.

Binlerce genç ertesi günkü "Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü"ne hazırlanıyordu. Pankartlar yazılıyor, yürüyüş bo­yunca atılacak sloganlar saptanıyordu. Ve 16 Şubat 1969 Pazar 6. Filo’yu protesto etmek için devrimci gençler Beyazıt Meydanı’nda dönemin en büyük bir protesto mitingi için toplanmaya başlamıştı. Mitinge yaklaşık 40 bin kişi katılmıştı. Bu rakam o günün koşulları içinde çok büyüktü. Solun yükseliş yıllarıydı. Başta üniversiteler olmak üzere sadece gençlik içinde değil, siyasette, sanatta, edebiyatta, sinemada ve toplumda sol, devrimci fikirler ve yeni arayışlar büyük bir hızla yükseliyor, ülkeyi sarıyordu. Özellikle emperyalizme karşı devrimci yurtseverlik büyük bir dalga halinde gelmişti. Aydınlar, gençlik, toplum önderleri, üniversiteler dalga dalga sola akıyordu.

KONTRGERİLLA OPERASYONU

Protesto öncesi İslamcı basın ve örgütler (bunların öncülüğünü MTTB yapıyordu) kışkırtıcı yayın ve toplantı yaptılar. ABD karşıtı göstericiler Taksim’e doğru yürüyüşe geçmek üzere Beyazıt’ta toplanırken sağ görüşlü militanlar da saatler öncesinden Taksim’e geldi. Gece çevredeki camilere sopalar, bıçaklar, satırlar ve silahlar saklanmıştı. Gece aynı zamanda bu camilere dinci saldırganlar yerleştirilmişti. Ayrıca Kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu’nun her yanından taşınanlar Dolmabahçe’ye toplandılar ve tekbirlerle cihad namazı kıldılar. 

Beyazıt'ta başlayan ve öncü grubu Gümüşsuyu üzerinden Taksim Meydanı'na yaklaşan büyük devrimci gençlik kitlesine karşı kalleşçe bir tuzak hazırlanmıştı. Öncü korteji oluşturan 400 kişilik grup ile ana kitle arasına Gümüşsuyu yokuşunda dönemin çevik kuvveti diyebileceğimiz Toplum Polisi girdi. Amerikan emperyalizmini ve 6. Filo'yu protesto eden büyük gençlik kitlesi ile bu grup arasındaki irtibat koparıldı. Bu 400 kişilik kitle Taksim'e girdi. Bugünün haberleşme olanaklarının olmadığı o dönemde öncü grup ile arkada kalan büyük kitle arasındaki irtibatı sağlamak kolay değildi. Nitekim alanda ne olup bittiği çok geç öğrenildi.

kanli-pazar3.jpg

Polis ve islamcı gruplar arasındaki işbirliği ve cinayet ortaklığı öyle açıktı ki, bugünden bakıldığında böyle bir tertibin hem öznesi hem de nesnesi olan dincilerin, siyasal islamcıların nasıl bir mağduriyet tarihi yazdıklarına insan şaşırıyor.  Çok ünlenen bir fotoğraf bütün islamcıların tarihini özetliyor. Bugünün Çevik Kuvvet Polisi'nin o denemdeki yapılanması olan eli coplu bir Toplum Polisinin önünde yere düşen bir devrimci genci iki gerici saldırgan bıçaklıyor. Kontrgerilla ve CIA uşağı bu iki yobazın ellerindeki bıcak ve sopa net şekilde görülüyor.

Onlar mağdur değil, zalimdir. Düzenin olanaklarından yararlanan, eğemen sınıflara uşaklık etmekten utanmayan bir siyasal ahlaka sahiptir. CIA ile işbirliği yapmaktan ve bu anlamda vatana ihanetten kaçanmayan bir topluluktur. Yeterki onlara şeriat için küçük çıkarlar sağlansın, olanaklar verilsin, gerisi önemli değildir. 

İki yüzlü, takiyeci, ve bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaçları olmadığını düşünen, kutsal amaçları için her türlü alçaklığı yapmayı mübah sayan bu çevre, o gün 16 Şubat 1969'da ellerini Amerikan emperyalizmini protesto eden devrimcileri ve yurtseverlerinin kanına bulamaktan kaçınmayacaktı. işte bu saldırının liderlerinden, yönlendiricilerinden ve karanlık tertibinin kurulmasında rol alan en önemli isimlerden biri İsmail Kahraman'dır. 

1-029.jpg

KALLEŞ SALDIRI BAŞLIYOR

Taksim Parkı’nda da toplu namaz kılan sağ görüşlü kalabalık ellerinde taş ve sopalarla alana giren sol görüşlü protestocu gruba saldırdı. Bu saldırı sonrası Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan bıçaklanarak öldürüldü. Yüzlerce gösterici de yaralandı. Sağ Görüşlü öğrenciler saldırı sırasında birbirini tanısın diye kollarına mavi kurdela takıldı. O kurdelaların dağıtıldığı yer de Milli Türk Talabe Birliği binasıydı. Hala karanlıkta kalmış Kanlı Pazar’ın en önemli faili Milli Türk Talebe Birliği idi.

İşte bu MTTB’nın o dönemdeki genel başkanı şimdiki Meclis Başkanı İsmail Kahraman'dı. Yani her fırsatta Mustafa Kemal'e, Cumhuriyetin kazanımlarına saldıran, zamanında CIA ve derin devletle kirli işbirliğinden kaçınmayan bir yobaz... Dünya devrimci hareketi ve sosyalist Küba'nın efsanevi liderlerinden, insanlık tarihinin olabilecek en yüksek ahlak düzeyini temsil eden Ernesto Che Guevera'ya hakaret eden bir kendini bilmez.. Hayatında kahramanlık değil kalleşlikten başka hiçbir şey olmayan bir siyasal islamcı..

KİRLİ SİCİL İSLAMCILIĞIN DOKUSUNDA

Tam 3 bin kişi polis desteğinde ve kuşatmasında 400 devrimci gence saldırmıştı. Adil olmayan ve ahlaksız bir kavgaydı. Polis desteğinde kalleşçe düzenlemiş bir saldırıydı. devrimci gençliğin ana kitlesi, saatler sonra taksim meydanında ne olduğunu öğrenecekti.

Ancak bu kalleşçe düzenlenen saldırı, polis desteğinde yapılan bu Konrgerilla operasyonu, islamcı gençliğin bütün saygınlığını bitirecekti. İslamcılar 12 Eylül 1980 darbesine kadar bir daha ciddiye alınabilecek bir güç olamayacak, kıytırık bir gençlik hareketi olarak kalacaktı. Çünkü kanlı Pazar'ın ardından ülkedeki bütün üniversitelerde ve liselerde islamcılara karış büyük bir tepki ve dışlama hareketi başlayacaktı. İslamcı hareket ve dinci gençlik ancak 12 Eylül darbesinden sonra, kendilerine yol verilmesiyle yeniden güç olacaktı.

Bugün darbe karşıtı olduğunu iddia eden ya da statüko ve derin devletle mücade ettikleri palavrasının arkasına saklanan dinci/mezhepçi gericilerin ve AKP yöneticilerinin gerçek sicili buydu. 

40'LAR KOMİTESİ

Yine O dönemde kontrgerilla yapılanması olan 40’lar komitesi de vardı. O komitenin amacı “üniversite ve üniversite dışında İslamcı öğrencilerin güvenliğinin sağlanması ve eylemlerin daha etkinleştirilmesi' idi. Ve bu komitenin yönetiminde de yine İsmail Kahraman bulunuyordu.

12 Mart 1971 darbesinde tutuklanan ve ordudan atılan devrimci subay, emekli Dz. Binbaşı ve araştırmacı Erol Bilbilik, kitabında bu 40'lar komitesi hakkında şunları yazıyordu;

“Komite’nin kurulmasına, eyemlerde bulunmasına zamanın MİT Müsteşarı Fuat Doğu katkı sağladı. Komite’nin eylemlerinden İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, Ilgaz Aykutlu, Nihat Kaner vb. emniyetçiler haberdardı ve önemli eylemlere de katılıyorlardı… Bu Komite üyeleri solculara ve komünistlere karşı eylemler planlıyor, uyguluyor ve bunların tümünü komandoların üstüne yıkıyorlardı…'

Merdan Yanardağ konuya ilişkin eski Kanaltürk ve Ulusal Kanal televizyonlarında bir dizi program yaparak, Kanlı Pazar'da MİT, Kontrgerilla ve dönemin islamcı yapılanmaları arasındaki ilişkileri ortaya koydu. Belgeler yayınladı. Bu saldırılarda Mehmet Şevket Eygi, Abdullah Gül, İsmail Kahraman, Ali Coşkun, Cemil Çiçek, Abdurrahman Dilipak gibi kişilerin rolünü sergiledi. Buna karşın söz konusu programlara yalanlama gelmedi.

2-029.jpg

ABD GİTSİN RUSYA MI GELSİN?

Peki Milli Türk Talebe Birliği nasıl bir yerdi ve Ne yaparlardı. 6. Filo eylemcilerine karşı kimi nasıl kışkırtıp 'Kanlı Pazar’da rol aldılar? 1960 darbesinden sonra sol yükselince, onlar da büyük bir atılım yaptılar. Çünkü 'yeşil kuşak’ projesi yürürlükteydi. Komünizmle Mücadele Derneği yanına Milli Türk Talebe Birliği iliştirildi. En popüler sloganları şöyleydi;“TİP tip tipsizler Allahsız komünistler. Amerika gitsin Rusya mı gelsin?'

3-023.jpg

MTTB’DEN KİMLERİN YOLU GEÇTİ?

İsmail Kahraman’la birlikte Milli Türk Talebe Birliği’nden yolu geçenler arasında Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Numan Kurtulmuş, Bülent Arınç, Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun, Hüseyin Çelik, Mehmet Ali Şahin, Kadir Topbaş, Taner Yıldız, Cemil Çiçek, Beşir Atalay, Osman Pepe, Abdurahman Dilipak, Necati Çetinkaya da bulunuyordu.

İSMAİL KAHRAMAN HALA MTTB'Lİ

2012 yılında Çorlu’da MTTB Tekirdağ şubesinin etkinliğine katılan İsmail Kahraman o yıllarından övgüyle bahsetti. Kahraman şunları söyledi:

 “Şu an Türkiye’yi yöneten kadro Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Akademisi’ nden yetişti. Bizim dönemimizden iki dönem sonra Tayyip Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliği kültür müdürüydü. Abdullah Gül MTTB İcra Konseyi Genel Sekreteriydi. Sami Güçlü, Beşir Atalay, Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin. Bugün ülkeyi yönetirken gördüğünüz şu kadro Milli Türk Talebe Birliği Akademisi’nden mezun olmuştur.'

Son bir not daha; Hürriyet gazetesinin basılmasını eylemini organize eden AKP milletvekili Abdurrahim Boynukalın yeniden kurulan, ancak birincisine göre son derece düşük bir profil sergileyen MTTB'nin 2011 yılında Genel Başkan Yardımcılığını yaptı. 

Hazırlayan: Merdan YANARDAĞ 

* Erol Bilbilik'in çalışmaları ve Nokta Dergisi arşivlerinden yararlanıldı.